5- İslami irfanı ararken

04 December 2025 59 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 13

Hayatı boyunca tatlı bir şey yememiş olan birisine tatlının tadı ne kadar anlatılırsa anlatılsın bu şahıs tatlının tadını anlayamaz. Bal, bal demekle ağız tatlanmaz. Tatlının tanımı ve anlatılması kişinin aklında zihinsel kavramlar şeklinde birtakım vasıflar ve tanımlar oluşmasına sebep olabilir; ancak bunların hiçbiri tatlının tadı değildir. Tatlının tadını algılamanın tek yolu tatlı bir yiyecek veya içeceğin tadına bakmaktır. İnsan, tatlı yiyerek bu tadı algılamışsa artık bu tadı algılayabilmek için birisinin anlatımına, herhangi bir kitap veya yazı okumaya ve benzeri araçlara ihtiyaç duymayacaktır.

Yüce Allah’a yönelik insanların sahip olabileceği husûlî ve aklî marifet ile huzûrî ve irfânî marifet arasındaki fark da buna benzer. Ancak huzûrî ve irfânî marifetin değeri ve derinliği burada anlattıklarımızdan çok daha yücedir. Burada söylediklerimiz sadece bu örneklerle konunun biraz daha anlaşılır hale gelmesini sağlamak içindi. Yüce Allah’ı akıl, felsefe, kelam ve delillerle tanımak bir konuyu duymaya benzer; ancak onu kalp yoluyla, bâtınî ve kalbî şuhûd ile tanımak görmeye benzer. Duymakla görmek aynı olabilir mi?

Nazarî İrfan ve Amelî İrfan

Daha önce değindiğimiz üzere irfânın sözlük anlamı tanımaktır. Istılahî anlamı ise yüce Allah’a yönelik insanın elde ettiği bâtınî ve şuhudî bilinçtir. Ancak ‘irfân’ kelimesi benzer farklı ıstılahî anlamlarda da kullanılıyor.

İrfan kelimesi aslı itibariyle bâtınî ve kalbî şuhûd anlamında olsa da farklı bir ıstılahî kullanımda bu tür ‘müşahadelere’ ve ‘mükaşefelere’ dair bilgiler için kullanılıyor.

Bunun açıklaması şudur: İrfan aslı itibariyle yüce Allah’ı, onun sıfat ve fiillerini huzurî ve şuhudî olarak algılamaktır. Bu sebeple bu algılama şekli, kavramlar, zihinsel suretler ve kelimeler türünden bir algılama şekli değildir, aksine görerek algılamak türündendir. Ancak bu tür bir algılamayı yaşayan şahıs bunu diğer insanlara aktarırken kaçınılmaz olarak kelimeler ve sözcüklerden yardım almalıdır. Bu sebeple yeni bir ıstılah olarak ‘irfân’ sözcüğü burada huzurî ve bâtınî algılamaları anlatmak için kullanılan cümleler için de kullanılıyor. İşte bu, ‘nazarî irfân’ dedikleri şeydir ve işrak felsefesinde olduğu gibi bazı düşünürler bunu aklî delillerle pekiştirmeğe çalışmışlardır. Öte yandan bu tür bir şuhûda ulaşmak genellikle birtakım kendine has çetin ameller ve sıkıntılı süreçler ardından mümkün olabiliyor. Bu ameller veya diğer bir tabirle bu seyr u sülûk yöntemi için de ‘irfân’ sözcüğü ‘amelî’ vasfıyla birlikte kullanılıyor. Dolayısıyla kısaca ‘amelî irfân’ insanı huzurî bilgi ve şuhûd-i ilahî’ye ulaştıran kendine has pratik yöntemlerdir.

Bu açıklamadan yola çıkarak nazarî irfânın kelimeler ve zihinsel kavramlar türünden olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla irfânı nazarî insanın kalbini doyuramaz ve insan ruhunu huzura vardıramaz. Nazarî irfân, ancak insanın aklını ikna edebilir ve nihayetinde felsefe kadar değerli olabilir.

Felsefi tabirle; nazarî irfân, huzurî ilimden husûlî ilim almaktır, huzurî ilim ve bâtınî şuhûdu kelimeler ve zihinsel kavramlar kalıbına dökmektir. İrfanın hakikatine yani yüce Allah’ı bâtınî olarak müşahede etmek ve onu huzurî ilimle algılamak gerçeğine varmış olan bir insan bu gerçeği diğer insanlara açıklarken kaçınılmaz olarak kelimeler ve kavramlardan yardım almak zorundadır. Bu durumda bu kelimeleri duyan şahıs, bu gerçekleri bizzat yaşamamışsa, bu hakikati algılayamaz ve ancak birtakım önbilgiler, benzetmeler ve benzeri araçlardan yardım alınarak bu şahıs söz konusu hakikate bir miktar yaklaştırılabilir. Belirli bir yemeğin tadını almamış olan birisini veya belirli bir çiçeğin kokusunu almamış olan birisini düşünün. Bu şahsın söz konusu tat veya kokuyu algılayabilmesi için iki yol düşünülebilir. Birinci yol söz konusu yemeği bu şahsa tattırmak veya söz konusu çiçeği bu şahsa bizzat koklatmaktır. İkinci yol, bu tadı veya kokuyu bizzat almış olan birisinin, yaşadıklarını bu şahısla paylaşması ve bu duyguyu anlatmasıdır. İkinci yol, yani kelimeler, kavramlar ve anlatım yoluyla bu işi yapmak istediğimizde kaçınılmaz olarak benzetmeler, mecaz ve diğer yöntemlere başvurmalıyız. Ancak bu işin sonunda söz konusu bilgiyi tam olarak aktaramayacağımız kesindir ve bu şahıs hiçbir zaman bu anlatımlarla bu tat veya kokunun gerçekte ne olduğunu algılayamaz. Diğer bir örnek olarak görme kabiliyetinden yoksun olarak dünyaya gelmiş olan birisini düşünün. Böyle birisi doğal olarak renkler konusunda herhangi bir fikre sahip değildir ve bu konuyu algılayabilmesi için kaçınılmaz olarak kelimeler ve kavramlar, yani benzetmeler ve diğer anlatım araçlarından yardım almak zorundayız. Ancak işin sonunda bu şahsın hiç de açık olmayan, belirsiz bir bilgiye sahip olacağı kesindir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar