Molla Sadrâ’nın İnsan Tasavvuru: Sınırları Aşan Varlık

04 December 2025 40 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 10

Doç. Dr. Mahmut Meçin*

Özet

Tevarüs ettiği İslam düşünce ekolleri arasında bir uzlaşı tesis etmeye çalışan Molla Sadrâ, hikmetü’l-müteâliye adını verdiği düşünce sisteminde başta ontolojik meseleler olmak üzere kozmolojik, epistemolojik, psikolojik ve eskatolojik birçok meseleye dair özgün sayılabilecek yaklaşımlar ortaya koymuştur. Bu yaklaşımlardan biri de onun insanın mahiyeti, varoluşu ve tekâmül sürecine dair düşünceleridir. Varlık merkezli düşünce sisteminde önemli bir yere sahip olan insan tasavvuru Sadrâ’nın felsefesini özgün kılan, varlığın ontolojik önceliği (asaletül-vücüd), varlığın dereceli yapısı (teşkikü’lvücûd) ve cevherî hareket öğretileriyle şekillenen ve anlam kazanan bir tasavvurdur. Sadrâ’ya göre âlem bir bütün olarak adeta bir nefis gibi canlı bir varlıktır. Hakk’ın esma ve sıfatları dâhil âlemin tüm hakikatlerini özünde potansiyel olarak taşıyan insan tabiat åleminin ötesine geçme potansiyeline sahip olan yegâne varlıktır. İnsan, henüz anılmaya değer bir varlık olmadığı en düşük vücûd derecesinden başlamak suretiyle hareket-i cevheriyle peyderpey içsel dönüşümler geçirerek yüksek mertebelere doğru ilerler. İnsanın tekâmül yolculuğu maddî varlığın ulaşabildiği en yetkin sûret olan “insan-ı kâmil” mertebesine kadar devam eder. Bu çalışma Sadrâ’nın başta Esfâr olmak üzere eserlerinde öne çıkan insan tasavvurunu bahse konu etmektedir. Sadrâ’nın insana dair ontolojik, antropolojik ve psikolojik tahlilleri üzerinde durulan çalışmada amaç filozofun düşünce sisteminde insan tasavvurunun yerini tespit etmeye çalışmak ve insanın fizik âlemle sınırlı olmayan varlığına dikkat çekmektir.

Anahtar Kavramlar: Molla Sadrâ, İnsan, Antropoloji, Varlık, Nefis

 

Giriş

Molla Sadrâ klasik dönem sonrası İslam felsefesinin önemli simalarından biridir. Kendinden önceki düşünce ekolleri arasında tesis etmeye çalıştığı uzlaşıyla hikmetü’l-müteâliye adını verdiği bir düşünce sistemi kurmuş ve bu sistemde başta ontolojik meseleler olmak üzere kozmolojik, epistemolojik, psikolojik ve eskatolojik birçok meseleye dair özgün sayılabilecek yaklaşımlar ortaya koymuştur. Bu yaklaşımlardan biri de onun insanın mahiyeti, varoluşu ve tekâmül sürecine dair düşünceleridir. Varlık merkezli düşünce sisteminde önemli bir yere sahip olan insan tasavvuru Sadrâ’nın felsefesini özgün kılan varlığın ontolojik önceliği (asaletü’l-vücûd), varlığın dereceli yapısı (teşkîkü’l-vücûd) ve cevherî hareket teorileriyle şekillenen ve anlam kazanan bir tasavvurdur. Her şeyin merkezine varlığı koyarak tüm felsefî tahlillerin varlıkla başlayıp varlıkla son bulduğunu savunan Sadrâ’nın insan tasavvuru da onun varlık felsefesinin bir tezahürüdür. Diğer bir ifadeyle Sadrâ ontoloji temelinde bir antropoloji ortaya koyuyor. Sadrâ’ya göre âlem bir bütün olarak adeta bir nefis gibi canlı bir varlıktır. Hakk’ın esma ve sıfatları dâhil âlemin tüm hakikatlerini özünde taşıyan insan, varlığı sabit ve tek bir âlemle mukayyet olmayan ve tabiat âleminin ötesine geçme potansiyeline sahip olan yegâne varlıktır. Bu nedenle insanın gerçek mahiyeti sadece tabiat âlemindeki varlığına bakarak anlaşılamaz. İnsanın hakikati ancak dünya hayatının keyfiyeti yanında bu dünyaya nereden geldiğini yani mebdei ve bu dünya hayatının ötesinde insanın nereye gittiğini, yani meâdı hakkında doğru bir tasavvura sahip olmakla anlaşılabilir. İnsanın kim olduğu sorusu bu üç aşamalı hayat serüveninde insanın nereden geldiği, şuan nerede olduğu ve nereye doğru gittiği sorularına verilebilecek doğru ve yekdiğeriyle tutarlı bir cevaplar zinciriyle yanıt bulabilir. Belki de bu nedenle insanın hakikatini son derece girift bir durum olarak gören Sadrâ bu hakikati anlamanın kolay olmadığına dikkat çeker.

Başta felsefesinin şahadetnamesi sayılan eseri Esfâr olmak üzere el-Mebde ve’l-meâd, el-Mezâhirü’-ilâhiyye, Esrârü’l-Âyât ve İksirü’l-Arifîn gibi birçok eserinde insanın aşamalı bahse konu eden Sadrâ insan hakkındaki mülahazalarını insanî nefsin hudûsu, mahiyeti, kuvveleri, bedenle ilişkisi, tekâmülü ve bekası üzerinden anlatır. Sadrâ’nın insan tasavvurunda tebarüz eden en önemli husus âlemden insana ve insandan âleme, başka bir ifadeyle afaktan enfüse, enfüsten afaka doğru kurguladığı düşünsel yolculuklarla mebde ile meâd arasında insanın kemal yolculuğuna dair yaptığı mülahazalardır. Nitekim felsefî öğretilerini sistematik bir bütünlük içinde ele aldığı Esfâr eserinin içerik planı da insanî nefsin kemal sürecini tasvir eden dört aklî sefer üzerine tasarlanmıştır. Bu bağlamda insanî nefsin hudûsu, bedenle ilişkisi ve bilhassa ölümden sonra devam eden tekâmül yolculuğu Sadrâ’nın felsefesinin en önemli meselesi olduğu söylenebilir.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar