Öyleyse sevap ve mükâfat kastıyla ibadet edenler asla yaptıklarına güvenmesinler, çünkü insan bütün ömrü boyunca ibadet etse ve benim için zahmet çekse bile yine de hakkımı eda edemez, yine de bana tapınmanın derinliklerine ulaşamaz. Bütün ibadetleriyle beraber, gene de benim cennet nimetlerimi ve kenarımdaki yüce mertebelere ulaşma hakkını kazanamaz. Lakin benim rahmetime sığınmalılar, fazlıma ümitli ve bana olan hüsn-i zana güvenmelidirler. Ancak o zaman rahmetim onlara ulaşacak, cennetime girip, bağışlanma elbisesini giyebileceklerdir. Hiç şüphesiz ben Rahman ve Rahîm olan Allah’ım ve böyle adlandırılmışım.”
Sonuç olarak şöyle diyebiliriz:
İnsan, yaşamında ve işlerinde Allah’a ümitli olup O’nun lütuf ve inâyetine güvenmelidir, bununla beraber amellerine güvenmeden çalışıp çabalamalı, boş durmadan vazifesini yerine getirmeye gayret etmelidir. Amellerimiz, Allah’tan alacağımız nimetlerin karşılığı olamaz, eğer inceden inceye yaptığımız güzel işlerin hesabını verecek olursak, o zaman hiçbir şeyi hak etmediğimizi göreceğiz. Allah’ın kullarına verdiği nimetler lütfedilmiştir, ihsan edilmiştir.
Bizler Allah’a ibadet ediyorsak, bunlar, verdiği nimetlerin şükrü içindir. Ağzımızla konuşabiliyorsak, konuşma gücünü O vermiştir, öyleyse nasıl olur da Allah’a minnet koşabiliriz? En güzel amelleri yapsak dahi, hesap anında borçlu olduğumuzu göreceğiz. Dolayısıyla amellerimize güvenerek karşılığında büyük nimetler bekleyemeyiz, ibadetlerimizle enbiyanın, evliyanın ulaştığı makamları arzulayamayız, çünkü onlar bu makamlara bir karşılık umarak ulaşmadılar, onlar her şeyi sadece Allah için ve O’na güvenerek yaptılar.