Safevî ve Osmanlı Dönemi Minyatürlerinde Dinî Değerler

04 December 2025 41 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 10

XII. tasvir ise Hadikatü's-Suada adlı eserde yer almaktadır. Bu minyatürde İmam Zeynelabid'in (a.s) Beni Ümeyye sarayında Yezid'in karşısında yaptığı tarihi konuşma canlandırılmıştır. İmam Hüseyin'in (a.s) şehit edilmesinden sonra imamet, dolayısıyla gerçeklerin insanlara açıklanması, ilahi değerlerin korunması ve Peygamber sünnetinin diri tutulması görevi İmam Seccad'a (a.s) geçmiştir. O, Kerbela vakıasından sonra çoğu vaktini ibadet ve ağlayarak geçirdiği için Zeynelabidin ve Seccad lakaplarını almıştır. Bu minyatürde yüzü beyaz peçeli ve başı etrafında nurlar ile Emevi sarayı minberinin basamaklarında Yezid'in karşısında bir konuşma yaparken canlandırılmıştır. Minyatürde yüksek bir minberin mevcudiyeti, saray içerisinde asılı kandillerin bulunuşu, tasvir dışına taşan bir minarenin görüntüsü ve orada konuşmaya şahitlik eden halkın yere oturuyor oluşları bu konuşmanın bir camide gerçekleştirildiğini bizlere anlatmaktadır. Bu minyatürün yazılarında yer alan İsra suresinin birinci ayeti Hz. Peygamberin (s.a.a) Mescidü'lHaram'dan Mescidü'l-Aksa'ya seferine delalet ederken, "Ben ilim şehriyim, Ali de onun kapısıdır" hadisi şerifi de o dönemlerde hâkim olan Şii inancına bir belge hüviyetindedir.

Sonuç:

Bu makalede üzerinde durulan konular hakkında kısaca aşağıdaki sonuçlara ulaşabiliriz.

1-Genel itibariyle değerlendirildiğinde sanatçılar, teknik ve tarz olarak İran, özellikle de dönemin İran toprakları içerisinde yer alan Herat, Safevî devlet başkenti olan Tebriz ve Şiraz ekollerinin etkisi altında kalmışlardır. Bu konu Ehlibeyt İmamları'nın tüm ekollerde tarz olarak birbirlerine oldukça benzemeleriyle de rahatça anlaşılmaktadır.

2-Minyatürlerle bezenmiş olan ve imamların tarihini konu alan, öte yandan Kerbela'da İmam Hüseyin'in (a.s) şehadetini resimlerle anlatan el yazma eserler, İran tarzının görsel sanat üzerinde özellikle de minyatür sanatında ne denli etkili olduğunu göstermektedir. Buna örnek olarak da Hadikatü's-Suada adlı eser ve günümüzde Britanya Kraliyet Kütüphanesi'nde bulunan Hz. Hüseyin'in şehadetini konu alan bir mesneviyi örnek olarak gösterebiliriz.

3-Bir başka önemli nokta ise Osmanlı sarayının sanata ve sanatçıya verdiği değerdir. İran'ın bu konudaki sıkıntısı ise ülke içerisinin her daim çalkantılı olması ve bir türlü istikrara kavuşamadığından ötürü sanatçıların mecburen dönemin payitahtı olan Tebriz'i sık sık terk etmeleri ve hatta ülke sınırlarını aşarak özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşamaya başlamış olmalarıdır. İstanbul'un uzun yıllar boyunca Osmanlı başkenti olarak kalması, sanatın gelişmesi adına birçok atölye ve okulun kurulması sanata oldukça değer verildiği anlamına gelmekteydi. Rahat ve huzurlu bir ortamda sanat adına elbette ki oldukça başarılı ve çok işler yapılabilmektedir.

4-İran ve Osmanlı devletlerinde el yazma eserlerin minyatürlerle bezenme geleneğine bakıldığında şu sonuca varabiliriz; İlk İslâm tarihi ve diğer dinî minyatürler İstanbul'da 1624-1636 yılları arasında olağanüstü derecede bir karşılık bulup, yayılmıştı. Şah Abbas da bu konuda iyiden iyiye popüler hale gelen minyatür sanatının ekonomik kısmını da göz ardı etmiyor ve bunu da dinî konuları içeren minyatürlerle yapıyordu.

Sonuç olarak o dönemde minyatürlü el yazma eserlerin sayısı günbegün azalmış ve artık onun yerini yavaş yavaş tek sayfa ve varaklı minyatürler almaya başlamıştı.

5-Şia ulemasının önde gelen, saygın fakihlerinden Şehid-i Evvel olarak bilinen Muhammed bin Mekkî Amulî ve Şehid-i Sanî olarak anılan Zeynuddin Amulî hem Şii mezhebinin hem de Safevîlerin ilk dönemdeki en büyük hamileri olarak bilinmektedirler. Şah İsmail (1501-1524) ile hayat bulan Safevî devletinde, Vaizi Kaşifi'nin Ravzatü'ş-Şüheda'sı gibi harikulade eserler Safevî şahlarının himaye ve destekleri ile ortaya çıkmış ve öte taraftan kitap yazarları ve minyatür sanatçıları dönemin fakihleri gibi bilge insanlarla her daim içli dışlı olmuş ve bu gibi eserler onların nezaretinde yazılmıştır. Ama Şii fakihlerinin genelinin Arap olması ve İran kültüründen uzak olmaları nedeniyle din âlimleri bu tarz minyatür çalışmalarına pek fazla itibar etmemiş ve konuya olumlu yaklaşmamışlardır. Bu sebepten ötürü Ravzatü'ş-Şüheda gibi dinî yönü baskın eserlere Safevîler döneminde minyatür çalışmaları eklenememiştir. Ama yine de Şialar arasında oldukça iyi bilinen "Gadir-i Hum ve "Hz. Ali'nin (a.s) Kâbe'deki putları kırması" konulu Ravzatü's-

Safa adlı eserin minyatürlerle bezenmesi Safevî hükümdarlarının destekleri ile gerçekleşmiştir. Bu da Safevî yönetiminin ve bölge halkının dinî görüşlerinin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.

Öte yandan Ehlisünnet ideolojisinin yaygın olduğu Türkiye ve Mısır'da bu tarz minyatürler yani hem Peygamber Efendimizin (s.a.a) hayatını anlatan hem de Ehlibeyt imamlarını konu alan minyatürler oldukça rağbet görmüştür.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar