Dinin Menşei

04 December 2025 54 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 13

Seçkin Fransız sosyolog Émile Durkheim (1858-1917) açısından dinin asli unsurlarını ve menşeini tanımanın en iyi yolu, sanayi ve teknoloji bakımından en aşağı düzeyde bulunan gelişmemiş bir toplumu incelemektir. O, bu amaçla, daha önce Avustralya’nın yerli kabileleri hakkında gerçekleştirilmiş araştırmalardan yararlandı ve Dinî Hayatın İlkel Biçimleri kitabında teorisini ortaya koydu.

Durkheim’in, saha araştırmalarından yararlandığı sosyolojik malumata göre Avustralya’nın yerli kabilelerinden her biri, -totem adı verilen- bir hayvan veya bitkiyi, bazen de cansız bir varlığı kutsayıp kendine simge yapmış birkaç taifeden (klan) oluşuyordu. Her totemin, onun saygınlığını korumak için oluşturulmuş “tabu”ları veya haramları vardır. Durkheim’in ifadesiyle, totemizm hayvan ve bitkiye tapınma değil, bilakis her bir fenomende tecelli eden ve onların hiçbiriyle aynı olmayan soyut ve şahıs dışı bir güç (tanrı) karşısında tazimde bulunmaktır. Dolayısıyla totem, bir yandan şahıs dışı bir gücün (tanrı) simgesiyken, diğer taraftan toplumun sembolüdür. Sonuç itibariyle tanrı, o toplumun kendisinden başka bir şey değildir:

Totem, bir bakışa göre bir şeyin zâhir ve görülebilen yüzüdür. Ben onu totemin aslı veya tanrı olarak adlandırdım. Diğer bir bakışa göre ise klan (taife) olarak nitelenen topluluğun sembolüdür. Totem taifenin bayrağı ve her taifeyi diğer taifelerden ayıran alamettir... Bu durumda totem hem tanrının, hem de toplumun simgesi olursa bu, tanrının o toplumun kendisi olduğunun delili sayılmaz mı?

Durkheim’in söyleyişiyle, dindarlar dinî ritüelleri yerine getirmekle bilinçsizce toplumsal bağları sağlamlaştırmaya koyulur ve toplumun asıl olduğunu, kollektif çıkarların öncelik taşıdığını vurgulamış olurlar. Toplumun bekasına yardımcı olan herşey “kutsal”dır ve dinin alanına girer. Bunun dışında kalan hiçbir şey kutsal değildir. Ahlakî bağlayıcılıklar da kamuoyu baskısından başka bir şey sayılamaz. Dinî öğretilerin birçoğu totem ilkesinin yardımıyla izah edilebilir: Ruh, bireylerin içinde yeralan totemin kendisidir. Nefsin bekası ise bir şahsın ölümüyle toplumun hayatına devam etmesi manasına gelir.

Değerlendirme

Bazı batılı düşünürler Durkheim’in teorisindeki eksiklikleri metodolojik, etnografik ve teorik olmak üzere üç grupta ele almıştır. Bu üç tür sorunun -ve bu konuda ortaya konmuş diğer kategorilerin- ayrıntılı bilgisini aktarmak bu kitabın maksadını aşmaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili temel birkaç noktayı açıklamakla yetineceğiz:

1. Durkheim, zan ve tahminle uzak geçmiş hakkında teori üreten ve bu yolla insanın ilk dinsel eğilimlerinin sırrını araştıranları eleştirmekle bugüne ait ve ulaşılabilir araştırmanın bir örneğini teklif etmekte ve Avustralya’nın yerli kabilelerini, beşeri tarihin geçmişteki çehresini bugünkü insanlara yansıtan bir ayna saymaktadır. Ama bir toplumun sanayice gelişmemişliğinden acaba onun dinsel orijinalliğine ilişkin sonuç çıkarılabilir mi?

2. Durkheim’in analizindeki metodolojik sorunlardan biri, Avustralya’nın yerli kabileleri hakkında sınırlı verilere dayanması ama bunu yersiz biçimde genelleyerek sözde evrensel bir teoriye varmasıdır. Burada temel soru, herhangi bir dinin cevherinin, tüm dinlerdeki öz olduğundan nasıl emin olunabileceğidir. Gerçek şudur ki, totemizmin bütün dinlerin kaynağı olduğuna hiçbir net delil tanıklık etmemektedir. Buna ek olarak, günümüzde Avustralya yerlileriyle ilgili veriler ve Durkheim’in onlardan anladığı da ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

3. Durkheim, kanıtlanmamış varsayımları referans alarak ve “tanımlama” gibi hamlelerle, kastettiği şeyi ispatlamanın peşindedir. Mesela Dinî Hayatın İlkel Biçimleri kitabının başlangıç bölümlerinde dini “kutsal olanla bağlantılı inanç ve eylemlerin bütünlüklü düzeni” şeklinde tanımlamakta ve daha sonra kutsal olan ile toplumsal sorunlar arasında çok daraltılmış bir ilişki kurmaktadır. Bu varsayımlara (yani bir yandan dini kutsal şeylerle ilgili eylemler olarak tanımlayıp öte yandan kutsal olan ile toplumsal meseleler arasında bağ kurma) istinat edilmesi, dinin toplumsal ihtiyaçları dile getirmekten başka bir şey olmadığı sonucuna giden yolu asfaltlamak demektir. Oysa antropologların söylediğine göre bazı kültürlerde kutsal olan ile kutsal olmayan arasında herhangi bir fark gözetilmez ve aynı zamanda kutsal olan, toplumsal olmayan şekillerde de tecelli edebilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar