İşte bu noktada Müslümanların vahdetinin aynı safta durmaktan ibaret olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü vahdet bir yöne hareket etmek ve bir ipten tutunmaktır, Allah’ın ipinden. Bu ipin ne olduğu hususunda farklı sözler söylenmiştir. Kimi Kur’an’dır, kimi dindir, İslam’dır, şer’i hükümlerdir vs. demişlerdir. Hiç biri birbiriyle çelişmez. Ama ayetten anlaşıldığına göre bu ipin özelliği ümmeti bir arada tutuyor olmasıdır. Dolayısıyla tefrika ve bölücülüğü arttıran hiçbir şey Allah’ın ipi olamaz. O halde bu ipi, Müslümanları birleştiren temel ilkeler olarak kabul edersek makul bir seçim yapmış olabiliriz. Bu temel ilkeler ise tevhit, nübüvvet ve meaddır. Veya inanç ve amelle ilgili kitap ve sünnette sabit olan bütün Müslümanların ittifakla kabul ettiği şeylerdir. Bunlar dinin temel inanç ve temel esaslarıdır. Ama bazı mezheplerin kendilerine has inanç esasları da olabilir. Mesela Mutezile’deki menzilet’ün beyne’l menzileteyn gibi. Mutezile’nin bu ilkeyi inanç esası kabul etmesinin sebebi bunu kabul etmeyenleri İslam dışında bırakmak değildir. Bazı mezhepler kendilerini diğer mezheplerden ayıran ayırtedici ilkelerini inanç esası olarak zikretmişlerdir. Çünkü bir kişinin o mezhepten olup olmadığı ancak o inanca inanıyor olması veya olmaması ile ilgilidir. Dolayısıyla menzilet’ün beyne’l menzileteyn, Mutezile’de İslam’ın inanç esası değil, mezhebin inanç esası olarak kabul edilir. O zaman bunun gibi inanç esaslarındaki farklar da vahdeti bozmaya neden olamaz.
Kısacası İslam ümmetinin tek bir ümmet olması tevhit ve takvanın gereği yani zorunlu ve gereklidir. Yukarıda bahsettiğimiz insanlığın vahdeti, tevhidî dinlerin vahdeti ve İslam ümmetinin vahdeti şeklindeki vahdet türlerinden en elzem olanı tabi ki İslam ümmetinin kendi arasındaki vahdetidir. Sonra diğerleri gelir.
Kur’an’ın Ümmetin Vahdetine Bakışı
Kur’an-ı Kerim, Müslümanların vahdetine ve vahdetinin korunması meselesine büyük önem göstermiştir. Konuyla ilgili ayetlerden birkaç tanesinde şöyle buyurulmaktadır;
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.”
Ayet, açıklıkla birlikte olma ve birlikte, dağılmadan ilahi emirleri uygulama konusuna dikkat çekmektedir. Ayetin içeriğine biraz dikkat eden herkes, bu ilahi kitabın, Müslümanların ayrılmaması ve dağılmaması hususunda olan hassasiyetini anlayacaktır.
Söz konusu ayetin ardından gelen ayette ise şöyle buyurulmaktadır;
“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.”
Bu ayetin anlamı da açıktır. Bu ayet özellikle mezhep ayrılıklarına, yani fırkalara ayrılmaya ve mezheplerin ortaya çıkmasına işaret ediyor. Zira bu tür ihtilaflar, diğer her türden daha tehlikelidir. Dikkat çekici olan, bu iki ayet arasında yer alan şu ayettir;
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”
Söz konusu iki ayet arasında yer alan bu ayet, hayra, iyiliği emre ve kötülükten sakındırmaya davet ayetidir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, vahdetin her zaman hayra ve salaha davet etme ve iyiliği emredip kötülükten sakındırma yoluyla korunması gerektiğini anlatmak istiyor. Eğer bu İslamî esas, yani davet, irşat ve iyiliği emredip kötülükten sakındırma esası unutulur ve ihmal edilirse, İslamî vahdet ve Müslümanların ittihadı yok olup gider.
Evet, biz Müslümanların iyiliği emretmesi, irşadı, daveti ve kötülükten sakındırması vardır ama İslam’ın büyük, asıl ve temel hedeflerinden habersiz olduğumuz için İslam ile aşinalığımız sadece bir takım zahirî emirler silsilesi düzeyindedir. Bunlar da İslam’ın yüzeysel kısmıyla irtibatlıdır, çekirdeği ve özüyle değil. Ne zaman davet ve irşat fikrine düşsek, bir takım basit ahlakî ve ibadî meseleler sınırını aşamıyoruz. Oysaki İslam’ın eylemsel alandaki büyük hedeflerinden biri, hatta tevhitten sonraki en büyük hedefi, Müslümanların vahdeti ve ittihadıdır. Davetçilerin, irşatçıların, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıranların ilk vazifesi, Müslümanların vahdet yolunda, bu ayet-i Şerife’de nazil olan husus için çalışmaktır.
Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor;
“Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye Nuh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah’a ortak koşanlara ağır gelir.”
Bir başka ayette de şöyle uyarıyor;
“Birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider.”
Bu ayet, Müslümanların ittihadının kuvvet, kudret, şevket ve güç sağladığını bildiriyor ve eğer aranızda ihtilaf olursa kuvvet, kudret, şevket ve gücü kaybedersiniz diye buyuruyor.