Aklın faziletine aklın delili, dünya ve ahret saadetinin akıl yolundan başka bir şeyle elde edilemeyeceğidir. Bu durumda neden akıl eşyanın en faziletlisi olmasın? Akıl sayesindeydi insanın Allah’ın halifesi oluşu, insan onun vasıtasıyla Allah’a yakınlaşır ve insanın dini kemale erer.
Aklı en iyi şekilde tanımak ile konumunu bulmanın insan bilimiyle olan sıkı ilişkisinden dolayı Gazali, insan aklını tanıma maddesinde, insan varlığının bütününe daha kapsamlı bakmayı çok uygun görüyor. Bu yüzden aklın makam ve azametini tanıtmak için, misal şeklinde bedeni, aklı, duyuları, nefsi, gazabı ve şehveti bir şeye benzetiyor. Örneğin insan bedenini bir şehre, aklını o şehirde bir meleğe benzetiyor. Bu tür misaller, Gazali nezdinde aklın özel konumunu göstermektedir. Aşağıdaki örneğe bakalım:
İnsan görünüşte ve hacim olarak küçük bir âlem olarak görünse de, gerçekte ilgiye layık büyük bir âlemdir. İnsan bedeni tıpkı bir şehir gibidir; aklı, o şehirde bir melek, ister zahiri olsun ister batıni, duyular o şehrin askerleri, bedenin uzuvları idare altında amel eden insanlar, nefs-i ammaresi, gazabı ve şehveti faaliyet eden ve şehri ele geçirme çabasında olan düşman gibidir.
Bu örnekte Gazali insanı çok güzel şerh etmiştir; cismini şehre, aklını meleğe, duyularını orduya, uzuvlarını idare altındaki insanlara ve şehvetini düşmana benzetmiştir.
İhyau Ulumu’d-Din kitabında aklın faziletinden söz ederken şöyle diyor: Akıl sayesindedir ki, iri cüsseli hayvanlar da insandan korkarlar, çünkü insanın sahip olduğu akıl ile âlemin diğer varlıklarına tasallut etme gücü olduğunun şuuru içindedirler.
Devamında Gazali aklın faziletinin ispatı için birçok ayet ve rivayet naklediyor. Bu ayet ve rivayetlerden ikisiyle yetiniyoruz:
Kuran-ı Kerim şöyle buyuruyor:
“Ve eğer derler, duysaydık yahut akıl etseydik yakıp kavuran cehennem ehli olmazdık.”
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) buyurdu:
“Her şeyin bir direği vardır. Müminin direği ise akıldır. Kişi aklı nispetinde ibadet eder.”
"Her şeyin bir âleti, bir hazırlık ve istidadı var; müminin âleti akıldır. Her şeyin bir biniti var; kişinin biniti akıldır. Her şeyin bir direği var; dinin direği akıldır. Her kavmin bir dayanağı var; ibadetin dayanağı akıldır. Her kavmi bir çağıran var; âbidleri ibadete çağıran akıldır. Her tacirin bir sermayesi var; müctehidlerin sermayesi akıldır. Her ailenin bir idarecisi var; sıddıklar evinin bakıcısı akıldır. Her harabenin bir tamircisi var; ahreti imar eden akıldır. Herkesin kendisini andıracak olan ardından bir geleni var; sıddıkları andıracak olan akıldır. Her yolcunun bir çadırı var; müminin çadırı akıldır."
Akıl, aklın fazileti ve kısımları konusuna ilişkin faslın sonunda Gazali şu farazi ve muhtemel soruyu yöneltiyor: Eğer akıl ve akıl konuları böyle bir fazilete sahipse, neden tasavvuf ehli gibi gruplar ve kişiler tarafından kınanmıştır? Cevabında şöyle diyor: Bu kınamalar, kelamcılar gibi bir grubun akıl ve makul ismini cebelleşme ve münazaraya indirgemeleri ve kelam sanatıyla adlandırmaları yüzündendir. Aklı kınayan kimseler hakikatte akıl ve makul unvanı altındaki işleri kınıyorlar; yoksa aklın kendisini nasıl kınayabilirler.
Hak Teâlâ’nın onunla tanınabildiği ve peygamberlerin doğruluğunun onunla bilindiği bâtıni basiret nurunu nasıl kötüleyebiliriz? Eğer o kötülenirse, ne övülür? Eğer övülen şeriat ise, şeriatın doğruluğu neyle malum olur? Eğer itimat edilmemiş kınanmış akla malum olursa, şeriat da kınanmış olur ve şu söze iltifat etmemek gerekir: onun idraki ayn-ı yakin ve iman nuru ile olur, akıl ile değil. Nitekim akıl lafzıyla istediğimiz şey, ayn-ı yakin ve iman nuru ile istediğimiz şeydir ve o batının sıfatıdır ve o sıfatla insan hayvanlardan ayrılır ve işlerin hakikatlerini bilir.
Gazali bu sözlerle aklın değerini en üst noktaya taşıyor, Allah’ı ve önderleri tanımanın akıl vesilesiyle mümkün olduğunu söylüyor. Hatta şeriatın sıhhatini anlamanın akılla olduğunu ve başka hiçbir yolun kabul olmadığını belirtiyor. Şöyle diyor: Bu varsayım ile akıl kınanırsa, şeriatın ayağı bir yere bağlı olmayacaktı ve aslında aklın kınanmasından sonra neyi övebilirsin? Övülmeye layık bir şey olmayacaktı.
Bu sebeple Gazali bazı kabilelerin insanlarını küçümsüyor ve akıldan az yararlanmaları sebebiyle hayvanlara yakın telakki ediyor. Ona göre bazıları yaşlılara saygıda aşırıya gidiyorlar. Bunun iki sebebi var. Birincisi onların ilmini artıran ve saygı kazandıran tecrübeleridir. Peygamber’in (s.a.a) “Kavminin yaşlısı, ümmetinin nebisi gibidir.” buyruğundaki nebinin ümmeti içindeki vakarı, onun ilmi ve aklı sebebiyledir. İkincisi bu bayağı kişilerin cehalet ve nasipsizlikleridir. Bu durum onları akil ve akıldan daha fazla yararlanan insanlar karşısında bağımlılığa ve mahcubiyete sürüklüyor.