8-kadın

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 13

İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik’te Kadın

Şerif Abdulazim Muhammed

Giriş

Bundan yaklaşık beş yıl önce Toronto Star dergisinde Gwynne Dyer’ın kaleme aldığı “Erkeğin hâkimiyetinde İslam yalnız değil” adlı bir makaleyi okumuştum. Bu makale, Kanada’nın başkenti Montreal’de düzenlenen ve Mısırlı ünlü feminist Nawal Saadawi’nin görüşlerine karşılık “Kadınlar ve Güç” konulu konferansta bir nevi katılımcılarının tepkilerini dile getirmekteydi. Kısaca Dr. Nawal Saadawi’nin yanlış siyasi iddialarını şu şekilde özetleyebiliriz;

“Kadın hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasında önceliği Yahudilik ve Ahd-i Atik’de, daha sonra Hristiyanlık ve nihayetinde Kuran’da görebiliriz.” ve bir başka cümlesinde;

“Tüm (Semavi) dinler erkek hâkimiyeti üzerine kurulmuştur; çünkü onların yapılandığı topraklarda hep ataerkil toplumlar yaşamıştır.” ve yine;

“Kadınların örtünmesi İslam’a özgü bir üslup değildir, biz bunu eski kültürlerde, diğer din mensubu rahibelerde de görmekteyiz.”

Bunun üzerine konferansta bulunanlar kendi din ve mezheplerinin İslam dini ile bir tutulmasına tahammül edemeyip, Dr. Saadawi’yi eleştiri yağmuruna tuttular. Dünya Kadın Hareketi yetkililerinden Bernice Dubois, Dr. Nawal Saadawi’nin sözlerinin kabul edilemeyeceğini ve onun görüşlerinin diğer din ve toplumların inançlarına ne denli ters düştüğünü dile getirmişti.

İsrail Kadın Örgütü üyelerinden Alice Shalvi ise şöyle diyordu: “Benim bu duruma mutluka itiraz etmem gerekir; çünkü Yadudilikte örtünme adında bir kavram yoktur.”

Gwynne Dyer’ın bu makalesi; bunca tepkinin aslında batı dünyasının kendilerini ve genelde kendi kültürel miraslarını tehdit eden İslam için yapıldığını kaleme alıyordu. Gwynne Dyer: “Aslında Hristiyan ve Yahudi feministler; kendilerinin kötü tıynetli Müslümanlarla aynı kefeye konulmasından rahatsız olup itiraz ettiler.” şeklinde yazmaktaydı.

Ben konferansa katılanların İslam hakkında, özellikle de kadın meselesi söz konusu olduğunda böylesine tepkiler vermelerine hiç de şaşırmamıştım. Batı dünyası İslam’ı, kadının her zaman erkek karşısında arka planda kalması ve ona boyun eğmesi şeklinde görmektedir.

Bu anlayışın ne kadar katı olduğunu anlamak için Fransız milli eğitim müdürlüğünün son zamanlarda başörtüsü takan tüm Müslüman genç kızların Fransız okullarından atılması gerekmektedir yasasını dile getirmek kâfidir. Okumak isteyen Müslüman genç kız hicabından ötürü eğitiminden mahrum kalacak ama yaşıtları olan diğer Katolik Hristiyan öğrenciler okullarına boyunlarında asılı haç ile ya da Yahudi olan bir öğrenci de başında dininin gereksinimi Yahudi papağı olan Kipa ile derslerine girebilecektir, böyle olmaz. Fransız polisinin Müslüman kızların başörtüsüyle okula girişlerini engelledikleri sahneler kolay kolay hafızalardan çıkacağa benzemiyor. Bu sahneler Alabama eyalet valisi olan George Wallace’ın 1962 senesinde yaptığı o yüz kızartıcı olaya ne de çok benzemekte; George Wallace okul önlerinde bekler ve zenci öğrencilerin okullara girmesini engellerdi. Bu iki utanç tablosunu birbirlerinden ayıran tek fark şudur; zenciler, hem Amerika ve hem yurt dışından oldukça fazla destek görmekteydiler. Hatta dönemin Cumhurbaşkanı John F. Kennedy; Birleşik Milletler Ulusal Muhafız Birliği’ni siyahî öğrencilerin derslere girmeleri konusunda zor kullanmalarına bile izin vermişti. Ama Fransız vatandaşı Müslüman kızlar hiçbir kesimden yardım ve destek bulamadılar. Anlaşılan onların ne Fransa içinde ne de dışında kimseye bir yararları yoktu. Bunun en büyük sebeplerinden biri de; İslam’ın günümüz dünyasında yanlış algılanması ve korkulmasıydı.

Orada benim Montreal konferansı hakkında daha fazla araştırma yapmama sebep olan bir soru sorulmuştu; Dr. Nawal Saadawi’nin tüm bu görüşleri gerçekle bağdaşıyor muydu acaba? Başka bir değişle; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet aynı kadın anlayışına mı sahiptiler? Bu konuda farklı görüşleri var mıydı? Gerçekten de Yahudilik ve Hristiyanlık kadınlara İslam dininden daha çok mu özen göstermekteydi? Peki, asıl gerçek neydi?

Bu zor soruları araştırıp, cevaplarını bulmak hiç de kolay olamasa gerek. Zaten, birisinin olaylara tarafsız yaklaşıp, insaflı olması ya da en azından adaletle hükmetmek için elinden geleni yapması gerekmektedir. İslam’ın öğrettiği de zaten budur. Kuran-ı Kerim Müslümanlara kendi yakınlarının hoşuna gitmese bile doğruyu söylemelerini emreder;

“Konuştuğunuz zaman, yakınlarınız aleyhine de olsa, adaleti gözetin.” (En’am/152)

“Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun.” (Nisa/135)

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar