İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in Dönemlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi

04 December 2025 21 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 5

Özet

İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) barışı konusunda tarih boyunca sürekli olarak bir tartışma ve sorgulama söz konusudur: O neden Muaviye ile barış yaptı, durumu malum olan böylesi bir fasığa neden biat etmeyi kabul etti? Eğer barış uygun bir çözüm yolu idiyse o halde İmam Hüseyin neden hicri 61 yılında Yezid’le barış yapmaya yanaşmadı?

Bu mukayeseli araştırma İmam Hüseyin’in hareketi ile İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) barışını konu almaktadır.

Anahtar kelimeler: İmam Hasan, İmam Hüseyin, imamet, barış, tatbiki inceleme

Giriş

Herhangi bir tarihi olay tahlil edilirken araştırmacı, o olayın tüm boyutlarını göz önünde bulundurmalıdır. Bu çerçevede eğer İmam Hasan’ın (a.s) barışını inceliyorsak öncelikle kendimizi yapabildiğimiz ölçüde o dönemin (hicri 61 yılı) atmosferine yaklaştırmalı, muteber tarihi metinleri inceleyerek, o yılların olaylarla dolu siyasi, toplumsal, dini hatta ekonomik durumunu çok iyi anlamamız gerekir. Aynı şekilde büyük Hüseyni kıyam konusunda da zamanın gereklerini o döneme özgü toplumsal ve siyasi şartları dikkatle ele almak gerekir. O halde tam bir inceleme yaptıktan sonra bu tarihi olayla ilgili olarak gerçeklere uygun bir tahlil yapabileceğiz. Aksi taktirde tarihi metinleri incelemede hataya düşüp başkalarının da sapmasına neden olabiliriz. Bu durumu dikkate alarak İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) barışının sebeplerini daha iyi kavrayabilmek için önce o dönemin gereklerini, İmam Hasan’ın hayatını incelemek ve sonra da İmam Hüseyin’in döneminin zamansal ve mekânsal durumunu mukayese etmeliyiz. Elbette bu inceleme sırasında İmam Hasan’ın (a.s) barış yapmasının sebeplerini ele alacağız. Şunu da belirtmek gerekir ki bu meselenin tahlil edilmesi, daha fazla çabayı ve bu makaleden daha geniş çaplı bir metni gerektirir; ancak bu da bu yazının hacminin dışındadır. 

Bu makamda önemli olan bir diğer konu da şudur, barış yapmasının sebepleri incelenirken en iyi kaynaklar imamın kendisinin kendi döneminde barışa karşı olanlara yönelik konuşmaları ve sözleridir. Dolayısıyla barış konusunda bulabileceğimiz her sebebin yanı sıra İmam Hasan’ın (AS9 kendi sözlerini de esas alacağız.[1]         

Hicri 41 Yılında Durum

Tarih incelenirken Hz. Ali’nin (a.s) şehadetinden sonraki yıllardaki durumdan hareketle şunu kavramak mümkün: O dönemdeki Iraklıların veya Kufe halkının büyük kısmı İmam Ali’nin sâlih halefi olan İmam Hasan Mücteba’ya biat etti ve Kufe’de kendine özgü bir durum hakimdi. Halk bir yandan peş peşe yaşanan savaşlardan (Cemel, Sıffin, Nehrevan savaşları) yorulmuştu. Öyle ki sadece Sıffin savaşı 18 ay sürmüş ve her iki taraftan birçok insan ölmüştü. İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) çevresindekilerin çoğunlukla barışa, cihadı bırakmaya ve hayatlarını yaşamaya daha meyyal olmasının en başlıca sebeplerinden biri bizzat buydu.

Öte yandan İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) hükümet döneminde hilafet merkezinde, yani Kufe’de bile çeşitli etkin gruplar vardı. Şimdi bunlardan bazılarına işaret edelim:

1- Emeviler grubunun ülkenin yer yerinde nüfuzu vardı. Görünüşte İmam Mücteba’nın (a.s) sancağı altındaydılar; ama içten içe kendi hedeflerinin peşindeydiler.

2- Şüpheciler grubu İmam Ali’nin (a.s) haklılığı konusunda şüphe duyuyordu, onu Osman’ın katili olarak görüyor ve onun adil olmadığına inanıyordu.

3- Hariciler grubunun hem İmam Hasan ile arası kötüydü hem de Muaviye ile.

4- Aldırışsızlar grubu, ne İmam Hasan (a.s) onların umurundaydı ne de Muaviye.

5- Şiiler grubu, bunlar da imanlarının zayıflığı ve güçlülüğü konusunda birbirinden farklıydı. Bunlara bir diğer topluluğu daha eklemek gerekir: Uzun yıllardır cephede olan kimseler.[2]  Bunlar geri kalmışlık duygusu yaşıyordu, bir kısmı da savaşlarda sevdiklerini kaybetmişti.

6- Önceki halifelerin davranışlarına alışmış olan grup. İmam Ali’nin (a.s) ve İmam Hasan’ın (a.s) yönetimleri onları değiştiremedi. Dolayısıyla İmam Hasan savaşa devam edecek olursa aynı anda birçok cephede savaşmak durumunda kalacaklardı, münafıklara, şüphecilere, Haricilere, hatta sözde iyilik isteyen Şiilere karşı…

Bu kadar farklı grupların ortaya çıkmasının sebeplerinden bazıları şunlardır:

Öncelikle insanların büyük çoğunluğu için dinden ve onun anlamından habersizlik söz konusuydu. Bunun asli yüzü Şam’da görünüyordu. O kadar ki Cuma namazını çarşamba günü kıldılar; ancak halktan bunun bahsini bile eden olmadı.[3]  Diğer bir etken de şuydu: Yönetimde yer alanların ve önde gelenlerin çoğunda dinsizlik hakimdi, yaşantıları berbattı, onların dini satın alınabilir bir şeydi.

Öte yandan halkın kandırılması, riya, insanların imamete karşı beyninin zehirlenmesi ve saptırılması, halkın parçalanması için oldukça fazlaydı. Halkın büyük bir kısmı yoğun propagandalar ve çıkarılan söylentiler sebebiyle tereddüde kapılmıştı.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar