İslam Ümmetinin Vahdet Düşüncesi ve Vahdetin Önündeki Engellerin Kaldırılması
Hasan Kanaatlı
Özet
Vahdet nedir? Kur’an ve sünnetin vahdet konusunda Müslümanlara emirleri ve kazandırmak istediği bakış açısı nelerdir? Siyasetin vahdete etkisi nedir? Ümmetin arasındaki ihtilafın kaynakları nelerdir ve caiz olan ihtilaflar hangi tür ihtilaflardır? Vahdetin önündeki engeller ve bu engellerin ortadan kaldırılmasının yolları nelerdir?
Bu makalede yukarıdaki sorulara cevap aramaya çalıştık. Fitne ve kaosun Müslüman toplumu olumsuz etkilediği bugünlerde vahdetin önemini, nasların bu konudaki yaklaşım tarzını, Müslümanların bilinçsizliğinden meydana gelen engelleri ve bunları nasıl çözüme kavuşturacağımıza dair görüşümüzü sunmaya çalışacağım.
Giriş
Kuşkusuz Muhammed (s.a.v) ümmeti, dünya ve ahiret saadetinin tevhit dinine bağlılıkla mümkün olacağına inanan bir topluluktur. Tevhidin sosyal versiyonu ise “vahdet”tir. Yüce İslam Peygamberi (s.a.v) Mekke’de 13 yıl “Tevhit”in mücadelesini vermiş, Medine’ye hicret edince de ilk icraatı Tevhit esasına dayalı “vahdet” toplumunu oluşturmuştur. Bunu oluştururken hem Muhacir ve Ensar’ı birbiriyle kardeş ilan etmiş hem de aşiret ve kabileleri birbirlerine yaklaştırmıştır. Hatta “Ehl-i Kitap” olan Yahudi ve Hristiyanlarla dahi sulh ve selamet içerisinde yaşamayı prensip edinmiş ve kendine inananlara amelen bunu göstermiştir. Yüce Allah’ın emri ile vahdet prensibinin yaşaması için mekânlar(camiler) tesis etmiş, günlük cemaat/vahdet ibadetleri, büyük ve kalabalık cemaatler ile haftalık cuma/vahdet ibadeti ve yılda iki kez bayram namazlarını vazetmiştir. Öyle ki bu vahdet disiplini sayesinde dağınıklıklarından dolayı insanlık sahnesinde hiçbir değer teşkil etmeyen dönemin bedevi ve müşrik Arapları, vahdet sayesinde hatırı sayılır bir medeniyet ve imparatorluklar kurmuş ve insanlık tarihine “saadet asrı” denilen mutluluğun ve huzurun zirve yaptığı bir asrı altın harflerle yazmışlardır.
Hz.Resulullah (s.a.v)’den kısa bir zaman sonra vahdet sütunları sarsıntı geçirip yeniden ihtilaflar baş gösterince o altın dönem bir daha yakalanamamıştır. Bu kez de sorumluluk bilinci taşıyan Müslüman âlimler, hatanın nerede olduğunu araştırmaya koyulmuş ve çözüm yolları bulmaya çalışmışlardır. İşte biz de bu makalede, İslam âlimlerinden tevarüs ettiğimiz vahdet ile ilgili anlayışı ve vahdeti sağlamanın yollarını, vahdetin Kur’anî delillerini, sünnetteki yerini ve içtihattan fetva ve görüşleri vs. kısmî bir şekilde anlatmaya çalışacağız.
Her zamankinden daha fazla ülkemizin ve ümmetin ihtiyaç duyduğu vahdet konusunu ele alıp işlemek, özellikle de ilahiyat camiasının en başta gelen görevleri olduğu kanaatini taşımaktayız. Zira vahdet ilahî emrini en başta ele alanlar ilahî elçilerdir. Âlimler de onların varisleri olduklarına göre, ilahî elçilerden sonra bu görevi ilk ele alacak olanlar da âlimler olmalıdır. Biz de burada, vahdetle ilgili makul ve İslam’ın naslarına uygun olduğunu düşündüğümüz görüşü açıklamaya çalışacağız.
Vahdet Ve Ümmet Nedir?
“Vahdet”, sözlükte “birlik, teklik, bütünlük” anlamına gelen kesretin karşıtıdır. “Bir ve tek olmak, tek kalmak” anlamındaki “vahdet” kökünden bir mastardır. Ama bizim bu makalede vahdetten kastımız genelde İslam dinine mensup Müslümanların vahdeti olacaktır. Bu manada vahdeti tanımlamak istersek, aşağıdaki Seyyid Ali Hameneî’nin tanımlamalarını kullanabiliriz;
1-“Bizim vahdetten kastımız basit ve açıktır. O da Müslüman fırkaların birbirleriyle işbirliği içinde olması ve aralarında karşı koyma ve muhalefete dayalı bir tavrın olmamasıdır. Bizim Müslümanlar arasındaki birlikten kastımız şudur; Birbirlerini reddetmesinler, düşmanı birbirlerine musallat etmesinler ve bazıları bazılarına zulümle üstün olmasınlar.”
2-“İslam halkları arasında ittihadın (vahdetin) anlamı şudur; İslam dünyasıyla ilgili meselelerde aynı çizgide hareket etsinler, birbirine yardım etsinler ve bu halkların arasında sermayelerini birbirlerinin aleyhine kullanmasınlar.”
3-“Müslümanların ittihadı (vahdeti), Müslümanların ve çeşitli fırkaların kendine özel fıkhî ve kelamî inançlarından vazgeçmesi değildir. Aksine Müslümanların ittihadının iki başka anlamı vardır ve ikisinin de temini gereklidir; Birincisi, çeşitli İslam fırkaları hakikaten İslam düşmanlarına karşı gönül birliği, el birliği, iş birliği ve fikir birliği yapmalıdırlar. İkincisi, çeşitli Müslüman fırkalar kendilerini diğerlerine yaklaştırmaya, birbirlerini anlamaya çalışmalı, fıkhî mezhepleri birbirleriyle kıyaslamalı ve uyumlu hale getirmelidirler.”
Yani kısacası İslam ümmetinin vahdeti, İslam dairesi içerisinde, “imam olmak” manalarındaki “emm” kökünden türemiştir. “Ümmet”, kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk, kavim, her kabileden bir grup insan, her canlı cinsi, bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder” gibi anlamlara gelir. Ragıp-el İsfahanî, “ümmet” kelimesini, “aynı dine inanma, aynı zamanda yaşama veya aynı mekânda bulunma gibi önemli bir unsurda toplanan gruplar” diye açıklamıştır.