Kur'an'ın İbret Verme Yöntemi

04 December 2025 52 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 12

Bu tanıma göre ibret, bir tür düşünsel harekettir ki bu hareket esnasında ibret alan, (görülenler, duyulanlar gibi) duyusal mukaddimelerden istifade eder ve bunlardan geçerek, bunların ötesinde bir marifete intikal eder ve mantıklı ve makul bir neticeye ulaşır. Mesela insan, Hz. Musa ve Firavun’un hikâyesini dinlediğinde salt duymayla yetinmez. Onun cüziyatı üzerinde düşünür, bu cüzler arasındaki irtibatı tecziye ve tahlil eder ve şu neticeye ulaşır: Firavun’un kötü akıbeti, Hz. Musa’ya (a.s) karşı mütekebbirce davranışları ve Hz. Musa’nın (a.s) hidayetlerine karşı asilik etmesi dolayısıyladır. Sonra kendi konumunu Firavun’la mukayese eder ve şu neticeye ulaşır: Eğer ben de Firavun gibi Allah’ın fermanı karşısında durursam ve isyan yolunu izlersem, aynı alınyazısına duçar olurum. Bazen aynı durum Kisrâ Sarayı gibi tarihî bir eser görüldüğünde veya kaza gibi canlı bir hadise sonucu ya da başka şekillerde ortaya çıkar.

Bununla beraber bu sürecin tamamı ibrettir ve yukarda zikredilen lügavî manaların çoğu, bir şekilde bu sürece dâhildir. Görmek ve duymak, tefekkür etmek, değişmek ve bir neticeye ulaşmak, içinde bulunulan durumu mukayese etmek ve nihayetinde öğüt almak, her biri bu sürecin bir parçası ve bir merhalesidir.

İbretin Farsçadaki en geleneksel ve en yaygın olan anlamı, işte bu sonuncu, yani öğüt ve nasihat alma anlamıdır ki aslında bu sürecin neticesidir. Ancak beyan edildiği gibi, bu anlam tek başına ibretin bütün anlamı olamaz ama diğer anlamlarını da hatırlatır. Elbette ibret kelimesi bu son bölüm için koyulmuş olabilir ama diğer anlamlar bu mananın gerekliliklerindendir. Onlar olmadıklarında bu son parça, yani öğüt ve nasihat tahakkuk etmez. Her halükârda mühim olan bu kelimenin Kur’anî kavramının beyanıdır ki konunun devamında bunu işleyeceğiz.

Kur’an’da İbret

Kur’an’da ‘ibr kökünden “âbir”, “ta‘burûn”, “ibre” ve “i‘teberu” kelimeleri zikredilmiştir. İlki geçmek, ikincisi uykuyu tabir etmek anlamında olan kelimeler, bahsimizin dışındadır. Ancak bahsimize konu olan ibret ve i‘tibar yedi kez Kur’an’da geçmiştir; altı kez isim (ibret) ve bir kez de emir fiili (i‘tebiru) şeklinde. Bu ayetlerin hepsi incelendiği zaman Kur’an-ı Kerim’de “ibret”in, genel anlamıyla akıl ve düşünceden faydalanılarak (genellikle müşahede veya duyma yoluyla) elde edilen zahirî ve duyusal tanımanın batınî ve duyularla algılanamayan bir marifetin idrakine sebep olduğu bir süreç manasında olduğu anlaşılır. İnsan, müşahede edilebilir bir şeyden, müşahede edilemeyen bir şeye geçer.

Diğer bir deyişle ibretin Kur’anî kavramı, onun sözlükteki manalarından birine münhasır değildir. Aksine bir yerde o manaların bir gamını içine alır. Bu da konunun zahirî idrakini, onun üzerinde düşünmeyi, ölçmeyi ve mukayese etmeyi, nihayetinde de makul ve mantıklı bir neticeye ulaşmayı ve de öğüt ve nasihat almayı kapsar.

Bu sürecin tahlili ve bu iddianın doğruluğuyla ilgili şunlar söylenebilir:

Evvela yedi durumun hepsinde ilk önce konu, zahirî ve duyusal tanıma kendi ihtiyarında olsun diye muhataba beyan edilir. Bu konu hakikîdir; en azından zamanın bir bölümünde tahakkuk etmiş ve haricî bir varlık bulmuştur. Hepsi Allah’ın Peygamber’e (s.a.a) ve mü’minlere yardım ulaştırma kudretinden, düşmanların helâk olmasından veya Allah’ın cihanın ve varlıkların yaratılışı üzerindeki kudretinden bahsetmektedir. Bu ayetlerde Benî Nazîr kabilesinin kurduğu komplo hikâyesi (Haşr, 13), Hz. Yusuf’un iffeti ve Allah’ın onu hidayet etmesi (Yusuf suresinin tamamına yakını), Musa ve Firavun’un hikâyesi, Allah tarafından Firavun’a azap edilmesi (Nâziât, 15-26) gibi hepsi tarihî cereyanlar olan olaylar, ibret konusu edilmişlerdir. Aynı şekilde nimetler, dört ayaklılar ve onların beşere faydaları, özellikle temiz ve beyaz sütün kan ve pislik arasından çıkması (Nahl, 66 ve 67; Mu’minûn, 21 ve 22), bulutların yoğunlaşması sonucu kar ve dolu yağması, gece ve gündüzün değişimi (Nur, 43-44) gibi yaradılışın şaşırtıcılıklarından ve Allah’ın onların yaradılışı üzerindeki kudretinden kaynaklanan şeyler de ibretin konusu olmuştur.

İkinci olarak konunun beyanından sonra altı hususta ibretin varlığı ve bahsedilen konularda ders olduğu üzerinde durulmuştur. “…Bunda görebilenler için ibret vardır.” Tekit edatından (in, tekit lamı, kad ve diğerleri) istifade edilmiştir. Bu da derslerin ve ibretlerin kesin olduğunu göstermektedir. Hatta Haşr suresinde açıkça öğüt alma ve ibret alma emredilmiştir: “Ey basiret sahipleri, ibret alın.” Bu da bu konularda ibretin ve dersin varlığını anlatmaktadır. Muhatap bunu araştırmalı ve buna ulaşmalıdır.

Üçüncü olarak yukarıdaki ayetlerin çoğunda ibret alanın özelliğine işaret edilmiştir: “Basiret sahipleri”, “akledenler”, “saf akıl sahipleri” ve “huşû edenler” ayetlerde geçen özelliklerdir ve bu ibret alma cereyanında düşünme ve akıl etme unsurlarından istifade edilmedikçe neticeye ulaşmanın mümkün olmadığını anlatır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar