Adaletçilik Modeli

04 December 2025 29 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 8

Süzme balın, buğday özünün ve ipek dokumanın nasıl kullanıldığını biliyorum, isteseydim yapardım. Lakin nefsimin arzusu asla bana galebe çalamayacak. Hırsım beni giysilere sürüklemeyecek. Hicaz ve Yemame'de birisi bir lokma ekmeğe hasretken veya karnını doyuramazken ve etrafım mideleri sırtlarına yapışmış ve ciğerleri yanmışlarla doluyken ben nasıl tok uyuyabilirim. (Şehidi: 318).

Üçüncü aşama

Yakınlar ve akrabalar arasında adalete riayet edilmesi, adalet herşeyden önce itikat ve iman meselesi olduğundan genel kuralın kapsamına girer. Allah şöyle buyurur:

“يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارً”

(Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. / Tahrim 6).

Yine şöyle buyurur:

“وَ أَنذِرْ عَشِیرَتَکَ الْأَقْرَبِینَ”

(Yakın akrabalarını uyar / Şuara 214).

Bu nedenle adaletin sâliki eğer çevresini dizginleyip kontrol altına alamaz ve adaleti onların arasında uygulayamazsa asla sonraki aşamalara adım atamaz.

Dünyadaki adalet yanlılarının ve adaletçilik şiarıyla ayaklananların hayatına kısa bir bakış, hükümetler oluştuktan, iktidar ve imkanlara kavuştuktan sonra devlet idarecilerinin yakınlarının elde edilen mevkiyi istismar ettiğini ve adalet hareketini başarısızlıkla karşı karşıya getirdiğini açıklıkla ortaya koymaktadır. Dolayısıyla adaletin siret ve modelinden son derece net anlaşılmaktadır ki, İmam Ali (a), adalet yolunda herkesten fazla kendisine karşı katı davranan, ikinci aşamada ise yakınlarına ve akrabalarına tavizsiz olan biriydi.

Ali (a) Nehcu'l-Belağa'da Akil'in öyküsünü örnek olarak nakleder ve şöyle buyurur:

“والله لقد رایت عقیلاً و قد املق حتی استماحنی من برکم صاعاً و رایت صبیانه شعث الشعور غبر الالوان من فقر هم... فظن انی ابیعه دینی”

Allah'a andolsun ki, Akil'i perişan ve çok muhtaç halde gördüm. Benden sizin buğdayınızdan kendisine bir avuç vermemi istedi. Çocuklarını gördüm, sefaletten saçları darmadağınıktı. Renkleri solmuştu, çivit gibiydi. Bana ardı arkası kesilmeyen ziyaretler yaptı ve aynı sözü tekrar etti. Fakat onu dinlemedim. Dinimi ona satacağımı sanıyordu. (Şehidi: 259). Akil'in öyküsünden başka, Ali'nin (a) adalet yüzünden, oğlu İmam Hasan'a (a), kızı Fatıma'ya ve diğer yakınlarına oldukça katı davrandığının onlarca tarihi örnek vardır. Hatta kızına, beytülmaldaki kolyeyi bir geceliğine bile ödünç almasına izin vermedi. Yahut oğlu Hasan'a (a), balı paylaştırmadan önce kendi hissesini misafirleri için kullanmasına müsaade etmedi.

Dördüncü aşama

Hükümetin memurlarına nezaret ve onları kontrol altında tutmak. Çünkü adalet vaaz ve nasihat yoluyla uygulanmaz. Hükümetin memurları, adaleti gerçekleştirmek zorunda olan bütünün parçalarıdır. Dolayısıyla eğer bu kesim adil olmaz ve adaleti kendi nefislerinde ve yakınlarıyla karşılaşmada tecrübe etmezse adaleti toplumda hakim kılamazlar.

Ali'nin (a) Muaviye'nin Şam'daki hükümetine bir an olsun katlanmadığını veya Osman'ın öldürülmesinden sonra beytülmalın iadesi için bir an bile bekletmiyorsa, ya da kendi valileri ve memurlarına, izahı imkansız biçimde misafir olmayı kabul ettiklerini, yahut anormal bir ev yaptıklarını mektupla yazdığını görüyorsak, işte bütün bunlar İmam'ın, adaletin tahakkukuna olan inancından ve onu uygulamaktaki kararlılığından kaynaklanmaktadır. Ali (a), devletin üst düzey memurlarından olan Osman b. Hanif'e şöyle yazdı:

“و ما ظنت تجیب الی طعام قوم عائلهم مجفو و غنیبهم مدعو”

Muhtaçlara cefa çektiren ama ihtiyacı olmayanları davet eden insanların misafiri olmayı kabul edeceğini sanmazdım. (Şehidi: 317).

Başka bir yerde, Şureyh b. Haris 80 dinara bir ev satın aldığını doğruladığında “فنظر الیه نظر مغضب ثم قال له” İmam ona hışımla baktı ve buyurdu ki... (Şehidi: 272).

Beşinci aşama

İnsanlar arasında adaleti icra edebilmek için adalete dayalı hükümet tesisi. Ali (a), insanların kültürüne ilişkin yüksek toplumsal ve epistemik görüşle adaleti her ıslahın kökeni kabul etmektedir. Toplumun gelişmesi, sıçraması ve yaşaması için gereken şeyin adaleti uygulamak olduğu ilkesi üzerinde durmaktadır. “العدل حیاة” Adalet, hayattır. (Temimi, hadis 1699).

Buna ilaveten, Allah'ın diğer ahkamını uygulamayı da adaletin icrasına bağlı görür.

“العدل حیاة الاحکام” İlahi ahkamı diri tutmak adalete bağlıdır. (Temimi, hadis 1702).

Ali (a), dünyadaki politikacıların ve egemenlerin aksine, insanlar arasında adaletin uygulanmasına zemin hazırlamak üzere adaleti kendisinden ve ailesinden başlatır, kendi memurlarının davranışlarına nezaret eder. Ali (a) toplumun maddi ve manevi gelişimini toplumsal adaletin icrasına bağlar, başka bütün hareket ve girişimlerin başarısız olacağına hükmeder. Şehirler ve ülkelerin bayındır hale gelmesinin adaletin ışığında mümkün olacağını savunur.

“ما عمرت البلدان بمثل العدل”

Adalet gibi, şehir ve ülkelerin bayındır hale gelmesini sağlayacak hiçbir etken yoktur. (Temimi, hadis 193).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar