Molla Sadrâ Epistemolojisi

04 December 2025 52 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 13

4.2. Fiilî Bilgi-İnfiâlî Bilgi Taksimi

Bilgi konusunda yapılan bir başka taksimin fiilî, infiâlî ve ne fiilî ne de infiâlî şeklinde olduğuna değinen Sadrâ, Allah’ın kendi zâtı dışındaki şeyler hakkındaki bilgisinin ve diğer illetlerin malûller hakkındaki bilgisinin fiilî bilgiye örnek olduğunu belirtir. Filozof, Allah dışında olan bilen için sadece herhangi bir değişim ve infiâl ile gerçekleşerek malûllerinden olmayan şeylerin bilgisini ise infiâlî bilgiye örnek olarak verir. Onun infiâlî bilgiyi irtisam ile nefsin zâtında veya aletlerinde meydana gelen bilgi olarak açıkladığı söylenebilir.

Ne fiilî ne de infiâlî olan bilgiye örnek ise, akleden zâtların kendileri ve suretlerinin kendilerinden kaybolmadığı şeyler hakkındaki bilgileridir.[38] Nitekim onların akletmesi, o suretlerin irtisamı ile gerçekleşmez. Sadrâ’ya göre bir bilginin, bir yönden fiilî bilgi ve başka bir yönden infiâlî bilgi olması mümkündür. Filozof, buna haricî maddelerde vehimlerin tesiri gibi, kendilerine etkilerin iliştiği hâdis bilgileri örnek vererek, varlık ve bilgi arasında bir benzerlik kurar. Bilginin kendi fertleri üzerine vukuunun evvelî, gayrı evvelî, öncelikli ve öncelikli olmayan olmasının; varlığın teşkîk ile fertleri üzerine vukuunun şiddet ve zayıflık yönleri bakımından olması gibi olduğunu vurgular.[39] Sadrâ’ya göre Allah’ın kendi zâtı hakkındaki bilgisi, onun dışındakiler hakkındaki bilgisinden bilgi olmaya daha layıktır. Çünkü Allah’ın kendi zâtı hakkındaki bilgisi, diğer bilgilerin illeti olmasından ötürü, bilgilerin en kadîmidir, en şiddetlisidir ve zuhûr olarak daha güçlüdür. Filozof, o bilginin bizim için kapalı olmasının sebebinin ise onun zuhûrunun üstünlüğü ve bizim gözlerimizin onu idrak etmekten aciz kalması olduğunu açıklar.[40]

4.3. Basit Bilgi-Mürekkeb Bilgi Taksimi

Sadrâ’nın bilgi hakkında yer verdiği taksimlerden biri de basit ve mürekkeb bilgi taksimidir. Filozof, bu ayrımı bilgi ve bilgisizlik/cehl arasında benzerlik kurarak ortaya koyar. Bilginin bilgisizlik/cehl gibi basit ve mürekkeb olduğunu açıklayan Sadrâ, basit bilginin idrak edilen şeyin tasdikini ve o idraki gözden kaçırmak ile beraber bir şeyin idrakinden ibaret olduğunu savunur. Mürekkeb bilginin ise idrak edilen şeyin o şey olması ve bu idrake ilişkin şuur ile beraber, bir şeyin idrakinden ibaret olduğunu belirtir. Ortaya koyduğu bu düşüncelerinden yola çıkarak Yüce Allah’ın idrakinin basit vecih üzere her bir şey için onun nazarının aslında gerçekleştiğini açıklar. Bu düşüncesine gerekçe olarak herhangi bir şeyden bizzat idrak edilen şeyin söz konusu idrak duyusal, hayalî ve aklî olsun veya huzûrî ve husûlî olsun, ancak o şeyin varlığının tarzında olmasını gösterir.[41]

4.4. Huzûrî Bilgi ve Husûlî Bilgi Taksimi

Bilgi konusunda Sadrâ’nın yer verdiği en önemli ayrımın huzûrî bilgi ve husûlî bilgi ayrımı olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü her ne kadar Sadrâ’dan önce bilgi konusunda huzûrî bilgi ve husûlî bilgi taksimi yapılmış olsa da, filozofun bilgi görüşünde bu ayrımın daha farklı olarak şekillendiği söylenebilir.[42] Filozof, idrakin ancak nefsin idrak edilen şeye yönelmesi ve o şeyi müşahedesi olduğunu açıkladığı çerçevede nefis için zait bir suretle olmayan huzûrî işrâkî bilginin zorunlu olduğunu savunur. Mutlak olarak idrakin hâsıl olan bir surete muhtaç olduğunu açıklayan Sadrâ, idrak edenin zâtına zait olan zihinsel surete ihtiyacın, ancak idrak edilen şeyin varlığının maddî cisimler ve arazları gibi, nursal idrakî bir varlık olmaması veya idrak edilen şeyin varlığının idrak eden yeti nezdinde hazır olmadığı durumda geçerli olduğunu vurgular.[43] Bu çerçevede huzur kavramının idrak edilen şeyin, idrak eden nezdinde hazır bulunması anlamına geldiğini açıklar. Bilgi elde etme sürecinde önemli bir yeri olan huzurun ise  (a) idrak edilen şeyin varlığının olmaması, (b) idrak edilen şeyin idrakî varlığının olmaması ve (c) idrak edilen şeyin varlığının idrak eden yeti nezdinde idrakî varlığının olmaması gibi farklı sebeplerden ötürü gerçekleşmemesinin söz konusu olduğuna dikkat çeker. Varlıklardan her biri, başka bir varlık için hâsıl olmadığını belirten Sadrâ’nın düşüncesine göre ilmî suretlerden her biri, bilmeye elverişli olan her şey için hâsıl olmaz. Eğer durum öyle olsaydı, her bilen, her şeyi bilmiş olacaktı. Ancak filozofa göre durum öyle değildir.[44]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar