Elbette olaylar bir takım doğal etkenler veya insanî faktörler sonucu oluşmaktadır. Mesela, depremin oluşum aşamaları bilim tarafından bellidir, ancak bu, Allah’ın kulları karşısında yenildiği ve kendi isteği dışında bazı işlerin olduğu anlamına gelmez. Allah’ın mülkünde hiçbir şey O’nun iradesinin aksine oluşmaz. Sadece O, kendi isteğiyle bu âleme bir düzen ve intizam vermiştir, her ne kadar bu düzende bazen istenilmeyen şeyler olsa bile.
Yüce Allah’ın âlemde koymuş olduğu bu düzen en mükemmel haliyledir, bu yüzden de filozoflar “Nizam-ı ahsen/En güzel düzen” tabirini kullanmışlardır.
Öyleyse Allah, bütün sebeplerin üstündedir ve onları kontrol edemez durumda değildir, başıboş da bırakmamıştır. Yapmış olduğu işlerde hiç şüphesiz büyük hikmetler bulunmaktadır, bunlardan belki de en önemlisi insanın imtihan ve sınava tâbi tutulmasıdır. İnsanoğlu, nasıl bir tepki gösteriyor diye, hoşuna gitmeyen musibetlerle denenmektedir.
Bütün insanlar ilk başta genel bir imtihandan geçmektedir, böylelikle zorluklar esnasında kimlerin hemen isyan ettiği ve kimlerin de sabrederek itaat ettiği ilk aşamada belli olmaktadır. Bundan sonra, sadece Allah’ın bazı özel kulları için çok daha zorlu imtihanlar bulunmaktadır. Büyük belâlara duçar olma sonucunda, Allah’a karşı neler düşündükleri ortaya çıkmaktadır. Acaba hemen şikâyetçi mi oluyorlar yoksa susarak O’ndan gelen her şeye razı mı oluyorlar? İşte bu, sabır makamıdır, bu makamdan daha üstün olanı ise rıza makamıdır. Rıza makamına ulaşmış kullar; hem zorluk, sıkıntı ve kederlere tahammül ediyorlar, hem de tüm bunlar Allah katından geldiği için hoşnut ve razıdırlar. Bu, imandaki en üstün aşamadır. İnsanın imanı ve bilinci çoğaldıkça ilâhî kaza ve kadere hoşnutluğu da o denli rahat olacaktır.
Öyleyse imanın en önemli aşaması, mü’min insanın her ne kadar hoşlanmasa bile başına gelen olaylar karşısında önce sabretmesi ve sonra da gönülden razı olmasıdır.
Miraç hadisinin başında Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Katımda en çok sevilen amel tevekküldür ve ondan sonra takdir ettiğim her şeye razı olmaktır.”
Bu cümleden, rızanın tevekkülden üstün olduğu anlaşılmaktadır. Tevekkül, yani işlerde Allah’tan yardım dilemek ve sadece O’na güvenmek. Her zaman okuduğumuz şu âyette geçtiği gibi:
“Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
Ama rıza makamı, Allah’ın yapmış olduğu her şeye razı ve hoşnut olmaktır, başka bir şeyin oluşması için çalışıp çabalamak değildir.
Buraya kadar yapmış olduğumuz açıklamalardan çalışmanın gereksiz olduğunu söylemek istediğimiz anlaşılmasın. Çalışmak Allah’ın takdirlerinden biridir. İnsan çalışmalı, hedefine ulaşmak için çaba sarf etmeli; ama karşısına Allah’ın hikmeti gereği ne çıkarsa ona da teslim olmalıdır, gönül açıklığıyla kabul etmelidir, çünkü Allah’ın yapmış olduğu her şey bir hikmet üzeredir.
Allah’ın İnsan İçin Hep İyilik İstemesi
Başka bir kudsî hadiste Yüce Allah Hz. Musa (a.s.)’a şöyle buyuruyor:
“Ey Musa! Mü’min kulum, yarattıklarım arasında en sevdiğim olanıdır. Eğer onu bazı musibetlere duçar edersem şüphesiz bu, onun yararınadır ve eğer onu bir şeyden sakındırırsam bu, onun faydasınadır; çünkü ben, kulumun hayrını en iyi bilenim. Öyleyse belâ ve musibetlere sabredip, nimetlerime şükretsin. Kaza-kadere razı olsun, öyleki onu doğrulardan kılayım. Doğrulardan olabilmesi yalnız benim rızam doğrultusunda hareket etmesi ve emirlerime itaate etmesine bağlıdır.”
Sevdiğimiz birisinin üzülmesini ve zorluğa düşmesini asla istemeyiz. Allah da sevdiği bir kulu belâlara müptelâ ediyorsa bu, ona düşman olduğu veya onu sevmediği anlamına gelmez. Bilakis sevdiğini ve gönderdiği belâların da kulunun yararına olduğunu gösterir. Anne eğer hasta çocuğuna bazı güzel şeyleri yemesini yasaklayıp, acı ilâçları zorla ona içiriyorsa bu durum, yavrusunu sevmediğini, ona düşman olduğunu göstermez; aksine ne kadar önem verip, değer verdiğini gösterir. İşte, Allah’ın da kulları için göndermiş olduğu belâlar bu ilaçlar gibidir. Yine, yasaklamış olduğu haramlar da onların zararlı olmasından kaynaklanmaktadır. Şair bunu şöyle dile getiriyor.
Anne yavrusuna der, gözümün nuru, Bağırsam sen de görsen bu siniri, Bu sinirlenmeler başka türlü sevgidir, Sinirlenip bağırmam hepsi anne sevgisidir.
İmam-ı Ümmet (r.a.) defalarca konuşmalarında şunu vurgulardı: Bizler sadece vazifemizle amel etmek zorundayız, sonuç bizi ilgilendirmez; çünkü âlemin bir yöneticisi var ve O, neyi isterse ancak o olacaktır.
Başka bir rivâyette Hz. Musa, Allah’a şöyle soruyor: “Rabbim, katında en sevgili olan kul hangisidir?” Yüce Allah da cevap olarak buyuruyor ki: “Katımda en çok sevilen kul, en sevdiği şeyi dahi elinden alacak olsam bana isyan etmeyen ve bana olan saygısını yitirmeyendir.”