Kısaca özetlenecek olunursa; İslam, evliliği tehlikeye girmiş ve yıkılmak üzere olan karı-kocaya bu durumu kolayca atlatabilmeleri ve evliliklerini kurtarabilmeleri için çeşitli yollar göstermektedir. Eğer eşlerden birisi evlilik birliğini tehlikeye atarsa, bu kutsal bağı kurtarmak için Kuran mümkün ve etkili olan tüm çarelerin yapılmasını diğer eşe tavsiye eder. Artık alınan tüm bu çareler başarısız olursa, İslam eşlerin barış içinde ve dostane bir biçimde ayrılmalarına izin verir.
Anneler
Ahd-i Atik birkaç yerde anne-babaya iyiliği, saygı ve sevgiyi emreder ve onlara karşı saygısızlık yapanları da kınar ve eleştirir. Örnek olarak;
“Çünkü babasına yahut anasına lânet eden her adam mutlaka öldürülecektir” (Levililer, bap/20:9)
“Hikmetli oğul babasını sevindirir, akılsız adam ise, anasını hor görür” (Özdeyişler, bap/15:20) her ne kadar bazı yerlerde yalnızca babaya saygıdan bahsedilse de;
“Hikmetli oğul, babasının söylediğini dinler” (Özdeyişler, bap/13:1) anneye özel olarak tek başına saygı hiç bir yerde geçmez. Tüm bunlar bir yana, anne için ister doğum esnasında çektiği acılar olsun, isterse evlatlarını büyütürken ve onları emzirirken düştüğü zorluklar olsun sevgi ile söz edilmez. Bir de anneler evlatlarının mirasçısı olamaz ama babalar olabilirler. Ahd-i Cedid’te anneye karşı ihtiram ile ilgili ifadeler bulmak bir hayli zordur ve hatta içerisinde yer alan bir çok konudan Allah’a ulaşmayı engelleyen en önemli faktörlerden birisinin anneye karşı sevgi ve saygı göstermek olduğunu anlıyoruz. İncil öğretilerine göre iyi bir Hristiyan ve Hz. İsa’nın havarilerinden olmak isteniyorsa, o zaman anneden kati surette nefret etmesi gerekmektedir. İsa Mesih’e atfedilen şu sözlere kulak verelim;
“Eğer birisi benim yanıma gelip, baba ve annesi, karısı ve çocukları, erkek ve kızkardeşi…, hatta kendi nefsini düşmanı olarak bilmezse, benim öğrencim ve havarim olamaz.”
Ayrıca Ahd-i Cedit Hz. İsa’yı (as) annesine karşı saygısız, edepsiz ve lakayt birisi olarak resmetmektedir. Mesela Hz. Meryem, Hz. İsa’yı ararken o başka şeylerle uğraşıyordu ve annesini bir an olsun ne aradı ne de sordu;
“Sonra anne ve kardeşleri gelip, dışarıda beklemeye başladılar; onu çağırmak için birisini yolladılar. Ve O’nun çevresinde bir kalabalık oturuyordu; ve kendisine, “İşte, annen ve kardeşlerin dışarıda, seni arıyorlar” dediler. O da onlara cevap verip, “Kimdir benim annem ve kardeşlerim?” dedi. Ve etrafına, çevresinde oturanlara bakarak dedi: “İşte, benim annem ve kardeşlerim! Çünkü her kim Tanrı’nın isteğini yaparsa, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.” (Markos, bap/3:31-35)
Bazıları bu yukarıda geçen bölümü şu şekilde yorumlamaktadırlar; Hz. İsa (as) burada aslında dini yakınlaşmanın, aile içinde olan yakınlaşmadan daha zayıf olmadığını bildirmek istemiştir. Ama bu şekilde saygısızlık yapmadan da bu konuyu oldukça rahat bir şekilde dinleyenlere anlatabilirdi. Yine buna benzer saygısızlık içeren bir sahneyi Hz. İsa (as) muhataplarından birisi, annesinin kendisini doğurması ve yetiştirmesi hasebiyle dua etmek istediğinde buna engel olmasında görebiliriz;
“İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın O'na, «Ne mutlu seni dünyaya getirmiş olan ve seni emzirip, büyüten o anaya!» diye seslendi. İsa, «Daha doğrusu, ne mutlu Tanrı'nın sözünü dinleyip uygulayanlara!» dedi.” (Luka, bap/11:27-28)
Hz. İsa (as) gibi üstün makamlı ve şerefli bir insanın, annesi Azize Meryem’e (sa) (Ahd-i Cedid’te anlatıldığı gibi) bu denli merhametsiz davranıp, onu önemsiz sayması, kim bilir Hristiyan gençliğinin (Hz. Meryem’in hiç bir zaman dengi olamayacak) annelerine karşı nasıl davranmalarına neden olmuştur?
İslam’da ise anneye verilen değer ve şerefin gerçekten eşi benzeri yoktur. Kuran-ı Kerim, Allah’a kulluktan sonra anne-babaya saygı ve ihsanı öğütlemektedir;
“Rabbin şöyle hükmetti: O'ndan başkasına kulluk/ibadet etmeyin, anaya-babaya çok güzel davranın: Onlardan birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına gelirse sakın onlara "Öf!" bile deme; onları azarlama, onlara tatlı-iltifatlı söz söyle. Rahmetten yerlere eğilme kanadını onlar için indir ve de ki: "Rabbim, merhametli davran onlara, tıpkı küçüklüğümde beni koruyup büyüttükleri gibi.” (İsra/23-24)
Kuran-ı Kerim başka bir kaç yerde de annenin önemine ve çocuğu dünyaya getirme ve büyütme görevine değinerek şöyle der;
“Biz insana, ana babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır. (Ona gebe kaldığından itibaren ta doğuruncaya kadar günden güne güçsüzleşmiş, ağırlaşmıştır). Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olmuştur. (Bunların hepsi, güç şeylerdir. Onun için biz insana): "Bana ve anana-babana şükret, dönüş banadır.” (Lokman/14)
İslam Peygamberi Hz. Muhammed (saa) İslam dininde annenin konumunu şu şekilde buyurur;