Tevessül
Dr. Abdulkerim Biazar Şirazi
Özet
S
on zamanlarda, Peygamber (s.a.a) Ehlibeyt (a.s) ve salih evliyalara tevessül hakkında Müslümanlar arasında şiddetli ayrılıklar meydana gelmiştir. Öyle ki tevessüle karşı çıkanlar, tevessülü kabul edenleri şirkle itham etmiş, tevessülü kabul edenler ise onları, Peygamber ve pak Ehlibeyti’ne düşmanlıkla suçlamıştır. Sonuç, her iki tarafta meydana gelen şiddetli taassup nedeniyle yabancıların İslâm ülkelerine tasallutu olmuştur. Burada tevessül konusu ve niteliği tenkit ve incelenmeye çalışılmıştır.
Tevessülün Tanımı
Tevessül sözlükte yaklaşma ve bir şeyin vesilesiyle maksuda ulaşabilme anlamına gelir. ”vesele ilallah” yani “yaptığı bir işle Allah’a yakınlaştı” ve “vasıl”, Allah’ı isteyen, O’na rağbet eden anlamına gelir.
Alusi Bağdadi’ye göre “vesile”, “feile” vezninden olup kendisine tevessül edilerek, Allah’a yakınlaşma talebidir. İtaat ve günahların terkiyle ”vesele ila keza” yani bir şeyle ona yakınlaşmak istedi.
Maide suresi 35. ayette söylenildiği gibi “ittegullah” günahları terk emridir. Dolayısıyla sonrasında gelen cümle ”ibtegu ileyhi’l-vesile” de itaat emridir.
Rağıp İsfahani ve Allame Seyid Muhammed Hüseyin Tabatabai’ye göre “el-vesile”, rağbet gören bir şeye ulaşmaktır. Allah’a vesile kılmanın hakikati, O’nun yoluna riayet ederek ilim ve ibadetle şeriat yolunu katetmektir. Bu vesile Allah ile kul arasında manevi irtibattır. Hadiste “el-vesile”, cennette sadece bir kişiye ihtisas edilen bir makama ıtlak olunur.
Peygamber (s.a.a), bu makamın ona ait olması için ümmetinden, dua etmelerini istemiştir:
”Cennette bir makam olan bu vesilenin bana verilmesi için dua edin.”
Peygamberlere ve Evliyalara Onlar Hayattayken Tevessül Etmek
İbn Abdulvahhab ve diğer selefi âlimlere göre mahlûktan yardım istemek, insanın savaşlarda veya kudretlerinin yettiği şeylerde yardım istediği gibi güç ve kudretleri dâhilinde caizdir.
Alusi’ye göre mahlûktan yardım dilemek, onu vesile kılmak, ondan dua istemek hiç şüphesiz caizdir. Tevessül edilen şahıs hayatta ise, tevessül eden şahıstan daha üstün olmasına gerek yoktur. Peygamber’in bazı ashabına buyurduğu gibi: “Bana dua etmeyi unutma kardeşim.”
Fakat tevessül edilen hayatta değilse, ondan dua istemek caiz değildir. Evet, Peygamber’in kabri başında dua etmek caizdir. Öyle ki ashap, kıbleye dönerek Allah’a dua ediyorlardı.
Vefatından Sonra Peygamber’e Tevessül
İslâm âlimleri, vefatından sonra Peygamber’e tevessülün meşru olması ve “Allah’ım! Peygamber’inin makamı ve hakkı için senden istiyorum” demenin sahih olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Bu konu hakkında üç görüş vardır.
1- Caiz Olduğu Görüşü
İmamiye, Şafii, Maliki fakihlerinin hepsi ve Hanefi mezhebinin müteahhirleri (son dönem âlimleri) ve Hanbeli mezheplerinden birisi, Peygamber hayattayken veya vefatından sonra bu tür tevessülün caiz olduğunu kabul ederler.
Abbasi halifesi Mansur, Maliki mezhebinin İmam Malik’e şöyle sordu: “Acaba Allah’ın Peygamber’ine mi (s.a.a) dönüp dua edeyim yoksa kıbleye dönerek mi?”
Malik şöyle dedi: “Neden Allah’ın Peygamber’inden yüz çeviriyorsun? Hâlbuki o, kıyamette, senin ve baban Hz. Âdem’in (a.s) Allah’la olan vesilesidir. Ona dön ve ondan şefaat iste.”
Nevevi, Peygamber’i (s.a.a) ziyaret adabının beyanında şöyle yazıyor: “Ziyaretçi, Resulullah’a (s.a.a) dönerek ona tevessül etmeli ve onun vesilesiyle Allah’tan şefaat dilemeli. Bir Arap’ın Peygamber kabri başına gelerek şöyle dediği gibi: Selam olsun sana ey Allah’ın Resulü, Allah’ın Kur’an’da şöyle buyurduğunu işittim:
‘Onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah’ın, kendilerini affetmesini isteselerdi, Peygamber de onların affını dileseydi elbette Allah’ın tövbeleri kabul edici rahîm olduğunu görür, anlarlardı.’
Daha sonra şöyle dedi: Şimdi günahlarımın bağışlanması için geldim ve seni Allah katında şefaatçi ve vesile karar kıldım.”
Hanbeli olan İbn Kudame, el-Muğni’de Peygamber’i ziyaret adabında şöyle yazıyor: “Kabrin yanına giderek şöyle söylüyorsun: Günahlarımdan tevbe ederek sana geldim ve seni, Allah katında vesile ve şefaatçi karar kıldım.”
Şafii olan Gazali’de, İhya-i Ulum kitabında bir bölümü Peygamber’in (s.a.a) ziyaret adabına ayırarak Allah’a tevbe ve dönüş için onu, kabrinde vesile ve şefaatçi karar kılıyor. Yüzü kabre dönük bir halde Allah’ı Peygamber’in hakkına ve makamına and veriyor: “Allah’ım sen şöyle buyurdun:
‘Onlar da nefislerine zulmettikleri vakit sana gelerek Allah’ın, kendilerini affetmesini isteselerdi, Peygamber de onların affını dileseydi elbette Allah’ın tövbeleri kabul edici rahîm olduğunu görür, anlarlardı.”
Ve ayrıca şöyle yazıyor: “Her gün Baki’ye gitmesi, Peygamber’e selam verdikten sonra, Hasan b. Ali, Hüseyin b. Ali, Muhammed b. Ali ve Cafer b. Muhammed’i (a.s) ziyaret etmesi ve Fatıma (s.a) namaz kılması müstehaptır.”
2- Tevessülün Mekruh Olduğu Görüşü