Miskeveyh’e göre çocukluk ve gençlik döneminde şehvet ve öfke kuvveleri güçlü olduğundan akıl kuvvesine üstünlük sağlayabilmektedir. Ancak orta yaş ve ihtiyarlık döneminde tabiî kuvveler güçsüzleştiğinden, akıl kuvvesi kendini daha fazla gösterebilmekte ve diğer kuvvelere hâkim olabilmektedir.
Miskeveyh’in inancına göre şehvet kuvvesi ne eğitimlidir, ne de eğitilebilir. Oysa öfke kuvvesi, edepten yoksun olduğu halde edep öğretilebilir ve eğitilebilir. Akıl kuvvesi ise doğal olarak edepli ve yücedir. Bu kuvvelerden hangisi insan nefsini yenerse, diğerlerini hizmetine alır. İnsan, irade ve tedbir ile öfke ve şehveti aklın ihtiyarına verebilir, bu yolla ilmî ve amelî kemale ulaşabilir. Meleklerin seviyesine kadar yücelip şereflenebilir. Buna mukabil akıl, öfke ve şehvetin hizmetine girerse, köleliğin en aşağı seviyesinde yer alarak hayvanlık seviyesine kadar düşer. Çünkü şehvet kuvvesi kişinin ruhuna hâkim olursa aklı ve öfkeyi, hayvanî heva, heves, meyil ve lezzetlerin hizmetine verir. Öfke kuvvesi hâkim olursa da insan yırtıcı hayvanlara dönüşür.
Miskeveyh, bu üç kuvvenin nefiste toplanmasını, melek, yırtıcı hayvan ve domuzun toplanmasına benzetmektedir. Hangisi hâkim olsa, onun etkileri görülecektir. Miskeveyh, bununla ilgili eskilerin teşbihlerini de zikrediyor. Bu üç kuvve, güçlü bir ata binmiş, hareket halinde olan ve kendisine bir av köpeğinin eşlik ettiği insan gibidir. Eğer bu örnekte insan –yani akıl kuvvesi- hâkim olursa ve at ile köpek onu izlerse, üçü bir arada güzel bir hayat süreceklerdir. Çünkü insan, bineği ve köpeği güzel bir şekilde kullanacaktır. Zamanında onlara yiyecek ve içecek verecek, istirahat etmeleri için ortam hazırlayacak ve düşmanın saldırılarından koruyacaktır. Ancak at başıboş bırakılırsa kendi otunun ve suyunun peşine düşecek, hatta yoldan sapacak ve korkunç bir uçurumdan düşerek kendisini ve binicisini helak edecektir. Aynı şekilde köpek itaat etmez ve başına buyruk olursa hayalî avlar peşinde atı ve binicisini ardından sürükleyecek ve her üçüne de büyük zararlar verebilecektir.
İnsanın Özellikleri
Miskeveyh, üç kuvveyi beyan ettikten sonra insanın özelliklerini zikrediyor. Bunları şu başlıklar altında özetlemek mümkündür: İrade, toplumsal olma, hubb-i nefs (nefsin iyi görülmesi), almak ve vermek.
1. İrade
İnsanın fazilet ve insaniyetinin bağlı olduğu fiiller ve melekeler ile bunlar hakkındaki bahislere amelî hikmet denir. Bu fiiller ve melekeler insan iradesine tabidir. İnsan tefekkür ederek irade ettiği şeyi yapar. Bu özellik onu diğer hayvanlardan ayırır. Seçim yaparken akıl ve düşüncesinden ne kadar yardım alırsa, düşüncesi ne kadar doğru olur, seçimi ne kadar iyi olursa insaniyeti de o kadar kâmil olur.
Miskeveyh, insanın kemal ve saadetini, iradenin ışığında mümkün görmektedir. “İnsanın cevherinin varlığı yaratıcısının kudretine bağlıdır. Bu cevheri iyileştirmek ise insana bırakılmıştır ve onun iradesine bağlıdır.” Bu yüzden başka bir yerde insan ihtiyarını fazilet, rezillik, saadet ve bedbahtlığının kaynağı bilerek şöyle söylüyor: “Nefsini neyin mevzisi yaptığına, Allah’ın varlıklar için düzenlediği menzillerden hangisinde olmak istediğine bir bak. Şüphesiz bu, sana bırakılmıştır ve senin ihtiyarındadır. Öyleyse eğer büyükbaşlar mertebesinde durursan onlardan olacaksın, vahşi hayvanlar menzili veya meleklerin mertebesinden hangisini istersen onlardan olursun.”
Elbette insan iradesi sadece mümkün olan işlere taalluk eder. Dış görünüş, insan boyunun uzunluğu, kısalığı ve imkânsız veya zarurî meseleler insan iradesinin gücü haricindedir.
Fiilin ortaya çıkması için, bir binanın yapılması gibi, bazı şeyler gereklidir:
a) Bir fail ki bazen yakındır, bir binayı yapan inşaatçı gibi; bazen de uzaktır, binanın projesini çizen mimar gibi.
b) Fiilin onun üzerine gerçekleştiği madde, binanın yapı malzemeleri gibi.
c) Fiilin kendisi için gerçekleştiği hedef, insanın kendisini sıcak ve soğuktan koruması gibi.
d) Failin zihinsel sureti ki onun temsilini dışarda ortaya çıkarmak istemektedir.
Eğer insan kendi fiillerine bir açıdan bakacak olursa cebir veya tefviz inancına kapılması mümkündür. Ancak fiilin ortaya çıkmasındaki etkenlerin ve sebeplerin toplamını dikkate alacak olursa cebir ve tefviz inancını hükümsüz kılarak “emr-i beynel emreyn”in sırrına vakıf olacaktır.
Miskeveyh, hükemayı izleyerek hayatı ve ölümü, iradî ve tabiî olmak üzere ikiye ayırıyor. İradî hayattan kasıt yemek ve cinsel zevkler gibi, insanın dünyevî hayatta kendisi için çabaladığı şeylerdir. Tabiî hayattan kasıt ise elde ettiği hakiki ilimlerle nefsin sonsuz bekası ve cehaletten kurtulmasıdır. Aynı şekilde iradî ölümden kasıt meyillerin öldürülmesi ve bunlara teveccüh edilmemesi, tabiî ölüm ise nefsin bedenden ayrılmasıdır.
2. Toplumsal Olma