İmam Hasan’ın (AS) barış yapmasının temel sebebi; dünya tutkusu ve İmam’a yardım edilmemesi
Seyyid Cevad Hüseyni
Mukaddime
Üzerinde çokça durulan konulardan biri de İmam Hasan’ın (AS) barış yapması meselesidir. Bu konuda çeşitli görüşler öne sürülmüş; fakat bu konu gerektiği şekilde ele alınmamıştır. İmam Hasan’ın (AS) 25 Rebiyülevvel 41 (hicri) tarihinde bilgece ve cesurca yaptığı barışın yıldönümü vesilesiyle bu makalede, belgelere ve İmam’ın kendi sözlerine dayanarak bu meseleyi inceleyeceğiz; ancak meselenin esasına geçmeden önce şu hususlara işaret edelim:
1- İmam Hasan Mücteba (AS) Muaviye’ye biat etmedi; sadece barış yaptı. Barış da bilinen anlamıyla barış anlaşması değildi. Şeyh Mufid’in (ra) tabiriyle “hudne” yani ateşkesti: “İmam Hasan Mücteba (AS) Muaviye’ye güvenmiyordu. Barış önerisindeki hilesinin farkındaydı. Fakat savaşı bitirme ve ateşkesi sağlama konusunda Muaviye’nin teklifini kabul etmekten başka çaresi yoktu.”
2- İmam Hasan’ın (AS) Muaviye ile ateşkesi birtakım maslahatlar doğrultusunda gerçekleşti. Bunlar, tıpkı İmam Ali’nin (AS) Sakife sırasında hilafet gasp edilirken alttan alıp sabretmesi ile gözettiği maslahatlar gibiydi. Bazı kişiler zamanın ve imamet makamının şartlarını dikkate almaksızın meseleyi gerçekliğe uygun olmayan bir şekilde tahlil ediyorlar. Örneğin şöyle diyorlar: “Hüseyin bin Ali (AS) savaş ve mücadele adamı, yani bugünün tabiriyle bir devrimciydi. Ancak İmam Hasan (AS) karakter olarak çok halim selim biriydi ve barış ve uzlaşma yanlısıydı.” Bu sözler son derece yanlıştır. Zira İmam Hasan (AS) eğer hicri 61. Yılında olsaydı, tıpkı kardeşi İmam Hüseyin gibi kıyam eder ve aynı şekilde şehit olurdu. Aynı şekilde İmam Hüseyin (AS) de İmam Hasan’ın zamanında ve yerinde olsaydı barış yapardı. Yüce İslam Peygamberi (SAA) şöyle buyuruyor: “Hasan ve Hüseyin savaş da yapsalar, barış da yapsalar iki imamdırlar.”
İmam Hasan’ın (AS) ateşkesini İslam dünyasında imamet sürecindeki en zorlu aşamalardan biri olarak görmek mümkündür. Bu, tarihin en büyük devrimci esnekliği ve takatleri aşan bir acıydı ve Ali’nin (AS) oğlundan başka hiç kimse onu en yüksek iman derecesinde kavrayıp yapamazdı. Maalesef bazı art niyetli kişiler kinleri ve garazları sebebiyle cahiller ise bilgisizlikleri sebebiyle bu konuyu tahrif edip karmaşık bir hale getiriyorlar.
Bu iki meseleye işaret ettikten sonra şimdi İmam Hasan’ın (AS) neden barış yaptığı meselesine geçebiliriz.
Din eksenlilik mi dünya tutkusu mu?
Şunu bilmemiz yerinde olur bu soru İmam Hasan’ın (AS) kendisine de sorulmuştur. Çünkü onun dostları da İmam Hasan neden barış yaptı diye bunu kendine dert edinmiştir.
İmam Hasan buna cevaben şöyle demiştir:
“Allah’a yemin ederim Şamlılarla savaş konusunda bizde bir şüphe ve tereddüt meydana gelmedi. Biz gönül birliği içinde ve fedakarca Şamlılarla savaşıyorduk; ancak bir anda gönül birliği düşmanlığa ve fedakarlık ise bağırıp çağırmaya dönüştü. Siz Sıffin savaşında dininiz dünyanızdan ileri bir şekilde (yani din eksenli olarak) babamla birlikte savaşa katıldınız. Fakat bugün dünyanız dininizin önüne geçmiş bir halde (dünyaya bağlanmış kimseler olarak) sabahladınız.”
“… O halde eğer ölüme ve fedakarlığa hazırsanız biz onun sözünü geri çeviririz ve hükmünü Allah’a bırakırız. (Cevabı kılıcımızla veririz) Eğer dünya peşindeyseniz (ve mücadeleye hazır değilseniz) onun teklifini kabul edeceğiz.”
Yani biz Ehlibeyt olarak değişmedik, değişen sizsiniz. Yani siz daha önce din eksenli idiniz; ancak şimdi dünyaya meylettiniz ve dünya eksenli oldunuz bu da barış yapmamıza neden oldu.
İşte burada “el-bakiye, el-bakiye” yani geri kalan halka merhamet edin feryatları yükseldi ve İmam Hasan (AS) geri kalan az sayıda insanın hayatını korumak için tek başına barışı kabul etmeye mecbur oldu.
Dünya eksenliliğin tehlikesi
Şu an toplumumuzu tehdit eden ciddi tehlikelerden biri halkın, bazı yetkililerin ve kimi seçkin kimselerin dünya eksenli olmasıdır. Her ne kadar son dönemdeki fitneler Amerika, İsrail ve Suudi Arabistan gibi düşmanlar tarafından destekleniyor olsa da şu mesajı vermiştir: Eğer yetkililer refaha dalar ve hiçbir şeyi dert edinmezse, seçkin kimseler dünyaya ve lükse yönelirse halk da dünyaya eğilim gösterecek ve kendi dünyası için yetkililere kıyam edecektir.
Halk dünya eksenli olunca canını ve malını koruma peşine düşünce zamanın imamı yalnız kalıyor ve savaşın yüce hedeflerini gerçekleştiremiyor. İmamlar bu yüzden zamanın tağutlarıyla barış yapmak zorunda kalıyor.
Bazı imamların barış yapmasının veya sessiz kalmasının en önemli sebeplerinden biri kendisine eşlik edecek yardımcıların bulunmamasıdır.
Zeyd bin Vehb şöyle diyor: Hz. Hasan Mücteba’yı Medain’de yaraladıkları zaman onun yanına gittim, hastaydı. Ona: ‘Ey peygamber’in evladı! Kararınız nedir, insanlar ne yapacağını bilmez bir halde ve şaşkınlık içinde bulunuyor’ diye arz ettim.