İkincisi; “özgüven” yani insanın her açıdan kendisinden başka hiç kimseye güvenmemesidir. Bazı insanlarda bulunan bu durum hem psikoloji ve hem de İslâm’daki tevhid inancıyla uyuşmaktadır. İnsanın kendine güvenmesi, her iki dünya görüşü tarafından kabul edilmektedir. Kur’an ve Masumların (a.s.) sözlerinde bu konu hakkında çok değerli bilgiler bulunmaktadır. Özet olarak bildirilen; Allah’tan başkasına güvenmek, ümitleri suya düşürüp, güveni boşa çıkaracaktır. Bu konu hakkında olan âyetler aslında “Tevekkülde Tevhid”i bildirmektedir. Örnek olarak birkaç âyeti zikredelim: İnsanın, hiç ölmeyip uyumayan bir dayanağı olmasına rağmen, başkalarını kendisine dayanak kabul etmesinin hiçbir mantıklı cevabı yoktur. Bu durum Kur’an’da şu şekilde ifade edilmektedir:
“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan.”
“O halde sen Allah’a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.”
Nasıl olur da Allah gibi bir varlıktan sonra insan başkasına el uzatabilir, O’nun gibi yüce bir varlık insana yetmiyor mu? Bunun içindir ki, Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Allah kuluna kâfi değil midir?’’
“De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim!”
İnsanın başına bir belâ ve hoşlanmadığı bir musibet gelecek olsa; bütün zararları ondan uzaklaştıracak, kuluna hayır kapılarını açacak olan sadece O’dur. Bunu bize âyetlerinde şöyle bildiriyor:
“Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O her şeye kadirdir.”
Sonuçta kim Allah’ı kendisine sığınak olarak seçerse, Allah ona yeter.
“Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”
“De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O’na güvenip dayanırlar.”
Masumların Beyanında Tevekkül
İmam Bakır (a.s.) şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’a tevekkül ederse asla mağlûp olmaz ve kim O’na sarılırsa asla yenilmez.”
İnsan bir şeyi arzulayıp, ona ulaşmak istediğinde bunun için tek dayanağı Allah olmalıdır; çünkü normal sebepler sadece Allah’ın belirlemiş olduğu kısıtlı ölçülerde bizim işimize yarar, çoğunun zannettiği gibi tek başına etkili değildir. Aslında bütün etkiler ve sebepler sadece Allah’ın elindedir. İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:
“Sizden kim bir hacet ve isteğinin giderilmesini dilerse, herkesten ümidini keserek sadece Allah yönelmelidir ve bütün ihtiyaçları giderenin Allah olduğunu bilmelidir.”
Merhum İbn-i Fahd değerli eseri Uddetü’d-Daî’de İmam Sâdık (a.s.) vasıtasıyla Peygamber (s.a.a.)’den şöyle bir rivâyet nakletmektedir:
“Yüce Allah, peygamberlerinden birisine şöyle vahyetti: İzzet ve celâlime and olsun ki, kim benden başkasına ümit bağlar, güvenirse; ümidini boşa çıkaracağım, halkın içinde ona zillet ve eziklik elbisesini giydireceğim, onu kendi fazlım ve genişliğimden mahrum edeceğim. Bütün sıkıntılar benim sayemde giderildiği halde, kulum benden başkasına mı güveniyor? Nasıl olur da hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, bağışlayan ve bütün kilitli kapıların anahtarı elinde olan Ben’den başkasına el uzatarak, ona güvenip ümit bağlayabilir?!”
İnsanın sadece Allah’a tevekkül ederek sadece O’na güvenmesi hakkında nakledilen bir diğer rivâyet de şudur: Hüseyin b. Ulvan diyor ki: “İlim öğrenmek için bir toplantıda bulunuyordum, ihtiyaçlarımı karşılamak için gerekli olan tüm param da bitmişti. Arkadaşlarımdan biri bana dönerek ‘Bu sıkıntılardan nasıl kurtulacaksın, kime güveniyorsun?’ diye sordu. Ben de: ‘Falanca kimseye’ dedim. O da bana şöyle dedi: ‘Allah’a yeminler olsun ki, isteğine ulaşamayacaksın ve ihtiyacın karşılanmayacak.’”
Arkadaşının bu şekilde yemin ederek konuşmasına şaşıran Hüseyin b. Ulvan ona: “Allah seni affetsin, peki sen nerden biliyorsun?” diye sorar. O da şöyle cevap verir: “Ben İmam Sâdık (a.s.)’ın şöyle buyurduğunu duydum:
‘Kitapların birinde Allah’ın şu buyruğunu okudum: İzzet ve celâlime, büyüklüğüme, yüceliğime, arşa olan istilâma yeminler olsun ki, kim benden başkasına ümit bağlarsa ümidini boşa çıkaracağım. Ona insanların içinde zillet elbisesi giydireceğim, onu kendimden uzaklaştırıp, onunla alâkamı keseceğim.
Zorlukları kulumun karşısına ben çıkarıyorum, öyleyse onlardan kurtulmanın yolu da bendedir. Kulum bu zorluklardan kurtulmak için benden başkasına güvenip, ondan yardım istiyor; hâlbuki onlar bu sıkıntıların oluşmasında hiçbir role sahip değillerdi, peki nasıl olur da başkasının gücü buna yeter.
Acaba zorluk ve sıkıntılarda benden başkasını mı çağırıyorsunuz, hâlbuki bütün sorunlar benim elimdedir. Benden başkasına mı güvenip kapısını çalıyorsunuz, oysa bütün kapıların kilidi benim elimdedir ve benim kapım her çalanın yüzüne açıktır.
Zorluklar esnasında bana güvenip de sonra onu yalnız bıraktığım bir kulum var mıdır? Büyük bir işinde bana ümit bağlayan ve sonra onun ümidini boşa çıkardığım bir kulum var mıdır?