O, yabancı bir kültürü daha iyi anlayabilmek için, kişinin kendisininkini unutup yabancı kültürün içine girmesi ve dünyayı bu kültürün gözleriyle görmesi gerektiği konusunda güçlü fakat tek yönlü ve bu yüzden güvenilir olmayan bir görüş olduğunu ve bu görüşün tek yönlü olduğunu ifade eder.
Elbette yaşayan bir varlık olarak belirli bir ölçüde yabancı kültürün içine girmek ve dünyayı onun bakışıyla görme imkânı, o kültürü anlamanın tek yolu olsaydı, bu durum sadece bir tekrardan ibaret olur ve yeni veya zengin hiçbir şey ortaya konamayacağına dikkat çeker. Yaratıcı anlama, kendisini, zaman içindeki kendi yerini ve kendi kültürünü yadsımaz hiçbir şeyi unutmaz. Anlamak için, anlayan kişinin, zaman, mekân ve kültür olarak yaratıcı anlama nesnesinin dışında yer alması çok önemlidir.
Cinsiyetle ilgili olarak Kur’an diline yeni bir bakış açısı getirmek, özellikle Arapça’nın nötr(cinsiyetsiz) bir dil olmadığı göz önünde bulundurulduğunda çok daha lüzumlu hale gelmektedir. Arapça’da her kelime eril ve dişil olarak belirlenmiştir. Fakat bu –evrensel Kur’anî hidayet bakış açısından- eril ve dişil kişi hitaplarının her kullanılışının sadece adı geçen cinsiyetle sınırlandırıldığı anlamına gelmez. İlahi bir metin, insanların iletişimini sağlayan bir dilin doğal kısıtlayıcılığını aşmalıdır. Kur’an tercüme edilemeyeceğini iddia edenler, Arapça ile mesajın kendisi arasında zorunlu bir bağ olduğu inancındadır. Ben burada evrensel hidayet gayesini yerine getirebilmesi için Kur’an metninin, Arapça’da insanların iletişimi açısından zorunlu olan-ki bu dilin doğasında varolana bir yapıdır-cinsiyet farklılığını aştığını göstereceğim.
6. Kadınla İlgili Bakış Açıları
Müslüman toplumlarda mevcut olan ‘Erkeklerin çoğu şu veya bu zaman kadınların erkeklerden “aşağı” ve onlara “eşit olmadığı” yargısını sürekli duyduğunu ve bununla mücadele ettiğini ifade eden Wadud, bu düşüncenin, sadece kadınların Müslüman toplumlardaki konumlarını etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda kadının Kur’an’daki konumuyla ilgili tefsir ve yorumları da etkilemekte olduğunu ifade eder. Bu tip ön yargılardan birinin de kadın ile erkek arasındaki yaratılış, toplumdaki kapasite ve işlev, hidayete (özellikle Kur’anî hidayete) ulaşma ve bunlara bağlı olarak ahirette ulaşılacak mükafatlar açısından temel farklılıkları olduğuna duyulan inanç olduğunu söyler.
Wadud, Kadın ile erkek arasında farklılıklar olmasına rağmen, b bu farklılıkların onların asli doğalarından (fıtrat) kaynaklanmadığını iddia eder. Bu farklılıklara nispet edilen değerlere de karşı çıkıyorum. Bu tür yakıştırma değerler kadını zayıf, aşağı, fıtraten kötü, zihni olarak yetersiz ve ruhen de eksik olarak tanımlamaktadır. Bu değerlendirmeler, kadınların belirli birtakım işleri yapmaya ve toplumda belirli bazı tarzlarda işlev görmeye uygun olmadıkları şeklindeki iddiaları desteklemek için kullanılmaktadır.
Kadın bugüne kadar hep biyoloji ile ilgili işlevlerle sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan erkek, kadından üstün ve daha önemli, kadının yapamayacağı işleri yapabilecek geniş kapasiteye sahip, doğuştan lider yönetici olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak erkekler daha fazla insandırlar ve insanın bireyselliği, motivasyon ve fırsat açısından sosyal, siyasi ve ekonomik katılım, çalışma ve hareket etme seçeneğini tam olarak kullanabilirler. Aslında bu, tam tersi bir durumun kurumsallaştırılmış telafisidir.
Ancak kadınlar çocuk doğurabilir, onları besler ve ilk yıllarda çocukların asli bakıcısıdır. Bunun yanı sıra genellikle erkeklerin mülkiyetinde olduğu söylenen ekonomik ve sosyal roller sadece ve sadece erkekler tarafından yerine getirilebilen işler değildir. Yarı bilinçsiz bir şekilde erkekler bu gerçeğin farkındadır… erkekler, kadınların da ortak olamayacakları ayrı bir sosyal ve ekonomik role asla sahip olamamışlardır…Kadınların sahip olduğu bu tekel, psikolojik bastırılmış ve erkek değerlerinin sosyal olarak meşrulaştırılması kurumsallaştırılmasıyla gölgelenmiştir.
Sonuç
Modern dünya ile birlikte Müslüman dünyanın karşılaştığı önemli sorunlardan bir tanesi elbette ki “Kadın” konusudur. Mevcut literatürü incelendiğinde kadına dair kullanılan ifadelerin ataerkil zihin tarafından şekillendirilen ve çoğunlukla olumsuz ifadeler olduğunu görmemiz mümkündür. Bu ifadelerin layüsel noktada bulunmasının nedeni de elbette kutsal metne dayandırılması ve tek yorum olarak kabul edilmesidir. Hatta çoğu zaman yorumlar kutsal metinin yerine geçmektedir. Tam da bu noktada Müslüman kadınlardan itirazların geldiğini ve metnin tekrar yorumlanması gerektiği ifade ediliyor. Çünkü şimdiye kadar metni yorumlama erkeklerin eliyle yapılmış ve doğal olarak onların zihin dünyasının bir yansımasıdır. Amina Wadud bu noktanın altını çizerek metne yeni bir metot ve kadın eliyle yorumlanması gerektiğine dikkat çekmiştir. Özellikle metnin evrensel ilkeleri doğrultusunda “Kadın” konusunun yeniden günün şartları doğrultusunda yorumlanması gerektiğine dikkat çekmektedir.