Akıl-nakil ilişkisinde Gazâlî ve filozoflar arasındaki metod birliğini ve temel ortaklığını gösteren açık örnek, husuf ve kusuf hakkında Peygamber'den (s.a.a.) naklettiği ve değerlendirdiği rivayettir. Bu rivayet hakkındaki görüşüne el-Munkız mine'd-Dalâl'da ve Tehafütü'l-Felasife'de yer vermiştir: “Allah Rasülü'nün (s.a.a.) "Güneş ve Ay, kişinin hayatı ve ölümü nedeniyle tutulmayan Allah'ın iki nişanesidir. Eğer Güneş ve Ay tutulursa Allah'ı zikredin ve namaz kılın." buyurduğu ve Peygamber'in (s.a.a.) bu sözünün müneccimlerin ve filozofların sözüyle nasıl bağdaşabileceği söylenirse şöyle cevap veririz: Peygamber'in (s.a.a.) bu sözü onların bahsettiğiyle hiçbir şekilde çelişmemektedir. Çünkü bu sözde Peygamber (s.a.a.) sadece kusuf ve husufun vuku bulmasının bireylerin ölümü ve hayatı nedeniyle olduğu iddiasını reddetmekte ve bu olayların vuku bulması hȃlinde namaz kılınmasını emretmektedir. Güneş'in doğuşu ve batışı esnasında ve öğle vaktinde namaz kılmayı emreden şeriatın, bu farizayı kusuf ve husuf sırasında da müstehap olarak emretmesinde ne sorun vardır? Eğer hadisin sonunda "Allah bir şeye tecelli ettiği sırada o şey O'na boyun eğer" cümlesinin geçtiği ve bunun da kusufun Güneş'in Allah'ın tecellisi sebebiyle O'na boyun eğmesi olduğu söylenirse cevaben deriz ki: Bu cümle nakilde sahih gelmemiştir ve onu nakledeni tekzip vaciptir. Buna ilȃveten, bu cümle rivayetin sonunda geçiyor olsa bile onu tevil etmek kesin olan şeylerle çatışmaktan daha kolaydır. Bu seviyede açık olmayan aklî deliller vasıtasıyla tevil edilen öyle çok zâhir vardır ki.” (Tehafütü'l-Felasife, 42).
Sonuç
Gazâlî'nin sözleri onun açısından akıl-nakil ilişkisini somut biçimde açıklığa kavuşturmaktadır. O, çatışma durumlarında ilk aşamada iki tarafın uzlaştırılması niyetindedir. Peygamber'in (s.a.a.) sözünün filozofların sözüyle çelişmediğini söylediği cümlenin anlamı şudur ki, çelişki varsayıldığında ciddi sorun ortaya çıkar ve bunun dışındaki durumda iki tarafın biraraya getirilmesi için çaba gösterilmelidir. Ama eğer çatışma ciddiyse ve uzlaştırılmaları mümkün değilse, Gazâlî açısından, senedin sıhhatini ve Peygamber'den (s.a.a.) sözün sadır olduğunu törpülemenin sırası gelmiş demektir. Nitekim nakledilen rivayetin son kısmını törpülemiştir. Fakat bu da mümkün değilse ve sözün senedinde kesinlik sözkonusuysa bu durumda çözüm yolu tevile başvurmak ve kesin olanla (akıl ile) dalaşmamaktır.
Akıl ve aklî delil bahsinde acaba bundan daha saygılı bir söz söylenebilir mi? Gazâlî'nin sözünün, Farabî, İbn Sina, İbn Rüşd ve Tabatabaî'nin bu konuda söylediğinden en küçük bir farkı var mıdır? O hȃlde Gazâlî'yi akıl ve felsefeye muhalif tanıtmanın âlemi var mıdır?! Gazâlî'nin burada zikrettiğimiz sözleri, gerçekte onun çatıştığı şeyin (ve akranlarının), genel anlamıyla felsefe yapma ve akıl değil, fakat tümevarımcı filozoflar, Aristocu felsefeye dair görüşlerin bir bölümü ve revaçtaki felsefî görüşler olduğunu göstermektedir.
Kaynakça
İbn Rüşd, Faslu'l-Makal fi ma beyne'l-Hikme ve'ş-Şeria mine'l-İttisal, Muhammed Ammare'nin edisyonu, Mısır, Dâru'l-Maarif, tarihsiz.
İbn Rüşd, Tehafütü't-Tehafüt, Muhammed el-Ureybi'nin edisyonu, Beyrut, Dâru'l-Fikr el-Lübnanî, 1993.
İbn Sina, en-Necat mine'l-Ğark fi Bahri'l-Dalalat, Muhammed Takî Dânişpejuh'un edisyonu, Tehran, Tehran Üniversitesi, 1364 Hicrî Şemsî.
İbn Sina, eş-Şifa, el-İlȃhîyat, Kum, Mektebetu Ayetillahi'l-Uzma el-Mer'eşi el-Necefi, 1404 Hicrî Kamerî.
Tabatabaî, Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsiri'l-Kur'an, Kum, Camia-i Müderrisin-i Havza-i İlmiyye-yi Kum, tarihsiz.
Tabatabaî, Muhammed Hüseyin, Şia, Mecmua-i Müzakerat ba Profesör Henry Corbin, Ali Ahmedi ve Seyyid Hadi Hosrovşahi'nin izahlarıyla, Kum, Müessese-i İntişarat-i Risalet, tarihsiz.
El-Gazâlî, “Kanunu't-Te'vil”, Mecmuatu Resaili'l-İmami'l-Gazâlî, Beyrut, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, tarihsiz.
El-Gazâlî, el-Mustasfa min İlmi'l-Usul, İbrahim Muhammed Ramadan'ın edisyonu, Beyrut, Dâru'l-Erkam, tarihsiz.
El-Gazâlî, el-Munkız mine'd-Dalâl, Cemil Saliba ve Kâmil Ayad'ın edisyonu, Beyrut, Dâru'l-Endülüs li't-Tabaa ve'n-Neşr, 1973.
El-Gazâlî, Tehafütü'l-Felasife, Maurice Bouyges, Beyrut, Dâru'l-Meşrik, 1990.
Farabî, Ebu Nasr, el-Cem' beyne Re'yi'l-Hakimeyn, Albert Nasrî Nadir, Beyrut, Dâru'l-Meşrik, tarihsiz.
Farabî, Ebu Nasr, el-Siyasetu'l-Medeniyye, Ali Bu-Mülhem'in edisyonu, Beyrut, Dâr ve Mektebetu'l-Hilâl, 1996.