Allah’a tevekkül etmeyenler de çalışıyor, fakat tevekkül edenler önce tevekkül edip sonra çalışmalılar. Bu iki grubun farkı kalplerindedir. Allah’a tevekkül eden O’nun emrine itaat edip, O’na dayanıp güvenerek çalışmaktadır. Allah’a tevekkül etmeyen de rızkının başkalarının elinde olduğunu zannederek çalışmaktadır. Tevekkül eden kimse Allah’tan başkasına ümidini bağlamamıştır, hatta eğer bütün sebepler yüzüne kapansa dahi onun ümidinde zerre kadar azalma olmaz. Rivâyetlerden de anlaşıldığı gibi, mü’minin rızkı-malı sadece Allah’ın katındakidir; çünkü kendi elinde olan çalınabilir, yok da olabilir, ama Allah’ın hazinesinde bulunan asla zayi olmaz.
Hz. İbrahim’in Allah’a Olan Tevekkülü
Allah’a nasıl tevekkül edilmesi gerektiğine dair en güzel örneklerden biri de Hz. İbrahim’dir. Allah’ın bu sâlih kulu ömründe bir an dahi Allah’tan başkasına güvenmemiştir. Puta tapanlar onu ateşe atarak yakmak istediklerinde bile, o yalnızca Allah’a güvenerek, sadece O’ndan yardım dilemiştir. Bunu Kur’an âyeti şöyle bildiriyor:
“(Bir kısmı:) ‘Eğer is yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin!’ dediler.”
Büyük müfessir Şeyh Tabersî (r.a.), Mecmaü’l-Beyan adlı eserinde şöyle yazıyor: Bütün halk odun toplamaya başladı, biri o esnada hasta idiyse hemen vârislerine, malının bir kısmını alarak İbrahim’i yakmak için odun almada harcamasını vasiyet ediyordu. Hatta yün eğiren kadınlar bile aldıkları ücretle, tanrıların rızası için İbrahim’i yakmak üzere odun satın alıyorlardı. Görülmemiş büyüklükte odun yığdılar, sonra hepsini yaktılar, ateş o kadar büyük olmuştu ki, kimse yanına yaklaşamıyordu, bunun üzerine İbrahim’i bir mancınığın üzerine koyarak ateşin içine fırlattılar. Bundan sonrasını İmam Sâdık (a.s) şöyle anlatıyor:
“İbrahim’i mancınığın içine koyup, ateşe atmak istediklerinde, Cebrail yanına gelerek selâm verdi ve dedi ki: ‘Bir isteğin var mı?’ İbrahim: ‘Senden istediğim bir şey yok’ dedi. Bunun üzerine Cebrail: ‘Öyleyse Rabbinden iste’ dedi. İbrahim: ‘Halimi ve durumumu görüyor bu bana yeter’ cevabını verdi. Ateşe fırlatacakları zaman İbrahim şöyle diyordu: ‘Ya Allah, ya Vâhid, ya Ehad, ya Samed, ya Men Lem Yelid ve Lem Yûled ve Lem Yekûn Lehu Kufuven Ehad.’ İbrahim hemen ateşin içine düştü, ama her şey Allah’ın emrinde olduğu için ateşin sıcaklığı ona hiç bir zarar vermedi: ‘Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol! Dedik.’”
Demek ki insan sadece Allah’a tevekkül edip, O’na güvenirse, Allah da her zorlukta onun yardımcısı olacak, onu sıkıntılardan kurtarıp huzur ve rahatlığa kavuşturacaktır.
Tevekkül ve İlâhî Kadere Hoşnutluk
Yüce Allah’ın her bir kulu için bir takım takdirleri bulunmaktadır, belirlemiş olduğu bu takdirler bazen kulun mizacıyla uyuşur, hoşuna gider ve bazen de hiç hoşuna gitmez. Her hâlükârda, Allah’ın kulundan istediği, kaza ve kaderine razı olup Allah’ın hoşnutluğunu kendi hoşnutluğundan önde tutmasıdır. Takdirât insan için teşriî ve tekvinî olarak iki şekilde gerçekleşir:
1-Teşriî Takdirât
Allah’ın kulları için koymuş olduğu bir takım kanunlar bulunmaktadır. Kullar vacipleri yerine getirerek haramlardan uzak durmalıdırlar, her ne kadar da nefislerine ağır gelse bile bu hükümlere razı olup onları yapma mecburiyetindedirler. Gönülsüzce bile olsa Allah’ın emirleri yerine getirip razı olmak kulluğun en düşük derecesidir. İnsan tüm ilâhî hükümleri isteyerek yapmalıdır, ama hoşlanmadan yapanlar da bulunmaktadır. Bunların mukabilinde öylesine Allah dostları bulunmaktadır ki, ibadet sonucu O’nun emirlerini canı gönülden, keyifle yapmaktadırlar.
2-Tekvinî Takdirât
Kişinin, Allah tarafından başına gelenlere razı olması gerekir. Olaylar insanın hoşuna gitsin veya gitmesin sonuçta metin olup isyan etmemesi gerekir. Rivâyette şöyle buyrulmaktadır:
“Kullar, Allah’ın onlar için belirleyip, taksim ettiğine razı olmalıdırlar.”
Şüphesiz hiçbir şey kendi elimizde değildir, hatta konuşmamız bile! Biz elimizde olduğunu zannediyoruz, hâlbuki öyle değil. Konuşabilmek için dilin, boğazın, ses tellerinin, havanın vb. öğelerin olması gerekir. Bu saydıklarımızın hiç birisinin kontrolü elimizde değil, dolayısıyla bunlardan biri olmadığı zaman konuşamıyoruz.
Demek ki, elimizde olduğunu sandığımız en basit işler bile bazen irademizin dışında gelişebilir. Birçok insan konuşmaya başlamış, ama sonunu getirememiştir yahut sözünü bitirmeden can vermiştir. Öyleyse tamamen kontrolümüz dışında ve özgür irademizde olmayan bir takım işler, bunların Allah tarafından olduğunu göstermektedir. Örneğin, deprem veya oluşmasında insanın hiçbir etkisinin olmadığı hastalıklar tamamen ilâhî mukadderattır.