6- tevekkül

04 December 2025 35 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 8

Tevekkül ve İlahî Kadere Hoşnutluk

Muhammed Taki Misbah

Kuran’a Göre Tevekkül Gerçeği

Vekâlet kökünden gelen tevekkül kavramı, İslâm literatüründe; insanın Allah’ı kendisine en güçlü dayanak olarak seçip, bütün işlerini O’na bırakması demektir.

Kuran-ı Kerim’de Allah’a tevekkül hakkında birçok âyet bulunmaktadır. Fakat âyetlerin hepsine burada yer veremeyeceğimizden, konunun daha iyi anlaşılması için sadece birkaçını nakletmekle yetineceğiz. Yüce Allah tevekkülü imanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edip şöyle buyurmaktadır:

“Mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”

Başka bir âyette de şöyle buyruluyor:

“Eğer Allah’a inanmışsanız, öyleyse sadece O’na tevekkül edin.”

Diğer bir âyetteyse mü’min insanların en önemli ve en belirgin özelliği olarak, Allah’a tevekkül etmeleri ve sadece O’na güvenmeleri gösteriliyor. Yüce Allah, Enfâl Sûresi’nde şöyle buyurmaktadır:

“Mü’minler, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen (tevekkül eden) kimselerdir.”

Aşağıdaki âyette ise Yüce Allah daha sert bir şekilde sadece kendisine tevekkül edilmesi gerektiği emrini veriyor:

“O, doğunun da batının da Rabbidir. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnızca O’na tevekkül edin.”

“Doğunun ve batının Rabbidir” cümlesinden kasıt, Allah’ın bütün âleme ve dünyaya hâkim olduğudur. Âyet, Allah’ın her şeye ve her yere hâkim, gücü yeten olması dolayısıyla sadece O’nun ibadete lâyık olduğunu anlatmaktadır. Böylesine güçlü birisine nasıl olur da tevekkül edilmez ve sadece O’na güvenilmez.

Bütün işlerimizi O’na bırakmamız gerekir. Her işte O’nu hatırlayıp amellerimizi O’nun için yapsak ve sadece O’nu kendimize dayanak olarak seçsek, hiç şüphesiz ruhumuz sonsuz bir huzur bulacak, kalp bağımız hiçbir zaman hazan olmadan hep yemyeşil kalacaktır.

Gönlümüz lâlelerle, güllerle doludur, Üzüntü ve keder asla bizde yoktur.

İşte bu tevekkül sayesinde insan, kendisi için hiçbir şey istemez, iki âlemi bile ona verseler sahip olduğu o yüce değeri hiçbir şeyle değişmez. Hafız’ın dediği gibi:

Gönlümüzde sevgiliden başkasına yer yoktur, Sen iki âlemi de düşmana ver, bize sevgili yeter.

Genelde insanlar işlerinin daha iyi yolunda gitmesi ve daha fazla yarar sağlayabilmek için kendilerine o işleri en iyi şekilde idare edecek vekiller tutmaktadırlar. Allah’a ulaşmak isteyen kula da yakışan, hem dünyevî hem de uhrevî bütün işlerini Allah’a bırakarak, O’nu kendisine vekil kabul etmesidir. Böylelikle bütün isteklerine en güzel şekilde ve strese girmeden ulaşacaktır. Başka bir değişle, insanın istek ve arzularına ulaşması için üç yol bulunmaktadır:

1- Kendi gücüne güvenerek çabalaması,

2- Başkalarına güvenerek, sürekli onların yardımını beklemesi,

3- Ne kendine ne de başkasına güvenmeyip, sadece Allah’a güvenerek, O’na tevekkül etmesi.

Bu üç yolun içinde en kötü olanı insanın başkalarına güvenmesidir, bunu din kabul etmediği gibi günümüz psikolojisi de kabul etmemektedir. Başkalarına güvenmek isteklere ulaşmak için seçilen en akılsızca yoldur. Ayrıca böyleleri zamanla tembel, toplum için bir fazlalık, gün geçtikçe izzet-i nefislerini kaybeden ve hep başkalarına muhtaç insanlar olacaklardır.

Birinci yol ise; psikolojide “özgüven” olarak ifade edilmektedir. İnsanın sadece kendine güvenerek bütün işlerini bu doğrultuda yapmasını iki aşamada inceleyebiliriz:

Birincisi; insanın her açıdan kendine güvenmesidir. Bu her ne kadar psikolojide çok güzel ve önerilen bir düşünce olsa bile, tevhid ve İslâm kültüründe asla kabul edilmemektedir. Çünkü insan, kendisini ve Allah’ı tanıdıkça, ne kadar aciz, güçsüz, yetersiz olduğunu anlayacaktır. Tanıma çoğaldıkça, durumunun bir öncekinden daha zayıf olduğunun farkına varacaktır.

Kuşkusuz insanın sahip olduğu bütün güç ve kudret Allah tarafındandır, O’nun vermesi sonucu oluşmaktadır. Öyleyse nasıl olur da insan bunu bile bile, kendisinden olmayan bir takım yeteneklere güvenebilir.

Allah’a tevekkül edip, O’na güvenmek sadece ilâhî rububiyete inanışla mümkündür. Eğer sadece Allah’ı yaratıcısı, sahibi, mâliki ve her şeyinin O’nun elinde olduğu biri olarak kabul eder ve böyle inanırsa; ancak o zaman Allah’a tevekkül edebilir ve yalnızca Allah’a tevekkül ettiğinde ise bir şeye ihtiyacı olduğu zaman başkasına muhtaçlık elini uzatmaz.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar