İmam Bakır da (as) oğlu İmam Sadık’a (as) şöyle tavsiye ediyor:
“Dilini iyi sözlere alıştır ki ondan faydalanabilesin. Çünkü dilini neye alıştırırsan ona alışır.”
Bu rivayetler açıkça Masumlara (as) göre iyi alışkanlıkların -ki bunlar ahlaki erdemlerin ta kendisidir- beğenilen, kötü alışkanlıkların ise –ki bunlar da ahlaki alçaklıklardır- beğenilmeyen davranışlar olduğu açıkça anlaşılmaktadır. İşte bu yüzden insanları beğenilen davranışlara yönlendirmiş ve beğenilmeyen davranışlardan alıkoymuşlardır.
Bununla birlikte Masumların (as) sünnetindeki eğitim hedefinin bir parçası erdemlerin eğitimi ve alçaklıkların uzaklaştırılmasıdır. Fakat dikkat edilmelidir ki erdemlerin eğitimi ve alçaklıkların ortadan kaldırılması, eğitim alan kişinin beğenilen davranışları kolaylıkla yapması, kötü davranışlardan uzak durmasını sağlamaktadır. Diğer bir deyişle eğitim gören şahsiyetin nefsini erdemlerle süslemesi ve alçaklıklardan arındırması, amelde ahlaki değerlere bağlı kalmasını sağlamakta, içsel ve dışsal etkenlerin de bu bağlılığı bozamaması gücünü vermektedir.
Şuna dikkat edilmelidir ki, Masumların (as) sünnetinde iyi ahlaki sıfatlar tevhidi mahiyete sahiptir. Bu yüzden Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetinde seküler toplumların ahlak düzeninde yer almayan ihlâs, yakin, tevekkül, korku ve ümit, şükür, Allah aşkı ve zikri gibi sıfatlar üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde diğer ahlaki düzenlerde Allah’tan bağımsız düşünülen ahlaki sıfatlar, Masumların (as) sünnetinde Allah’a imandan kaynaklanmaktadırlar. Örneğin yoksulların elinden tutmak örfi ahlak düzeninde, insanların aynı türden olmaları hasebiyle, bunun toplumsal ahlaki vazifeleri olduğu inancına dayalıdır. Masumların (as) ahlaki düzeninde ise bu dini bir vazifedir ve Allah’a imandan neşet eder. Müminleri sevmek, mide ve tenasül organının iffetini korumak da böyledir. İmam Bakır (as) buyuruyor:
“Peygamber (saa) buyurdu: İmanın en büyük kısımlarından biri Allah yolunda müminin mümini sevmesidir. Biliniz ki Allah için seven, Allah için düşmanlık eden, Allah için bağışlayan ve Allah için men eden kimse Allah’ın seçilmiş kullarındandır.”
Bu rivayete göre müminlerin birbirlerini sevmesinin kökünde Allah’a iman vardır. Oysa örf ahlakına dayanan düzenlerde sevgiler dünyevi maslahatlar ve menfaatler çerçevesinde olur ve sadece bu çerçevede değerlidir. Yine İmam Bakır (as) buyuruyor:
“İbadetlerin en iyisi mide ve tenasülün iffetidir.”
Masumların (as) sünnetinde erdemlerin ve ahlaki iyi adetlerin eğitimine önem verildiği görülüyor. Ancak kabul ettikleri tüm ahlaki erdemlerin kökünde iman ve Allah’a inanç vardır ve bu hasletler dünyevi maslahatların yanı sıra insanın uhrevi maslahatlarını da temin etmektedir.
Ahlaki Anlayış ve Akletme Eğitimi
Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetinde ahlaki eğitim hedefinin ikinci unsuru ahlaki anlayış ve akletmedir. Çünkü onlar nezdinde erdemler ve beğenilen ahlaki adetlerin anlama, tanıma ve bilgi olmadan bir değeri yoktur. Peygamber (saa) buyuruyor:
“Allah, kullarının arasında akıldan daha iyi bir şey taksim etmemiştir. Akıl sahibinin uykusu, cahilin geceyi uykusuz geçirmesinden iyidir. Akıl sahibinin yerinde kalması cahilin yolculuğundan daha iyidir. Allah hiçbir resulü veya nebiyi aklını kemale erdirip, tüm ümmetten daha akıllı olmadan görevlendirmemiştir. Peygamberin yapmayı düşündüğü (henüz yapmadığı), tüm çaba gösterenlerin çabasından daha üstündür. Kul, Allah’ı derk etmeden ilahi farzları eda etmiş sayılmaz. İbadet edenlerin hiçbirinin ibadeti fazilet olarak akıl sahiplerininkine ulaşmaz. Akıl sahiplerinden Allah Kuran-ı Kerim’de şöyle bahsetmektedir: Akıl sahiplerinden başkası zikretmez.”
İmam Kazım (as) buyuruyor:
“Ey Hişam! Allah’ın halka iki hücceti vardır: Zahiri hüccet ve batıni hüccet. Zahiri hüccetler resuller, peygamberler ve imamlardır ve batıni hüccet ise halkın aklıdır.”
İmam (as) devamında şöyle buyuruyor:
“Ey Hişam! Emirü’l-Müminin (as) şöyle buyuruyordu: Allah’a akıldan daha iyi bir şeyle ibadet edilmemiştir.”
Bu rivayette açıklıkla Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) nazarında din ve dindarlığın temel rüknünün akıl olduğu görülmektedir. Öyle ki nübüvvetin gerek şartı Peygamberin aklının kemali ve diğerlerinin aklına olan üstünlüğüdür. Akıl sahibinin ibadetleri, amelleri ve davranışları, cahilin ibadetlerinden ve amellerinden üstündür.
Bu rivayetlerin genel olarak akletme ve tefekkürle ilgili olduğu, ahlaki anlayış ve marifetle bir ilgisinin neden olmadığı sorusu akla gelebilir. Cevabında, bu rivayetlerin içeriğinin, akletme ve tefekkürün genel olarak dindarlığın bir rüknü olduğunu ifade eden külli rivayetler olduklarını, İslami ahlak öğretileri de, İslam’ın bir parçası olduğu için akıl ve anlayışın İslami ahlakla ahlaklanmanın esas rükünleri arasında yer aldıklarını söyleyebiliriz.
Bu konuyu daha açıklıkla beyan eden başka rivayetler de vardır: