Yeni Kelam ve Kapsamı

04 December 2025 29 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 7

Burada dikkat çekilmeyi hakeden nokta, İslamî akaidin savunulmasının geniş ve kapsamlı bir sahası bulunduğu ve kelamcıyı, akaid alanında olmasa da ve ahlak ya da fıkıh alanında olsa bile İslamî öğretilerden herhangi birinin makullük ve makbullüğüne meydan okuyan her görüş ve teoriyi incelemek ve tenkit etmekle, sözkonusu öğretinin makullük ve makbullüğünü yoksayan şüpheyi bertaraf etmek üzere onu bir şekilde çözüme kavuşturmakla görevlendirdiğidir. Çünkü İslam’ın öğretilerinin -hangi kısmında olursa olsun- makullüğün sarsılması İslamî akaidin sorgulanmasına yolaçacaktır. Mesela bir kimse, “Filana göre ve falan delille İslam’da miras kanunu zalimcedir ve kadının hakkını gözetmemektedir” dese, her ne kadar doğrudan fıkhî bir öğretiye dönük şüphe ortaya atmış ve fer’i bir hükmü sorgulamış olsa da dolaylı olarak Peygamber’in vahyi tebliği etmedeki ismetini veya ahkamın teşriindeki ilahi hikmeti hedef almış demektir. Bu sebeple kelamcı ona cevap verme yükümlülüğüyle karşı karşıyadır.

Kelam Istılahının Geçmişi

Hadislere başvurulduğunda hicri ikinci yüzyılın ilk yarısında “kelam” ıstılahının, İslam akaidiyle ilişkili ilim için bir ad olarak Müslümanlar arasında yaygınlaştığı görülecektir. İmam Sâdık’tan (a.s) (83-148) nakledilen çok sayıda rivayette “kelam” kelimesi İslam akaidiyle ilgili ilmin adı olarak, “mütekellim” ise bu konuda araştırma ve konuşma gücüne sahip kişi sıfatıyla zikredilmiştir.

Örnek vermek gerekirse Yunus b. Yakub şöyle der:

Şam halkından bir adam kendisine geldiğinde İmam Sâdık’ın (a.s) yanındaydım. Adam şöyle dedi:

“انّی رجلٌ صاحب کلام و فقهٍ و فرائض و قد جئت لمناظرة اصحابک

(Kelam, fıkıh, feraiz bilen ve taraftarlarınla münazara için gelmiş biriyim)”

Kasdettiği, kelam ve fıkıh ilmine vakıf olduğu idi.

İmam Sâdık da (a.s) sözün devamında Yunus’a şöyle buyurmaktadır:

“لو کنتَ تُحْسِنُ الکلام کلّمْته

(Eğer kelamda maharetin olsaydı onunla konuşurdun)”

Kelam İlminin Adlandırılmasının Gerekçesi

Kelam ilmine geçmişte “usül-i din ilmi” ve “tevhid ve sıfatlar ilmi” de deniyordu. Ona “fıkh-ı ekber” -fıkh-ı asgar sayılan ahkam ilmi karşısında- adı verildiği de şöhret bulmuştur. Bununla birlikte onun asıl adı kelam ilmidir. Bu ilme “kelam” adı konmasının sebebi açıklanırken bazı gerekçeler zikredilmiştir:

1. Bu ilme dair telif edilmiş ilk kitapların fasılları “el-kelam fi...” başlığıyla diğerlerinden ayrılmıştır.

2. Bu ilimde, çok sayıda ihtilafı tetikleyen en tartışmalı mesele, Allah’ın “kelam”ının hüdus ve kıdemi olmuştur.

3. Bu ilim, kişiyi söz (kelam) söylemede, yani şer’i konularda araştırma ve istidlal yapmada güçlü kılar. Tıpkı felsefi konularla ilgili aynı durumda olan mantığa “mantık” (نُطق’tan söz söylemek manasında) denmesi gibi.

4. Bu ilimde, muhaliflerle konuşmak (kelam), tenkit, inceleme ve onlarla ilmî diyalog diğer ilimlerden daha fazladır.

5. Bu ilimde mevcut bulunan delillerin kuvveti, onu adeta tek münasip ve vazgeçilmez söz şekline büründürmüştür.

6. Bu ilimde, ehl-i hadisin inancına göre, haklarında konuşmamak ve susmayı tercih etmek gereken meseleler çevresinde araştırma yapılmaktadır.

Kelam İlminin Mevzusu

Kelam için çeşitli mevzular beyan edilmiştir:

1. Bir grup kelamcı -belki de kelamın felsefenin yerine kullanılması nedeniyle- kelam ilminin mevzusunu “varolması nedeniyle varlık” kabul etmiştir. Şu farkla ki, kelamda, felsefenin aksine meseleler İslam’ın kanununa uygun ele alınmaktadır.

2. Özel bir boyuttan, yani dinî akaidi ispatlamanın dayandığı yönden bilinmesi

3. Allah’ın zâtı

4. Allah’ın varlığı ve mümkünâtın varlığı

5. Dinî akaid

Kelam ilmine somut mevzu belirlenmesi için gösterilen çaba, her ilim için, onun meselelerine bütünlük kazandıracak biricik ve somut mevzunun gerekliliği varsayımına dayanmaktadır. Halbuki bu iş, sadece, konuları ispatlama yöntemi bürhan olan (mantık ilmindeki kavramsal ve özgün anlamıyla), özü ve türü itibariyle meseleleri bütünlük arzeden ilimlerde zorunluluk taşımaktadır. Matematik, geometri, felsefe (metafizik) ilmi gibi. Ama tüm ilimler böyle değildir. Çok sayıda mesele ve konuların bir ilimde biraraya getirilmesi, sözkonusu meselelerin temin ettiği kendine özgü hedef ve niyet bakımından mümkündür; fıkıh usülü ilminde olduğu gibi. Kelam ilmi de akaidi ispatlama ve dinin sütunlarını tehdit eden şüphelere cevap verme yoluyla İslam’ı koruma hedefiyle tesis edilmiştir.

Kelam İlminin Faydası

Kelamcılar aşağıdaki konuları kelam ilminin faydası olarak beyan etmiştir:

1. Kelam ilmini öğrenenlerin fikir ve düşünce gücünü geliştirmek ve tekamüle erdirmek, aşağı taklid seviyesinden yüksekteki yakin makamına çıkarmak.

2. Delilleri beyan yoluyla hakikat taliplilerini dinin akaidine irşad ve hidayet etmek; düşmanları ise iddialarını reddetmek üzere delil ve bürhan ikamesi yoluyla ekseriya hakikati kabul etmeleriyle sonuçlanacak şekilde mecbur bırakmak.

3. Dinin akaidini koruyup muhafaza etmek ve onu, inkar edenlerin şüphelerine karşı kollamak.

4. Onaylayıcı temel ve prensipleri ispat yoluyla diğer dinî ilimler için muhkem prensipler üretmek.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar