2- İslam Ümmetinin Vahdet Düşüncesi

04 December 2025 38 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 9

Kur’an-ı Kerim’in bahsettiği bu ihtilaf, kişisel menfaatlerin ters düşmesiyle ilgili ihtilaf değildir elbette, söz konusu ihtilaf, inanç köküne dayalı olan ihtilaftır ve bu da fevkalade tehlikelidir. Nesilden nesile intikal eder. Tartışmalar, çekişmeler, kitaplar, yazılar ortaya çıkar ve asırlarca devam eder. Zaman geçtikçe sebepleri artar ve çatlaklar derinleşir. Nitekim bu hususa dikkatleri çekmek için Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur;

“Ey iman edenler! Sabredin, hep birlikte dayanın, dayanışma içinde olun ve Allah’tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. ”

Neye Karşı, Neye ve Niçin Vahdet

Vahdet, bir ümmetin bir arada kalmasıdır. Bu bir arada kalış, yani birlik tek bir cephede mevzilenmeye benzer. Bir cephede mevzilenen askerlerin nasıl bir karşı cephesi, onları bir araya getiren değerleri ve hedefleri olursa vahdet halindeki bir ümmetin de kendisinden sakındığı bir karşı cephesi, üzerinde uzlaştıkları değerleri ve hedefleri olur.

Peki, vahdet neye karşı kurulur? Tabi burada mahsusen kastımız Müslümanların vahdetidir. Dolayısıyla Müslümanlar bu vahdeti neye karşı kurmalıdırlar demek daha doğru olur.

Bu sorunun en bariz cevabı, Müslümanların vahdeti İslam düşmanlarına karşı kurmasıdır. Çünkü bir ümmetin birliğinin kaybolması, o ümmetin düşmanlarının en çok arzu edeceği şeydir. Dolayısıyla Müslümanların birliğinin bozulması en çok İslam düşmanlarının işine yarayacaktır. Bu sebeple Müslümanların kendi aralarındaki vahdeti bozacak girişimlerde bulunması İslam düşmanlarına hizmet etmek olacaktır. Öyleyse her Müslüman, ümmetin vahdetine özen göstermeli ve vahdeti bozacak girişimlerden kaçınmalıdır.

İslam ümmeti, vahdeti fitneye karşı da kurmalıdır. Bir ümmet vahdeti terk eder, ayrılığa düşerse o ümmetin hiç düşmanı olmasa bile kendi içlerinden kendilerine düşman yaratmış olurlar. Bu da fitne demektir. Fitnenin ve rekabetin artması kinin, öfkenin artması demektir. Kinin hâkim olduğu bir toplulukta ise huzurun kalmayacağı gibi nefisler de devreye girer. Nefislerin kabarması da sadece kinin artmasıyla sınırlı kalmaz ayrıca karşı grubu çökertmek için iftira, yalan, hilekârlık vb. ahlakî fesadın çoğalmasına sebep olur. Dolayısıyla vahdet, kendi kendimizi düşman edinmemeye, bunun doğal sonucu ahlakî sapmaya ve huzursuzluğa karşı kurulmalıdır.

Peki vahdet ne üzerine tesis edilir? Bu soruya itikadî, fıkhî cevaplar verilebileceği gibi siyasî, ekonomik vb. eyleme dayalı cevaplar da verilebilir yahut bunların hepsi bir arada da olabilir. İtikadî ve fıkhî açıdan ele alırsak ve vahdeti bunların üzerine tesis edersek o zaman ortak itikadî ve fıkhî fikirler üzerinde yoğunlaşmalı ve onları dayanak noktası yapmalıyız. Siyasî, ekonomik vb. dünyamızı tanzim etmeye dayalı şeyleri vahdet vesilesi yapmak istesek de düşmanın planlarını bozma, toplumsal huzuru sağlama vb. gibi siyasî hedefler veya Müslüman milletlerin birbirlerinin ekonomik, kültürel, eğitim vb. gibi konulardaki ümmetin menfaatine olan şeylere yoğunlaşmalıyız. Yani bu tür ortak itikadî, fıkhî veya siyasî, ekonomik, kültürel vb. gibi menfaatimize olan konularda vahdet kurmalıyız.

Vahdet niçin kurulmalı? Sorusuna gelirsek, şöyle diyebiliriz; İslam ümmeti, düşmanlarının önünde izzetini korumak, toplumsal huzur ve refahı sağlamak, fitnenin getirdiği ahlakî fesatlardan sakınmak vb. gibi birçok meseleler için vahdeti sağlamalıdır.

İçtihat ve Vahdet

Bu başlık altında anlatmaya çalışacağımız konu şudur; Müslümanlar arasında mademki içtihat farklılığından dolayı birçok mezhepler ortaya çıkmıştır, bu farklılıklar vahdete engel teşkil etmez mi?

İslam âlimleri dinî konuların iki kısım olduklarından bahsederler;

1-İhtilaf kabul etmeyen kesin ve umumi konular (ki bunlarda ihtilaf etmek, insanın dinden çıkmasına yol açar.)

2-Kesin ve zaruri olmayan nazari konular (ki bunlarda ihtilaf ve tartışmak mümkündür.)

İkinci kısım konuların çeşitli delilleri, çeşitli suretleri olur. Dolayısıyla bu konularda ilme ulaşmanın yolu, Kur’an’ın da ifade ettiği gibi zikir ehline sormak,Allah ve Resulü’ne, yani kitap ve sünnete başvurmak, şura (şayet fetva şurasını da kapsadığını kabul edersek) tefekkuh ve en iyiye tabi olmak gibi şeylerdir ve bu saydıklarımız bu konudaki içtihat araçlarıdırlar.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar