İnsanlara huşu ile yaklaşıp da Allah karşısında elini kolunu sükûnet içinde tutamayan birisi Yüce Allah’ı tanımadığı için, onun her şeyi bildiğine inanmadığı için ve “O ki (namaza) durduğunda seni görür ve secde edenler arasında dolaşmanı da” ayetinin anlamını anlamadığı için böyle bir davranış sergiliyor.
Rükû
Ebu Hamid şöyle diyor: Rükûa inmeden önce yeniden Allah’ın yüceliğini anıp onun azabından kendisine sığınmalısın ve peygamberin sünnetine uygun olarak elini kulaklarına kadar kaldırıp tekbir getirdikten sonra rükûa inmelisin. Rükûa inerek ona olan huşu ve eziklik halini yenilemelisin. Bu halde iken kalbindeki huşuyu biraz daha artırıp kalbini yumuşatmaya çalışmalısın.
Bu halde iken rükûa devam et ve rabbinin yüceliğini anıp bu halin korunması için dilinden yardım alıp Allah’ın yüceliğini dilinle anmalısın, onun bütün büyüklerden daha büyük olduğunu anmalısın ve bunu tekrarlayarak kalbinde yer etmesini sağlamalısın.
Ardından Allah’ın rahmetini ümit ederek başını rükûdan kaldırmalısın ve bu ümidi pekiştirmek için “Semi’allahu limen hamideh” zikrini dile getirmelisin. Yani “Allah, kendisine şükredenlere karşılık veriyor”. Ardından nimetlerin bollaşmasını sağlayan şükürle Allah’a şükret ve şöyle söyle: “El-Hamdu lillah’i rabbil âlemin”.
Ardından “Ehlel kibriya’i vel azeme vel-cud’i vel ceberut” diyerek Allah karşısındaki huşu halini arttır.
Merhum Seduk şöyle rivayet ediyor: Rükû halinde boynun çekik halde durması gerektiğinin hikmeti İmam Ali’ye (a.s) sorulduğunda şöyle buyurdular: Anlamı şudur: Boynumu vuracak olsan bile sana iman etmekten vazgeçmem.
Misbahuş-Şeria kitabında İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Gerçek anlamıyla Allah’a rükû eden kişiyi Yüce Allah kendi aydın nuruyla nurlandırıp, kendi yücelik gölgesi altına alıp ona seçkinlik giysisi giydirir.
Rükû birinci aşamadır, secde ise ikinci aşama. Dolayısıyla ancak birinci aşamayı yerine getirenler ikinci aşamaya geçebilirler. Rükû ile saygı yerine getirilirken secde ile Allah’a yakınlık kazanılır. Dolayısıyla ancak rükûu adabıyla yerine getirenler secde ile Allah’a yakınlık kazanmak şerefine varabilirler. Öyleyse kalbiyle huşu içinde olan bir kul gibi, Allah’ın önünde eğil ve bunu yaparak onun sultasındaki bu dünyadaki değerini arttır. Bütün vücudunla onun önünde eğil, Allah’ın önünde eğilenlerin elde edip de senin kaybetmiş olduğun bu nimet için üzülürcesine onun önünde eğil.
Secde
Ebu Hamid şöyle diyor: Rabbinin karşısında eğildikten sonra secdeye inmelisin ve vücudunun en gözde parçasını yani yüzünü en değersiz şey, yani toprağın üzerine koymalısın, yüzünle toprak arasında bir engel olmaması mümkünse, yüzünü toprağa koy. Zira bu, ilahi rızayı kazanmak yönünde daha etkilidir.
Secde esnasında nefsini düşüklük makamına oturttuğun anda şunu bilmelisin ki onu olabilecek en uygun yerde oturtmuşsun ve bir ayrıntıyı aslına döndürmüşsün. Zira sen topraktansın ve toprağa döneceksin. İşte bu anda Allah’ın yüceliğini kalbinde yeniden hisset ve şu zikri söyle: “Subhane rabbiyel âlâ ve bihemdih”. Bu zikri tekrarla ve bu şekilde etkisini çoğalt. Zira bir defanın etkisi azdır. Kalbin iyice yumuşadığında ve niyetindeki kirlilikler kaybolduğunda Allah’ın rahmetine olan dileğin gerçeklik kazanacaktır. Zira Allah’ın rahmeti kibirlenip başkaldıranları değil, onun karşısında huşu ile ümitle bekleyenleri kapsayacaktır. Başını secdeden kaldırırken Allah’ın yüceliğini tekbirle anıp dileklerini kalbinde isteyerek secdeden ayrılmalısın. Ardından onun karşısındaki düşüklüğünü daha da belirginleştirmek için bu işlemi tekrarlamalısın ve ikinci defa secdeye dönmelisin.
Merhum Seduk şöyle rivayet ediyor: İmam Ali’ye (a.s) birinci secdenin gerçekteki hikmeti ve anlamı sorulduğunda şöyle buyurdular: Anlamı şudur: Allah’ım sen bizi ondan yarattın, yani topraktan. Başını birinci secdeden kaldırmanın anlamı şudur: Ondan bizi çıkardın. İkinci secdenin anlamı şudur: Bizi ona döndüreceksin. İkinci secdeden ayrılmanın anlamı şudur: İkinci bir defa bizi yeniden ondan çıkaracaksın.
Misbahuş-Şeria kitabında İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Tüm hayatı boyunca yalnızca bir defa gerçek anlamıyla Allah’a secde eden kul, zarar etmemiştir. Secde halinde iken Allah’ın, kendisine secde eden kullara verdiği dünyevi ve uhrevi benzersiz nimetleri unutup da kendisini kandırmaya çalıştığı gibi Allah’ı kandırmaya çalışan kul ise felaha eremez. Secdelerini güzelleştiren kul ise Allah’tan uzak olamaz. Secde halinde iken secdenin adabına uymayarak kalbini başkasına veren kul ise Allah’a yakın olamaz. Öyleyse insanların ayağının altındaki topraktan yaratıldığını bilen bir kul gibi, insanların iğrendiği bir sudan yaratıldığını bilen bir kul gibi tevazu içinde Allah’a secde et.