5- İmam Sâdık ve Ca'ferî Mezhebinin Şekillenmesi

04 December 2025 56 dk okuma 15 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 15

Siyasî, toplumsal, kültürel vb. şartların, şahsiyetlerin şekillenmesinde derin tesirleri olduğunu, bunların dikkate alınmamasının tarihî araştırma ve mütalaa sonuçlarını etkileyeceğini kabul etmek gerekir. Bu yüzden Ca’ferî mezhebinin kurucusu unvanıyla İmam Sâdık’ın (a.s) ilmî konumu meselesine giriş yapmadan önce, altıncı imamın faaliyet zeminini ortaya çıkaran ve girişimlerde bulunmasına sebep olan dönemsel ve tarihsel şartlara kısaca değinmemiz gerekir. Belki de bu şartlar ve tarihî fırsat gerçekleşmeseydi, Şia mezhebi de başka bir şekilde hayatını sürdürürdü. Emevîlerin dönemi hükümetin fikrî ve akidevî fesat ve ikiyüzlülükleriyle doluydu (Edib, s. 181). Bu yaygın fesat ve ikiyüzlülük iki şekilde kendisini gösteriyordu: Bir taraftan siyasî inhiraf, yönetici sınıfında kök salmış, diğer taraftan halkın mevcut olaylardan habersiz kalması durumunu ortaya çıkarmıştı (a.e., s. 182). Bu vaziyet o kadar esef vericiydi ki Schacht’ın tabiriyle Emevîler’in dinle ve din hükümleriyle hiç bağları yoktu (Ca’ferî, s. 308). Her ne kadar Emevî saltanatı sona ererken, hatta Abbasîlerin hükümeti başlarken dönemin siyasî kurumlarından Emevîleri kurtarmak veya Abbasîlerin yerini sağlamlaştırmak amacıyla imamların himayesini cezbetmek için geniş kapsamlı çabalar gösterilse de işe yaramadı (Vekîliyan, s. 5253). Hatta Emevîlerin çöküşünün sonlarında bir yere kadar vaziyeti düzelten Ömer b. Abdülaziz’in varlığı bile kesin bir netice doğurmadı (Cündî, s. 167). Yapılan araştırmalara göre Emevîlerin çöküşüne sebep olan çeşitli etkenler vardır ve bunların en bilinenleri şunlardır: 1. Hükümetin verasete dayanması. 2. Hükümet gelirlerinin çok fazla israf edilmesi. 3. Halkın görülmemiş biçimde katliamı. 4. Şia fıkhının gelişmesi. 5. Fesat. 6. Eşitliğin olmaması. 7. Irkların eşit sayılmaması (Pişvâyî, s. 381). Aynı zamanda Emevî hükümetinin Kerbela gibi bir faciaya karışması ve halka, özellikle de Şiilere çok zorluk çıkarması da şaşırtıcı biçimde Abbasîlerin yeni hareketine münasip bir fırsat sağladı. Abbasîler bu ortamda kendi düşüncelerini ve inançlarını saklayarak girişimde bulundular ve enerjilerini en çok da İranlıların ve Alevîlerin himayesini kazanmaya harcadılar (Spuler, s. 84). Bu silsile 132/750 yılından itibaren İslam dünyasına musallat oldu. Hak üzere bir silsile olduklarını, kendileri ve İslâm için adalette, takvada, saadette ve İslâm ümmetine rehberlikte yeni bir asır başlattıklarını iddia ettiler (Lambton, s. 159). Bu silsilenin güce kavuşmasında kendilerine yardımcı olan mühim meselelerden biri de iktisadî perişanlık ve siyasî vaziyetin kötü olması idi (a.e., s. 160). Bu harekette Ebu Seleme el-Hallâl ve Ebu Müslim gibi kişiler Emevîlerin aleyhine ve görünürde Alevîleri ve Hâşimîleri himaye ederek imamın adının belli olmaması stratejisiyle Emevîlerin kabilevî hükümetlerine ağır bir darbe indirdiler (a.e., s. 161). İslam Tarihi adlı kitabın yazarı Lambton’a göre Ebu Seleme el-Hallâl, Emevîleri ortadan kaldırarak Şiilerden bir kişinin iktidara gelebilmesine zemin hazırlamak istiyorduysa da bu yolda başarılı olamadı (Lambton, s. 162). Diğer taraftan Ebu Seleme’nin ölümüyle ve Ebu Müslim’in şöhret kazanmasıyla bir grup, Abbasîleri daha büyük bir hareket olan Kisaniye içerisindeki Haşimî Şia hareketinin rehberleri kabul ediyorlar (a.e., s. 162). Ancak bu teoriler, pratikte aynı şekilde olmadı, zira Abbasîlerin harekete rehberliği, güç kazanmalarıyla beraber, hızla kendilerini Ali’nin (a.s) çocuklarından üstün görmeleriyle ve onları kenara itmeleriyle sonuçlandı (a.e., s. 164). Ancak İranlıların varlığı ve geniş çaplı işbirlikleri, Abbasîlerin hak iddialarına da, Abbasîler aleyhine çeşitli iddialarla çok sayıda ayaklanmanın çıkmasına da engel olamadı (a.e., s. 165).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar