Gaybet-i Sugra ve Gaybet-i Kubra Dönemi
Muzir Hekim
Gaybet-i Sugra Dönemi (H. 260-329)
Hicrî 260 yılı Rebiulevvel ayının sekizinde İmam Hasan Askerî’nin (a.s) vefatından sonra İmam Mehdi’nin (a.f.) doğumuyla bu dönem başlar ve Hicrî 329 yılının Şaban ayının on beşinde dördüncü ve son elçi Ali b. Muhammed Samerrî’nin vefatıyla son bulur.
Bu makalede Şia’nın en hassas dönemine ve bu dönemde vuku bulan olaylara aşağıda belirtildiği şekilde inceleyebiliriz:
1. Gaybet-i Sugra asrının siyasî, toplumsal ve fikrî konumu;
2. Gaybetin tarihi ve başlama şekli;
3. Gaybetin felsefesi;
4. Gaybet-i Sugra Dönemi’nin özelikleri;
5. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) vefatından sonra çıkan fırkaların ihtilafları;
6. “Dört vekil” in seçimi;
7. Şia yerleşim bölgeleri için vekillerin seçimi;
8. Vekâlet iddiasında bulunan hain vekiller;
9. Gaybet-i Sugra Dönemi’nde Şia’nın fikrî, siyasî ve toplumsal konumu.
1.Gaybet-i Sugra Dönemi’nin Siyasî, Toplumsal ve Fikrî Konumu
a) Siyasî Konum
Bu dönem Abbasî halifelerinin on beşincisinden yirminci halifesine kadar, yani altı halifenin dönemini kapsamaktadır.
Bu dönemin geçerli siyasî durumunun özellikleri, Mevali ve özellikle Türkler’in İslâm dünyasının siyasî durumuna hâkim oldukları önceki dönemin özellikleri gibidir. Türkler, gerek vezir ve valiler makamında olsun gerekse ordu komutanları konumunda olsun günden güne güç kazanıyor ve İslâm âlemine hakimiyet kuruyorlardı.
Mevali ve Türkler’in her geçen gün istilaları karşısında hükümet merkezi gün be gün zayıflıyordu. Her geçen gün halife ülkenin idarî işlerinde daha bir güçsüzleşiyor, başkaları işleri ele alıyor ve hükümet merkezi, ülke idaresi ve özellikle sınırların kontrolünde daha önceki yıllara nisbetle gücünü kaybediyordu.
Açıklanan bunca zayıflıklara rağmen Abbasî halifeleri Müslüman kitleler üzerindeki zulümlerini arttırdılar. Halifeler kendi hükümetlerinin devam etmesi için her türlü cinayeti işlediler. Tam anlamıyla baskı ve vahşet ortamı bu dönemin tamamına hâkimdi. Bu durum özellikle de Şeyh Tûsî’nin tabiriyle Mutazıd döneminde (h. 279-289) daha şiddetli bir şekilde kendini göstermekteydi ve kılıçlardan kan akıyordu.
Gaybet-i Sugra asrından önceki dönemle alâkalı açıkladığımız geçerli özellik ve durumlar, bu dönem için de geçerliydi.
Şimdi bu dönemde gerçekleşen hadiseleri söz konusu edeceğiz.
1- Hilafet’in Samerra’dan Bağdad’a İntikali
Üçüncü bölümde geçtiği gibi Abbasî halifelerinden Mu’tasım Hicrî 220 yılında sorunların üstesinden gelebilmek ve halifeliğin güçsüzlük meselesini çözebilmek için hilafet merkezini Samerra’dan Bağdad’a intikal ettirdi.
Ancak bu değişikliğin zayıflıkla karşı karşıya olan hilafet sisteminde hiçbir etkisi olmadı. Aksine intikalin kendisi Abbasîler için sorunların kaynağı oldu ve Hicrî 279 yılında Bağdad’da Mutezid’e biat edilmesiyle hilafet merkezi Bağdad’a taşındı.
Muktefi, başkenti Samerra’ya taşımak istedi, ne var ki veziri başkentin intikalinin ağır giderleri bahanesiyle Muktefi’ye muhalefet etti ve onu intikal düşüncesinden caydırdı. Bu olaydan sonra Samerra terk edilmeye bırakılarak viran edilmiş surette baki kaldı.
2- Karamita’nın Zuhuru
Gaybet-i Sugra Dönemi’nde İslâm âlemi içerisinde oluşan sorunlardan biriside “Karamita fitnesi”ydi.
Hicrî 277 yılında Karamita başkaldırdı ve İslâm âlemine 30 yıl boyunca zulmetti. Karamita öylesine haşin ve kan dökücüydü ki hiçbir askerî birlik onlarla karşılaşma cüretine sahip değildi. Karamita’nin bir bölgeye saldırma ihtimali bile o bölge insanları arasında vahşet oluşmasına yeterliydi.
3- Alevî Kıyamlarının Azalması ve Baskıların Çoğalması
Karamita ve Sahibi-i Zenc musibetinin ortaya çıkmasıyla birlikte ki; Şia’ya nisbet verilen bu fırkalar sayısız cinayetlere bulaşmışlardı, her iki hareket Şia’nın aleyhine Abbasî halifelerinin eline koz verilmesi bahanesi oldu. Bu iki hareket, bir taraftan Şialar’ın aleyhine ortamın şiddetlenmesi ve diğer taraftan Şialar’ın silahlı kıyam etmeye yönelme ümitlerinin kaybolmasıyla sonuçlandı.
Buna rağmen Alevîler’in kıyamı tamamıyla sönmedi. Bu dönemde de Alevîler birkaç kez savaş bayrağını kaldırdılar ve bunlardan bazıları başarılı bile oldular.
Şimdi bu dönemlerde vuku bulan Alevî kıyamlarından bir kaçına örnek olarak değineceğiz:
-İbnu’r-Rıza’nın Kıyamı: Muhsin b. Cafer’in Hicrî 300 yılında Dımışk kıyamı. Mes’ûdî bu konuda şöyle diyor: Hicrî 300 yılında Muhsin ile Ebul-Abbas Ahmed b. Kiğliğ arasında savaş gerçekleşti ve onun birliğini yenilgiye uğrattılar. Bir nakle göre savaş esnasında Muhsin b. Cafer öldürüldü ve oğlunu Medinetü’l-İslâm Bağdad’da götürerek şehrin Batı semtindeki yeni köprübaşına asıldı.
-Hasan b. Yahya’nın Kıyamı: Hicrî 278 yılında Yemen’de Abbasîler aleyhine kıyam etti.
- Atruş’un Kıyamı: Hasan b. Ali, Hicrî 301 yılında Taberistan ve Deylem mıntıkasında kıyam etti.
-Hasan b. Kasım’ın Kıyamı: Hasan b. Dai olarak tanınan Hasan b. Kasım Hicrî 317 yılında İran’ın bazı bölgelerinde kıyam etti.
-Ahmed b. Muhammed Talibi’nin Kıyamı: Mısır’da Ahmed b. Tulun’un ordusuyla savaştı ve öldürüldü.