Adaletçilik Modeli

04 December 2025 29 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 8

4. İmam Ali'nin (a) görüşünde adalet bireysel ve şahsi bir mevzu değildir. Aksine İslam'ın siyasi felsefesi ve toplumsal felsefe olarak sözkonusu edilmiştir. Üstat Şehit Mutahhari'nin ifadesiyle, Ali'nin (a) şehit olmasına yolaçan, bu adalet anlayışıdır. Nitekim şöyle denmiştir:

“قتل فی محرابه لشدة عدالته”

Adaleti ayakta tutmaktaki ısrarı ve taassubu nedeniyle secdede şehadete ulaştı. Adalete ve adalet şiarına taraftarlık, kişinin şehadetine sebep olması bir yana, insanlar arasında da daha saygın yaşamasını sağlar.

Tavus kuşunun kanadı ona düşman / Nice şahlar var ki demiri onu öldürdü

Dedi ki o ceylan, miskimden dolayı / O avcı benim saf kanımı döktü

Ali (a) sadece adil değildi, ama aynı zamanda bir siyasi düşünce akımı olarak adaletçiliği takip ediyordu.

Doğal olarak, bu düşünceyi icra etmede ısrarcı ve azimli olmak ve adaletçilik kültürünü ihata etmek, temelleri zulümde olan hükümetlerin kabul edebileceği bir mevzu olmayacaktır. Ali (a) toplumsal tefekkür sahibidir ve bireysel kriterlerle değerlendirme yapmaz. Bu nedenle kendisine “Cömertlik ve bahşetme mi, yoksa adalet mi daha iyidir?” diye sorulduğunda ahlak ve değeri bireysel ahlaki faziletlerde gören kimselerin aksine, adaletin cömertlikten daha üstün olduğu cevabını vermiştir. Çünkü:

“العدل یضع الامور مواضعها و الجود یخرجها من جهتها”.

Adalet herşeyi kendi yerine yerleştirir ve her hakkı, gerçek hak sahibine ulaştırır. Ama cömertlik ve bahşetme, durumları ve hadiseleri kendi yerinden ve mecrasından çıkartır. (Subhi Salih: 437). Cömertlik, açık hak sahibi kişiyi gözardı edip hak sahibi olmayan başkasına bağışta bulunabilir.

“العدل سائس عام و الجود عارض خاص”

Adalet, umumu idare etmektir. Kamu hayatının temeli ve esasıdır. Sözleşmenin temelidir. Ama cömertlik ve bahşetme, istisnai bir haldir. Belli bir zamanda bir kimse başka bir kimseye bağışta bulunur ve fedakarlık yapar. (Subhi Salih: 437). Cömertlik ve fedakarlık, umumi hayatın asli temeli yapılamaz. Buna göre sözleşme ve kanun vazedilip uygulanamaz.

“Adalet ve cömertlik”in yerini açıkladıktan sonra şu sonuca varmaktadır:

“فالعدل اشرفهما و افضلهما”

Adalet, cömertlik ve bağışta bulunmaktan daha üstündür. (Subhi Salih: A.g.e.)

Eğer toplumda adalet tesis edilir ve denge kurulursa cömertlik ve bahşetmeye ihtiyaç kalmaz. Cömertlik ve bağışta bulunma genelikle toplumda boşluk ortaya çıktığı ve bireylerin hakları düzgün dağıtılmadığı zaman sözkonusu olur. Bu nedenle, her ne kadar cömertlik ve bağışta bulunma, bireysel ve ahlaki bir amel olarak adaletten yukarıda veya üstün olsa da bütüne bakan bir düşünce ve siyasi tefekkür açısından adaletin çok özel bir yeri vardır ve daha üstün konumda yeralmaktadır. Çünkü adalet toplumda umumi bir kanun olarak tahakkuk edebilir ve toplumda dengeyi kurarak her türlü bağışın zeminini ortadan kaldırabilir. Fakat cömertlik ve bahşetme genel bir kanun olarak ele alınamaz.

Toplumda adalet, binanın temelleri gibidir. İhsan da sosyal açıdan o binanın renk ve desenleri mesabesindedir. Eğer ev çürük ve sakat bir temele oturuyorsa ev sahibinin avlunun peyzajı üzerinde düşünmesi faydasızdır.

Toplum cömertlik ve ihsanla yönetilemez. Toplum binasının temeli adalettir. Bu nedenle, verilen izahattan çıkardığımız sonuç şudur ki, muttakilerin mevlası, adaleti İslam'ın sosyal felsefesi olarak ele almış, onu İslam'ın büyük namusu telakki etmiş ve herşeyden üstün tutmuştur. Siyaseti bu ilke üzerine oturuyordu. Hiçbir amaç ve hedef hatırına ondan en küçük bir sapma ve esneklik göstermesi mümkün değildi. İşte bu, onun başına büyük dertler açan tek şeydi. (Mutahhari: 19).

Ali'nin (a) beş yıllık hükümeti dönemi analiz edilirse gayet net görülecektir ki bütün o karşı koymalar ve alaşağı etme çabalarının sırrı, hep Ali'nin (a) adaleti uygulamadaki katı tutumunda gizlidir. Çünkü Ali (a) “eskiye referans”ı kabul etmiyordu. Ali (a), toplum adaleti icra kapasitesi taşımadığını ve adil olmayan idareden faydalanan kişilerin adil bir hükümetin oluşmasına izin vermeyeceklerini biliyordu. Fakat bütün bu durumlara rağmen adaleti tesis edebilmek için hükümeti kabul etti ve çok fazla olayla karşılaştı. Bu dönemin her anı ve tüm hadiseler, adaletin tahakkuku için en ileri öğretiler ve tecrübeler olarak incelenebilir.

Açıklanan ilkeler, adaletin temellerini ve teorik çerçevesini resmetmektedir. Davranış modelleri de işte bu ilkeler üzerinde şekillenmektedir. Bu ilkeler Ali b. Ebi Talib'in (a) pratiği ve siretinde tecelli etmektedir. Bunlar, sosyal adaletin tahakkuku için yol haritası olarak mütalaa edilmelidir.

İmam Ali'nin (a) Siret, Amel Ve Davranışında Adalet

Buraya kadar açıklananlar gözönünde bulundurulduğunda İmam Ali'nin (a), adalete tevhidin penceresinden baktığı ve adaleti tevhidin basamağı gördüğü anlaşılacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar