Allâme S. Muhammed Hüseyin Tabâtabâî’nin Hayatı

04 December 2025 29 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 7

Dr. Muhammed Bâkır Horasânî

 

وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْرًا كَث۪يرًا

 

“O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir.” (Bakara, 269)

 

 

 

Doğum

Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, hicrî kamerî 29 Zilhicce 1321 (milâdî 17 Mart 1903 / şemsî 26 İsfend 1281) perşembe günü her zaman dindarlığı, bilgisi ve zarafeti ile tanınan ünlü seyyid ailelerinden birisi olan soylu ‘Tabâtabâî’ ailesinde Tebriz’de dünyaya geldi. Babası onun adını Seyyid Muhammed Hüseyin koydu. Doğumu Meşrutiyet Hareketi’ne rastlar; Azerbaycan ve özellikle Tebriz şehri o dönemde oldukça etkili ve önemli bir siyasî merkez olarak kabul edilirdi. Seyyid Muhammed Hüseyin, beş yaşında annesini, dokuz yaşında da babasını kaybetmiş ve küçük erkek kardeşiyle birlikte; Seyyid Muhammed Hasan Bey yani babasının vasisinin vesayeti altına girmişlerdir. Allâme’nin kendisi bu dönem hakkında şöyle yazar:

“1903 yılında Tebriz’de âlim bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Annemi beş yaşında, babamı da dokuz yaşında kaybettim. Her insan hayatında acı ve tatlı şeylerle karşılaşır. Ben ise hayatımın büyük bir dönemini yetim olarak geçirdim ve bir yetimin acısını tüm kalbimle hissedip idrak ettim.”[1]

 

Eğitim

Seyyid Muhammed Hüseyin ilkokul eğitimine 1911 senesinde yani 8-9 yaşlarından itibaren başladı ve 1917 yılına kadar Kur’an-ı Kerim, Sadî-i Şîrâzî’nin Gülistân ve Bustân, Nisâbü’s-sıbyân, Tarih-i Mu’cem ve o dönemin diğer yaygın kitaplarını okudu.

Allâme konuyla ilgili şunları yazmıştır:

“Babamın vefatından kısa bir süre sonra mektebe, daha sonra da bir okula gönderildik ve nihayetinde eve gelen özel bir muallimin eline emanet edildik. İşte bu sayede Farsça ve ilkokul eğitimi ile meşgul olmaya başladık. Bu neredeyse altı yıl sürdü. O günlerde ilkokullar için belirli bir müfredat ve eğitim programı yoktu.

Çok net hatırlıyorum; 1911 ile 1917 yılları arasında, eğitimle meşgul olduğum zamanlarda, genellikle her şeyden önce okutulan Kur’an-ı Kerim’i ve Sadî-i Şîrâzî’nin Gülistân ve Bustân’ını, Nisâb’ı, Ahlâk-ı Mûsavver’i, Enver-i Süheylî’yi, Tarih-i Mû’cem’i, Mûnşiât-ı Emir Nizâm’ı ve İrşâdû’l Hisâb’ı okuyup bitirmiştim.”[2]

 

İlim Havzasına Giriş

1918’de dinî medreseye geçerek 1925 yılına kadar Arap edebiyatı, fıkıh ve seviye dersinin esasları ile mantık, teoloji ve felsefe kitaplarını okuyan Allâme aynı zamanda, akrabası olan Mirzâ Ali Nakî’den de hat ve güzel yazı sanatını öğrendi. Onun kullandığı nesta’lik ve şikeste hat yazısı, o zamanın hat ustalarının en güzel ve en belâgatlı hatlarından biriydi. Her ne kadar ömrünün son zamanlarında yorgunluktan ve elindeki titremeden dolayı hattı bozulsa dahi ancak satırlara yazılan cümleler, bu sanatta bir ustadan söz ediyordu. Kendisi bu konu hakkında şöyle diyordu:

“Gençlik zamanından kalma bazı yazılar var ki onlara baktığımda bu benim yazım mı diye hayretler içerisinde kalıyorum!”[3]

Öte yandan Allâme, Tebriz’deki eğitimi hakkında şunları yazıyordu:

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar