6- tevekkül

04 December 2025 35 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 8

Ben kullarımın isteklerini kendi katımda korudum, oysa onlar buna razı olmadılar ve gökleri benim zikrimden asla yorulmayanlarla (melekler) doldurdum, hepsine, kendimle kullarım arasındaki kapıları kesinlikle kapamamaları emrini verdim, oysa kullarım benim bu sözüme inanmadılar.

Acaba benden başkasına güvenen kimse, bütün sıkıntıların sadece benim iznimle giderileceğini bilmiyor mu?

Peki, niçin kulum bana sırt çeviriyor, o benden istemeden ben kendi lütfumla ona verdim, sonra geri aldığımda gelip benden istemek yerine, gidip başkalarından istedi.

O istemeden ben ona veriyorum, oysa şimdi istediği halde ona vermeyeceğimi mi zannediyor?! Niye ben cimri miyim ki, kulum beni cimri olarak görüyor?! Acaba bütün varlık ve keremler benden değil midir? Bağışlama ve rahmet benim elimde değil mi? Acaba ben isteklerin kaynağı değil miyim? Öyleyse benden başka kim isteklerin önünü alabilir? Ümitlerini benden başkasına bağlayanlar hiç mi korkmuyorlar?

Eğer bütün yeryüzünde ve gökyüzündekiler sadece bana ümit bağlasalar, bir karıncanın ayağı kadar mülkümden hiçbir şey eksilmeden onlara ümitleri miktarınca veririm. Mülkün sahibi ben değil miyim, peki nasıl olur da eksilir? Öyleyse vay benim rahmetimden ümitlerinin kesenlerin haline ve yazıklar olsun o kimselere ki hiç çekinmeden bana isyan ettiler.’”

Bu rivâyet açıkça, Allah’tan başkasına ümidi bağlayıp, başkalarına güvenmenin ne kadar kötü bir iş olduğunu bildirmektedir. İnsanda böyle bir özelliğin bulunması tevhidin özüyle asla uyuşmamaktadır.

Ne yazık ki, buna rağmen günümüzde insanlar sürekli “özgüvene” davet ediliyor ve bu özelliğin kişide oluşması için çaba sarf ediliyor. “Kendine güvenmek” insan için güzel ve beğenilir sıfatlardan birisi olarak kabul edildiğinden bu konuda birçok kitap yazılmıştır. Bu eserlerde, söz konusu özelliğin kazanılmadığı takdirde insanı ne denli zararların beklediği anlatılmaktadır. İnsanın kendi güç ve yeteneklerine güvenmesi her ne kadar akıl tarafından onaylansa dahi, tevhidî dünya görüşü açısından kabul edilemez. İnsanın sadece kendine güvenmesi İslâm’a göre kötü bir sıfattır; çünkü bizim sahip olduğumuz her şey borçtur, kendimize ait hiç bir şey bulunmamaktadır, her neyimiz varsa hepsi Allah tarafındandır. Öyleyse başkasının olan bir şeye nasıl olur da güvenip, itimat edebiliriz. Mal sahibinin, malını ne zamana kadar bizim elimizde bulundurmamıza izin vereceğini bilmiyoruz; öyleyse sadece Allah’a güvenmeli ve O’na ümit bağlayıp, sığınmalıyız.

Bu düşünce (sadece Allah’a tevekkül etmek) Allah tarafından Kur’an’ın birçok âyetinde beğenilir bir sıfat olarak gösterilmiştir, öyle ki, bunu uygulayabilenler için Allah’ın onlara yeteceği vaadi verilmiştir.

“Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter.”

“Allah kuluna kâfi değil midir?!”

Demek ki, eğer Allah’ın rububiyetine inanıp, O’nu rabb, varlık âleminin hayat kaynağı ve âlemin tek sahibi olarak kabul ettiğimiz takdirde, ihtiyaçlarımız için O’ndan başkasına el açmanın hiçbir anlamı yoktur.

Üstatlarımdan birisi şöyle bir olayı anlatmıştı: “Komşumuzun çocuğu kapının önünde oturuyordu. Bir dilenci geldi ve çocuğa, annesinden bir parça ekmek alarak getirmesini söyledi. Çocuk da o dilenciye şöyle dedi: ‘Sen gidip kendi annenden istesene.’ (O çocuk, annesi olan birisinin her türlü ihtiyacını annesinden istemesi gerektiğini biliyordu.)”

Üstat daha sonra şöyle buyurdu: “Eğer bizim Allah’a olan tanıma ve bilincimiz, bu çocuğun annesini tanıması kadar olsaydı, yani bir şeye ihtiyacı olan onu karşılayacak kişiden istemeli bilincinde olsaydık, işte o zaman Allah’tan başkasına ağız açmazdık. Allah ki, herkesten daha güçlü ve aynı zamanda herkesten daha sevgi dolu; öyleyse niçin ihtiyaçlarımızı başkasından isteyelim?”

Allah’a İmanın Şartı; Tevekkül

Bütün peygamberlerin en büyük hedefi insanların Allah’a iman edip, sadece O’na tevekkül etmelerini sağlamalarıdır. Zaten Allah’a imanın en belirgin özelliği de insanın sadece O’na tevekkül etmesidir. İnsanoğlu, eğer âlemin tek sahibinin Allah olduğuna inanıp, buna yakîn ederse işte o zaman Allah’tan başkasına ihtiyaçlarını götürmeyecektir. Her şeyinin sahibi olarak yalnız Allah’ı bilen, her ihtiyacında ve her sıkıntısında sadece O’nun dergâhına sığınan, her halükarda O’ndan yardım dileyecektir. Kuran-ı Kerim birçok yerde tevekkülü, imanlı insanların en belirgin özelliği olarak göstermektedir. Âl-i İmran Sûresi’nde şöyle buyruluyor:

“Mü’minler, yalnız Allah’a tevekkül edip, güvensinler.”

Mü’min ve imanlı insanlar, yalnızca Allah’a tevekkül etmeleri sayesinde sonsuz kemale doğru sürekli hareket halindedirler; çünkü insan mükemmelliğe sadece Allah’a olan yakınlık, aşk ve sevgiyle uluşabilir. Tevekkül, Allah’la olan yakınlığı gün be gün geliştirip, çoğaltmaktadır. Hiçbir şey olmayan ufacık bir zerre, sırf Allah’a olan tevekkülü ve aşkı sonucu sonsuz kemale erişiyor. Küçük bir damlayken okyanusa ulaşıyor ve kendisini de okyanus oluyor. Hafız’ın dediği gibi:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar