ALLAME TABÂTABÂÎ AÇISINDAN İLAHÎ FAİLLİĞİN DUAYA İCABET ARMAĞANINA İNANÇ VE BUNUN DOĞAYA EGEMEN YASALARLA ÇELİŞMEMESİ

04 December 2025 40 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 11

Mucizenin gerçekleşmesinin duaya icabetin niteliğini izah etmek için bir yol olduğunu düşünmek mümkündür. Ama eğer mucizenin ortaya çıkması doğa yasalarının iptalini gerektiriyorsa zor bir iş olacaktır. Çünkü dualara cevap verilmesi için doğa yasalarının iptalinin gerektiği farzedildiğinde “Öyleyse şimdiye dek çok az duaya cevap verilmiş demektir” denmesi gerekecektir. Oldukça az ve hatta nadiren doğa yasalarının açıktan iptal olduğunu bildiren haberler vardır. Halbuki pek çok insan duasına icabet edildiği tecrübesini yaşamaktadır. Bunun yanısıra, gerçekleşen çoğu duaya, doğa yasaları aracılığıyla mümkün olduğuna inanılan normal olaylar yoluyla erişilebildiğini de gözönünde bulundurmak gerekir. Bu nedenle Allah'ın duaları cevaplamak için mucize yoluyla müdahil olduğuna inanmak, hacete ilişkin duaların büyük miktarını dışarıda bırakacaktır. (Cerrahî, Keşfî, 1395, s. 48). İlaveten Kur'an-ı Kerim de doğal rutinin dışına çıkılmasını makul olmayan bir iş saymaktadır. Bu meselenin şahidi, Hazret-i İbrahim aleyhisselamın, mübarek Bakara suresi 126. ayette Allah'tan Mekkeli müminlere bir rızık tahsis etmesini istemesi (وَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هذَا بَلَداً آمِناً وَ ارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَ الْيَوْمِ الْآخِرِ), buna karşılık Allah Teala'nın ona cevabında şöyle buyurmasıdır: “İman etmeyenlere de birkaç sabah rızık vereceğim” (‏قَالَ وَ مَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلاً ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَ بِئْسَ الْمَصِيرُ). Allame Tabâtabâî, bu cevabı izah ederken şöyle yazar: “Hazret-i İbrahim aleyhisselamın duasına, normal akışa ve tabiat kanununa uygun olarak icabet edilmiştir. Allah duasına cevap verirken âdeti bozmamış ve tabiatın görünür hükmünü iptal etmemiştir.” (Allame Tabâtabâî, 1393, c. 1, s. 282).

3-2. Duaya icabet ve doğadaki düzenin değişmezliği

Müslüman filozofların görüşüne göre, duaya cevap verilmesi sonucunun doğabilmesi için birkaç bileşenin yanyana dikkate alınması gerekmektedir: İlahî faktör, doğadaki nedensellik yasası ve icabetin gerçekleşmesi. Bu doğrultuda ortaya konan okuma biçimlerini göstermeden önce birkaç noktanın açıklanıp analiz edilmesi ve sonra da uygun yorumların aktarılması gerekmektedir.

a) Nedensellik ilkesinin konumu

Nedensellik ilkesini kabul etme ile her duruma özgü nedenler kabul etme ve bir nedeni, bilinen sebeplere münhasır görme arasında fark vardır. Aksiyomatik ve inkâr edilemez olan nedensellik ilkesi, varlık evrenindeki bazı varlıkların, başka varlıkların varlığına muhtaç olduğunu ve onlar olmaksızın varlıklarının gerçekleşemeyeceğini ifade etmektedir. Diğer bir deyişle, yoksun varlık ve mümkün varlığın sonucu, ondan muhtaç olma halini kaldıracak bir varlığa ihtiyaç duyar. Bu kural nettir ve kuşku duyulmazdır. Bu prensibe göre her bilim alanındaki her bilim insanı fenomenlerin sebebini bulmanın peşindedir. (Misbah Yezdî, 1382, s. 25). Bu alanda ortaya çıkan hata, özel sebeplerin bilinmesi hakkındadır. Yani sonucun sebepsiz olamayacağı ilkesini kabul ettikten sonra sıra özel sonuçlar için özel sebepler belirlemeye gelmektedir. Her fenomenin özel sebebinin bilinmesi, felsefenin çalışma çerçevesinin dışında ve deneyle sebepleri tespit eden bilimin alanındadır. Diğer bir ifadeyle, nedensellik ilkesi, akılcı bir yasa olarak der ki: Sınırlı, şartlı ve muhtaç olan varlıkların ötesinde, onunla ilişki kurulması aracılığıyla varlıkların gerçekleşebileceği başka bir şey olmalıdır. Ama bu şeyin özelliklerinin ne olduğu ve nasıl bir etki meydana getirdiği nedensellik yasasıyla ispatlanamaz.

b) Bir fenomenin nedenlerini tanımanın yolları

Önemli mesele, bir fenomene özgü sebebi deneyle bilmenin mümkün olup olmadığıdır. Cevap olarak denebilir ki deney (bilim), tekil nesnelere özgü sebebi insana öğretemez. Deney sadece insanın duyuları alanında yer alan şeyleri kanıtlayabilir ve onun ötesini olumsuzlama hakkı yoktur. Diğer bir ifadeyle, her doğal sonuç için bir doğal sebep lazımdır, fakat doğal sebebin, doğal nedenler olarak bilinen şeyler olması şartı koşulamaz. (Allame Tabâtabâî, 1378, c. 1, s. 298). Dolayısıyla peygamberlerin anlattığı konuların bilgisini ya da duaların etkisini bağımsız olarak reddeden iddia temelsiz bir sözdür. Esasen deney, hiçbir zaman muhal olanı kanıtlayamaz. Muhal olma, deneysel bir kavram değildir. Aksine yalnızca akıl yoluyla ispatlanabilecek felsefi bir kavramdır. Deney yoluyla ispatlanacak olan şey, vuku bulmayandır. Fakat onun muhal olması, deneyin erişiminden uzaktır. Öyleyse hangi bilim ne kadar gelişirse gelişsin mucize, duanın etkisi ve benzeri meseleleri olumsuzlayamaz ve böyle bir şeyin muhal olduğunu söyleyemez. (Misbah Yezdî, 1382, s. 29).

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar