● Hz. Hüseyin (a.s), Osman'ın halifeliği döneminde babasının yanında yer aldı. Henüz gençliğinin baharındaydı. İslâm için bütün içtenliğiyle, ihlâsla çalışıyordu. Osman ve sırdaşlarının egemenliği döneminde ümmetin ve devletin bünyesini kemirmeye başlayan fesadın durdurulması amacına yönelik faaliyetlerinde babasıyla birlikte mücadele veriyordu. Bu süre içinde babasının belirlediği pratik tavrın dışına çıkmadı. Bilakis, Resulullah'tan (s.a.a) sonra babasının uhdesinde olan meşru önderliğin emrinde samimî bir asker olarak hareket etti.
● Mübarek Alevî devletin iş başında olduğu dönemde Hüseyin, babasının yanında bulundu. Bütün önemli olaylarda ve bütün savaşlarda fiilen rol aldı. Biatlerini bozanlara (Cemel Ashabı), meşru halifeyi tanımayıp yoldan çıkanlara (Emevîler) ve okun yaydan fırladığı gibi dinin çerçevesinin dışına çıkanlara (Haricîler) karşı savaşmaktan kaçınmadı. Oysa babası, hem onun, hem de kardeşinin hayatına büyük önem veriyordu. Çünkü onların ölümleriyle Resulullah'ın (s.a.a) neslinin kesilmesinden korkuyordu. Son ana kadar ikisi de babalarının yanından ayrılmadılar. Babalarının Allah'ın evlerinden bir evde şehit edilmesine kadar Iraklılardan gördüğü eziyeti, onlar da gördü. Babaları Kûfe camiinde, ibadet mihrabında, hayatının en kutsal anında, Kâbe'nin Rabbine yöneldiği ibadet anında, hain bir kılıç darbesiyle yere yığıldı ve o sırada şöyle dedi:
Kurtuldum; andolsun Kâbe'nin Rabbine…
● Sonra kardeşi Hasanı Mücteba'nın yanında yer aldı. Kardeşine biat etti. Nitekim Kûfe'de bulunan muhacirler, ensar ve onlara güzellikle tâbi olan Müslümanların geneli de Hasan'a (a.s) biat etmişti. Muaviye'nin Hz. Hasan'ı gözden düşürmek, gücünü kırmak ve meşru hükümetini yıkmak için kurduğu tüm komplolara rağmen, gerek Resulullah'ın (s.a.a), gerekse babasının (a.s) imamlığını deklâre ettiği kardeşinin çizdiği hareket tarzının dışına çıkmadı.
● Hüseyin (a.s), kardeşi Hasan'ın (a.s) tavırlarını ve bu tavırların yol açtığı sonuçları çok iyi anlıyordu. Çünkü özellikle Hz. Ali'nin (a.s) şehit edilmesinden sonra İslâm ümmetinin yaşadığı konjonktürü çok iyi biliyordu. Çünkü basit ve sıradan insanlardan oluşan toplumun büyük bir kesimi, Muaviye'nin oyunlarının ve sahte şiarlarının farkında değildi. İslâm hilâfetinin merkezi olan Kûfe toplumunun tabanını ne yazık ki bu basit ve bilinçsiz insanlar oluşturuyordu. Nitekim Muaviye, avenesi ve işbirlikçilerinin, İmam'ın ordusunun omurgasını oluşturan halk kesimleri arasında yaydıkları yanıltıcı propagandalar neticesinde, bu basit ve bilinçsiz insanlar, Hz. Ali b. Ebu Talib'in (a.s) çizgisinin hak çizgisi olduğu hususunda kuşkuya düşmeye başlamışlardı. Hz. Hasan (a.s), doğuştan sahip olduğu siyasal yeteneğine, edebî cesaretine ve sağlam mantığına rağmen, halk tabanını ikna edemedi. Bir türlü halka, Muaviye'nin en ucuz bir fiyatla halifeliği elde etmek için önerdiği barış plânının bir sahtekârlık olduğunu anlatamadı. Hz. Hasan (a.s) bütün siyasî yolları denedikten ve bir usta siyasetçinin Hz. Hasan (a.s) ve taraftarlarının yaşadığı o olumsuz siyasal, toplumsal ve psikolojik şartlarda katedebileceği bütün yolları katettikten sonra, sonunda henüz güçlü bir pozisyondayken önerilen barış plânını kabul etmek zorunda kalıp hilâfetten vaz geçti; ama Muaviye'nin egemenliğinin meşruluğunu onaylamadı. Bunun yanında birtakım şartlar koştu ki, bunlar, kısa ve uzun vadede Muaviye'nin ve Emevî egemenliğinin maskesini düşürecek, iğrençliğini gözler önüne serecek nitelikteydi.
● Böylece Hz. Hasan (a.s), düşmanları bir yana, taraftarlarından olan en yakın adamlarından gördüğü eziyetlere, nahoş hareketlere tahammül ettikten sonra en zor ve en meşakkatli yolu seçerek büyük bir başarı elde etti. İslâm'ı ve Resulullah'ın (s.a.a) kabilesi Kureyş'e mensubiyeti kullanarak İslâm'ın işini bitirmek için, İslâm kisvesine bürünen ve uzlaşma ve barış şiarlarını yükselten cahilî karakterli Emevî iktidarının gerçek yüzünü gözler önüne serdi. Muaviye'nin büyük bir ustalıkla Müslümanlara, o gün İslâm yönetimine kurulan ve Resulullah'ın (s.a.a) halifesi adıyla Müslümanlara hükmeden Ebu Süfyan Oğulları'nın çok yakın bir zamana kadar İslâm'la savaşan kimseler olduklarını unutturmuş olduğu dikkate alınırsa, Hz. Hasan'ın başarısının büyüklüğünü daha iyi anlarız.
● Hz. Hasan (a.s), barış antlaşmasına imza atmakla, İslâmî görünüme bürünerek yeniden hortlayan cahilî Emevî yönetimine karşı geliştirilecek devrimci bir hareket için gerekli zemini hazırlamış oldu. Çünkü Muaviye iktidara gelir gelmez, Hz. Hasan'ın (a.s) koştuğu bütün şartları çiğnedi. Kendisinden sonra veliaht tayin etmemek, Ali Şiasına, Hasan ve Hüseyin'e (a.s) karşı olumsuz bir tavır içinde olmamak gibi antlaşma maddelerini hiçe sayarak gerçek kimliğini gözler önüne serdi.