Allâme Tabâtabâî'nin Bakışından Pratik (Amelî) İrfanın Aklî Temelleri

04 December 2025 58 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 13

Allâme Tabâtabâî’nin Bakışından Pratik (Amelî) İrfanın Aklî Temelleri

Muhammed Cevâd Rûdger

Öz

Pratik irfan ya da seyr ü sülûk, irfanın temeli ve altyapısıdır. Keza teorik (nazarî) irfan da pratik irfanın bir yansıması, sülûk ve şuhûdun bulgularının anlamlandırılması ve yorumlanmasıdır. Kurb (yakınlık) ve visal (buluşma, kavuşma) yönündeki basamakların ve menzillerin kemâlin yüksek zirvelerini fethetmek amacıyla kat edildiği [kat edilmesinden ibaret olan] pratik irfan Muhammedî İslâm’ın saf öğretileri esasınca aklî temellere sahiptir. Allâme Tabâtabâî bunları istihraç ve tebyin etmiş; elinizdeki çalışma da onun El-Velâye adlı eserinde makes bulan düşünceleri/doktrinleri esas alınarak hazırlanmıştır. Bunlar arasında melekûta ulaşma imkânı, şuhûdî nefsin bilgisi, zâhiri ve bâtını hasebiyle velâyetçilik ve şeriatçılık gibi konular/konu başlıkları yer almaktadır.

Anahtar Sözcükler: Pratik (amelî) irfan, akıl ve akılcılık, nefs bilgisi, melekût.

Giriş

Allâme Tabâtabâî’ye göre irfan insanın merkezine ve gizliliklerine kök salmıştır. İnsandaki bu gerçekçilik güdüsü onu mutlak kemâle doğru çeker ve mukayyed varlığını mutlak varlıkla birleştirir. Nitekim;

İrfanî yaşam ve manevî zevk insanın merkezinde/derinliklerinde gizlenen bir içgüdüdür. Ebedî âlem ve doğa ötesiyle ilgilenen din ve mezheplerin ortaya çıkışıyla birlikte doğal olarak bunların takipçileri arasında gizli duygularının uyanışıyla kalbini bu geçici, elemli ve ümitsizleştirici dünyanın bağlılıklarından ebedî âlemin mutlak emniyetine yönlendirenler çıkabilmiştir. Pratikte de Tanrı’nın adına yer veren din ve mezheplerin her birinde manevî bir hayata ve irfanî/mistik bir yola gönül vermiş gruplara rastlayabilmekteyiz.

O, manevî hayat ve içsel (bâtınî) kemâllerle ilgili olarak şuna inanıyor:

Bu içsel yolculuğun/seyrin ve manevî hayatın yolu şu esasa dayanmaktadır: İnsanın içsel (bâtınî) kemâlleri ve manevî makamları doğanın ve maddi dünyanın gerçekliğinin dışındaki bir dizi realiteden ibarettir. Manevî hayatın yuvası olan “bâtın âlemi” madde ve duyu âleminden daha özgün, daha gerçekçi ve daha geniş bir âlemdir.

Allâme Tabâtabâî aynı zamanda insanı manevî hayata götüren yol göstericinin kâmil ilâhî insan olan “İmam” olduğuna inanır. Konuyla ilgili olarak şunları yazmıştır: “Yakınlık derecelerini taşıyan, velâyet kervanına önderlik eden ve insanlığın bu gerçekle ilişkisini sürdüren kişiye Kur’ân’ın diliyle ‘İmam’ denir.”

İmam, Hakk tarafından velâyet yolunun önderi olarak tanınan ve manevî hidayetin sorumluluğunu üstlenen kimsedir. Hakk’ın kullarının kalplerinde parıldayan velâyet nurları onun nur odağından gelen yansımalar ve hatlardır. Müteferrik manevî özler onun sonsuz deryasıyla birleşen nehirlerdir.

Vahiysel öğretileri ve sülûkî deneyimleri esas alan Allâme Tabâtabâî, “nefsi bilme”yi manevî hayata uzanan bir yol olarak görmüş, bu bilginin/bilmenin en az iki önemli metodunun olduğuna inanmıştır:

Nefs, zatî bir yokluk/hiçlik ve muhtaçlıkla tanışmış ve vücûdî bir yoksunluğun bilgisine erişmiştir,

Hakk’ın gıyabî ve kavramsal bilgisine değil, huzûrî (dolayımsız) ve şuhûdî (sezgisel) bilgisine erişmiştir.

Bundan sonrasında irfanın, aşkın, Hakk’ı bilmenin ve O’na muhabbet duymanın önemine işaretle şunları yazmıştır:

Her halükârda tek yol nefsi ve muhibbi (seveni, aşığı) mahbûba duyduğu sevgi vasıtasıyla cezbeden, kalbinin levhasından her şeyi hatta kendisini dahi silen, şuurunu ve idrakini sadece ve sadece Mahbûb’una has kılan/odaklayan sevgi ve muhabbettir. Hakk’ı gerçek anlamda bilmenin sevgiden başka bir yolla gerçekleşmeyeceği açıktır.

Allâme Tabâtabâî irfanı ve mutlak kemâle yaklaşmak amacıyla gerçekleştirilen seyr ü sülûku fıtrî bildikten ve sezgisel nefs bilgisini Hakk’ın şuhûdî bilgisine ulaşmada ve O’na muhabbet duymada oldukça derin ve etkili olduğunu ortaya koyduktan sonra sâlikin kendi bâtınından âlemin bâtınına yol alışını, madde, misâl ve melekût âlemlerini birbiri ardınca kat edip Hakk’a yaklaşmasını ve velâyet yolunda adım atmasını sağlayan bu maneviyatın ve irfanın diğer dinlerin ve mezheplerin irfan ve maneviyatlarıyla kıyaslanamayacağına, hatta bu karşılaştırmanın, esasında kıyâs ma‘a’l-fârık olduğuna inandığını belirtmiştir. Bu bağlamdaki kısa bir karşılaştırmasında şunları yazmıştır:

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar