Allâme Tabâtabâî’nin Burhân-ı Sıddîkîn’inin Arılığı
Askerî Süleymânî Emîrî
Öz
Fârâbî, İbn Sînâ, Sadrülmüteellihîn (Molla Sadra) gibi filozoflar, Allah’ın varlığını ispatlarken mahlûkları dayanak noktası kılmayan saf/özgün bir burhan bulmaya özen göstermişlerdir. Bu bağlamda Allâme Tabâtabâî de Allah’ın varlığını ispatlayan bu grup burhanlara başka bir örnek sunmuştur. O, istidlâlin gidişatında yaratılmışların (halk) varlığını temel almadığı gibi, hiçbir nazariyeye de istinat etmemiştir. Bu açıdan burhanı, felsefede yalnızca saf aklın doğasına dayanmış ilk mesele/burhan olarak göze çarpmaktadır. Onun öncülleri sadece evveliyâttan müteşekkildir. Ayrıca “nefsü’l-emr” ve “mutabakat” bâblarında özel/spesifik bir nazariyeye de dayandırılmamıştır.
Anahtar Kelimeler: Burhân-ı sıddîkîn, Allâme Tabâtabâî’nin burhanı, saf akıl, evveliyât, “nefsü’l-emr” nazariyesi, “mutabakat” nazariyesi.
Giriş
Allâme Tabâtabâî’inin burhân-ı sıddîkîn’e dair bu yeni yorumu/burhanı Yüce Allah’ın varlığını ispatlayan oldukça özgün/yenilikçi bir burhandır. Bu burhanın özelliği, öncüllerinde sadece evvelî önermelerden faydalanılmış olmasıdır. Bu açıdan felsefede “ilk mesele” olarak adlandırılmış ve Allah’ın varlığının ispatında başka bir meseleye ihtiyaç duymamıştır. Bu burhanın sağlamlığının yanında bazı karmaşıklıkları da söz konusudur. Karmaşıklığının nedeni zihnimizin bu tarz burhanlara alışık olmamasından ileri geliyor olabilir. Ayrıca bu karmaşıklık, üzerinde yersiz görünen birtakım eleştirilerin yapılmasına da yol açmıştır. Bu burhanın takririnden önce konuyla ilgili birkaç hususa açıklık getirmemiz yerinde olacaktır:
Allâme’nin bu burhanına, içinde/muhtevasında vücûdun saflığının ve Vâcib-i bi’z-Zât’ın varlığının ispatlandığı sıddîkîn burhanlar grubunda yer vermek mümkündür. Dolayısıyla bu burhanda yabancı bir şeyden Yüce Allah’a doğru bir seyir izlemez, aksine (burhanın sonunda) O’ndan yine O’na ulaştığımızı anlarız. Bu açıdan bu tür burhanlar totoloji (müsadere ale’l-matlûb) olarak nitelendirilmezler.
Bu burhanı felsefenin ilk meselesi olarak adlandırmak mümkündür. Eğer bu burhan felsefenin ilk meselesi olarak kabul edilirse, felsefedeki bu meselenin diğer felsefî mesele ya da meselelere dayanmadığını önceden kabul etmiş sayılırız. Diğer bir deyişle, her ilmin meselesi, o ilmin teorik önermesini oluşturur. Dolayısıyla eğer Allâme’nin burhanı felsefenin ilk meselesi olacaksa bu, burhanın öncüllerinin sadece bedîhiyât-ı evveliyeden müteşekkil olduğu anlamına gelir. Çünkü felsefenin yöntemi salt aklî yöntemdir. Salt aklî ilimler ise doğrudan veya dolaylı olarak sadece bedîhiyât-ı evveliye ile ispatlanabilirler. Bu burhan “ilk mesele” olduğundan, doğrudan evveliyât yoluyla ispatlanmalıdır. Eğer felsefede bedîhiyâtın dışındaki şeylerden de yararlanıldığını söylersek, bu durumda “sıddîkîn” burhanlarının genel itibariyle –ister İbn Sînâ’nın burhanı olsun ister Sadrülmüteellihîn’in ya da Allâme’nin– saf aklî burhanlar türünden bir burhan olduklarını iddia etmek gerekir. Ancak bu burhanlar felsefenin ilk meselesi olarak nitelendirilip nitelendirilmemelerine göre farklılık arz ederler. Hiç kuşkusuz Molla Sadra’nın Esfâr’daki sıddîkîn burhanı en az üç felsefî ilkeye (vücûdun asıl oluşu, vücûdun dereceliliği [teşkik] ve malûlün illetine bağlılığı) dayanmaktadır. Dolayısıyla Sadrâyî hikmette felsefenin ilk meselesi diye bir şey söz konusu değildir. İbn Sînâ’nın sıddîkîn burhanı da devir ve teselsülün geçersizliğine dayalıdır. Eğer devir ve teselsülün geçersizliğini felsefî meselelerden biri olarak addedersek –ki filozoflara göre bunun böyle olduğu anlaşılmaktadır– bu durumda İbn Sînâ’nın sıddîkîn burhanını da Sînevî felsefenin ilk meselesi olarak addetmek gerekecektir. Ancak hiç kuşkusuz Allâme Tabâtabâî’nin sıddîkîn burhanını ilk felsefî mesele olarak telakki etmek mümkündür. Zira bu burhan sadece evveliyâta yaslanmakta, hiçbir felsefî meseleyi ve/ya nazariyeyi temel almamaktadır.
Eğer Allâme’nin burhanı salt aklî bir burhan olursa, bu onun doğruluğunun aklın hükmüne bağlı olduğu ve teyidinde akıldan başka hiçbir şeye ihtiyaç duyulmadığı anlamına gelir. Diğer bir deyişle, eğer bir mesele salt aklî olursa, onun değillenmesi paradoksa (tenakuz) yol açacaktır. Yani eğer bir iddia pozitif (icabî, olumlu) olursa, salt bir burhanda onun selbi de (olumsuz) paradoksa yol açacaktır. Eğer iddia selbî (olumsuz) olursa, salt bir burhanda onun icabı da (olumlanması) paradoksa neden olacaktır.
Allâme Tabâtabâî’nin sıddîkîn burhanını ilk felsefenin ilk meselesi olarak ele almakla birlikte, esas itibariyle onun ilk felsefede Allah’ın varlığının bedîhî kabul edilip, buna aklî açıdan temel teşkil ettiği, [dolayısıyla bu açıdan] ispata ihtiyaç dahi duymadığını da eklememiz gerekir. O aynı zamanda Yüce Allah’ın varlığını ispatlayan diğer tenbihî (uyandırmayı, farkındalığı sağlayan) burhanlara da dayanmamaktadır. Allâme Tabâtabâî burhanını açıklarken bu hususa dikkat çekmiştir.