Dr. Perya Nurî Hosrovşahî[1]
Özet
Müslümanların önemli kaygıları arasında İslam medeniyeti ve kültürünün kimliği de vardır. İslam medeniyeti ve onun ayırt edici özellikleri, dikkat edildiği ve gaflet gösterilmediği takdirde insanlık toplumunda derin dönüşüm ortaya çıkarırken, insanın, beşeriyetin arzu edilen mükemmelliğine ulaşması yönünde maddi ve manevi birikimlerin tamamını da sunabilecektir. Her medeniyetin kendine has özellikleri, irtibatlı olduğu prensiplere uygun biçimde farklıdır. İslam medeniyeti, Kur’an ayetlerine dayanarak bu zeminde önemli özellikler ortaya koymuştur.
Bu makale, Allame Tabâtabâî’nin, binbeşyüz yıllık süre zarfında meydana gelmiş İslam medeniyetinin kendine özgü özelliklerini neler gördüğü sorusuna cevap aramaktadır. O, “el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an” tefsirinde ortaya koyduğu toplumsal yaklaşıma önem vererek Kur’an ayetlerinin ağırlıklı kısmını kolektif görüşle tefsir etmiş ve İslam medeniyetinin bariz özelliklerine değinmiştir. Bu makalede derlenen malumat kütüphane çalışmasıyla toplanmış ve betimleyici-analitik yöntemle işlenmiştir. Allame, akıl ve vahyin bağlantılı olması, adaletin icrası, bilim ve bilgi birikimi, araştırmacı dünya görüşü, yanlış toplumsal geleneklerle mücadele, sosyal birlik ve ahlakın eksen alınmasını İslam medeniyetinin şekillenmesi, gelişmesi ve ilerlemesinde etkili olan özellikler arasında zikretmiştir. Bunların her biri Kur’an’dan dayanaklarla temellendirilebilir.
Anahtar Kelimeler: Medeniyet, İslam Medeniyeti, Kur’an-ı Kerim, el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an, Allame Tabâtabâî.
1. Meselenin İzahı
Medeniyet sosyal bilimlerde belirsizliklerle dolu bir kelimedir. Bu kelime, anlamını izah babında ayrı ve eksiksiz bir bahis açmaksızın tarihsel-sosyal analizde sürekli kullanılmaktadır. Öte yandan, yirminci yüzyılın ikinci yarısında İslam dünyasında (özellikle de Arap âleminde)
el-Fasî, Muhammed Kutub, Kostantin Züreyk, Hasan Hanefi, Malik b. Nebi gibi çok sayıda düşünür tarafından medeniyet uzmanlığı ve uygarlık araştırmaları alanlarında gösterilen çabalara rağmen medeniyet araştırmaları sahası, bazı Müslüman aydınların zihninde bilinmeyen çalışma alanlarından biri olarak kalmıştır.
Medeniyet araştırmalarının bilinmeyen bir alan olarak kalması ve bu bakışın bir yaklaşım tarzı olarak gözardı edilmesi, çeşitli araştırma, tahkik sahalarının ve bilimsel faaliyetlerin dağınık ve atomistik biçim kazanmasına, nihayetinde de bütüncül ve müşterek bir yol izleyememesine yol açmıştır. İslamiyatta ve oksidentalizmde makro bakışın başarısızlığının kökenlerini bu noktada aramak gerekir. Disiplinler arası ve sistematik çalışmalar henüz modern araştırmalarda hakettiği yeri bulamamıştır. (Keremî Fekahî ve diğerleri, 1386, s. 13).
Medeniyet inşası bilim, bilgi gücü ve uzmanlığa dayalı bir süreçtir. İhtiyaç duyulan malumat ve epistemik külliyat, medeniyet binasının, temeline oturtulacağı stratejik bilgiyi kazandırır. Dinî medeniyet inşası da her ne kadar medeniyetin kurulmasında dinin merci rolünü tanısa da böyle bir bilgi ve bilime muhtaçtır.
Bu nedenle medeniyetler kendine özgü insanî tedbirler temeline bina edilirler. Özel bir değer istikametini takip eden önlemlerdir bunlar. Bu yüzden medeniyetler, değer ve uzmanlık gücü olmak üzere iki çehreye sahiptir. Her uygarlık, insan hayatının çeşitli alanlarındaki uzmanlık gücünden kaynaklanan girişimler ve faaliyetlerden doğmalarının yanısıra, makbul ve arzu edilen belli değerleri de temsil ederler. Medeniyetleri ayırt eden şey, esas itibariyle bu istikametler ve değerlerdir, uzmanlık gücü değil. Diğer bir ifadeyle, her medeniyet insanların akıl ve kolektif zekaya dayalı uzmanlık gücünün ürünüdür, ama bu uzmanlık gücü daime özellikli hedeflere ve değerlere yöneliktir. Dinî uygarlığın inşası, kendi stratejik bilgisini formüle ederken iki tür bilgi ve farkındalığa (değer ve önlem öğretisine) ihtiyaç duymaktadır. Birinci tür, hiç kuşkusuz vahye başvurmakla elde edilmektedir. Vahiy, medeniyet inşasının makbul değerlerini muhataplarına tanıtarak onlardan bu değerleri gerçekleştirmesini isteyen öğretileri içermektedir.
Medeniyet çalışmaları, uygarlık inşa etme ve diğer uygarlıkların tahakkümünden kurtulma yönünde etkili bir adımdır ve tesiri yüksek düşünce sistemlerinin işlevselliğini teşhis etme düzleminde yer alır. (Keremî Fekahî ve diğerleri, 1386, s. 11; Daverî Erdekanî, 1380, s. 110). Öyle görünüyor ki, İslam medeniyetinin en bariz özelliklerini ve niteliklerini ortaya koymak, uygarlık inşası doğrultusunda ve Batı uygarlığı ile diğer medeniyetlerin tahakkümünden kurtulmada etkili bir adım olabilecektir.