Nasiruddin Tûsî, Şerhu'l-İşarat ve't-Tenbihat'ta, İbn Sina'nın zorunlu ve mümkün kanıtını nedensel kabul etmekte ve bunun en üstün ve en güvenilir kanıtlardan olduğuna inanmaktadır. Çünkü en emin olunacak kanıt, sebepten sonuca çıkarım yapılan kanıttır. İbn Sina'nın kanıtı da böyledir. (A.g.e., 1383: 3/67). Ama İbn Sinacı zorunluluk ve imkân kanıtı nasıl bir nedensellik kanıtıdır? Nedensellik kanıtı, mutlak ve mutlak olmayan şeklinde iki türe ayrılır. Mutlak nedensellik kanıtında orta terim, büyük önermenin kendisinin varlık sebebidir. Bu nedenle Tanrının varlığına delalet eden mutlak nedensel kanıt yoktur. Nasiruddin Tûsî'nin kastettiğinin bu olmadığı da açıktır. Nasiruddin Tûsî'nin, İbn Sina'nın kanıtının nedensel oluşu hakkında söylediğini, mutlak olmayan nedensel kanıtla ya da zorunlu varlığın vasfının varlığını ispatlama ile izah etmek mümkündür. Aslında Tûsî'nin açıklamasında, İbn Sina'nın sıddıkin kanıtındaki “varlık”, zorunluluk taşıma anlamında, yani “varlığın zorunlu varlığı vardır” şeklinde hesaba katılmıştır. Çünkü “zorunlu varlığı vardır” varlığın sonucudur. “Varlığın varlığının zorunlu varlığı vardır” (zorunlu olanın vasfına ilişkin varlık) önermesi, “mevcudun zorunlu varlığı vardır” (zorunlu olanın kendisinin varlığı) önermesini gerektirir. Öyle anlaşılıyor ki, Nasiruddin Tûsî'nin, sıddıkin kanıtının nedensel olduğunu söylemekten maksadı da budur. Netice itibariyle bu izahla, zorunlu varlığın aslının (mutlak nedensellik kanıtı) değil, zorunlu olanın vasfa ilişkin varlığının (mutlak olmayan nedensellik kanıtı) ispatlandığına dikkat edilmelidir. Dolayısıyla İbn Sina felsefinde Allah'ın varlığını ispatlamak için nedensel kanıttan yararlanılmıştır. Bu görüşü “özü itibariyle nedensel kanıt” ve “bağımlı nedensel kanıt” yoluyla Sadra Şirazî'nin teorisini anlatırken biraz daha açıklayacağız.
Sadruddin Şirazî Açısından Tanrının Varlığının Kanıtlanabilirliği
Sadruddin Şirazî, Tanrının varlığının özü itibariyle (bizzat) kanıtlanamayacağına, aksine bağımlı olarak (bilaraz) kanıtlanabileceğine inanmaktadır. O, Allah'ın varlığını ispatlamak için kullanılan kanıtın türünü ne nedensel kanıt ne de zihinsel kanıt kabul eder, aksine nedensele benzeyen kanıt olduğunu belirtir.
Onun ne kastettiğini kavrayabilmek için iki anahtar kelime olan “özü itibariyle (bizzat) kanıt” ve “bağımlı (bilaraz) kanıt”ı tahlil etmemiz gerekecektir. Sebebin varlığından sonucun varlığına çıkarımda bulunulan felsefedeki kavramsal anlamıyla kanıt, “nedensellik kanıtı” adını taşır. Nedensellik kanıtı, Sadruddin Şirazî'nin yorumuna göre özü itibariyle (bizzat) ve bağımlı (bilaraz) olmak üzere iki çeşide ayrılır. Özü itibariyle nedensellik kanıtı, orta terimin küçük önerme için büyük önermenin gerçekleşmesinin sebebi ve büyük önermenin özünün nedeni olan mutlak türünden nedensellik kanıtına denir. Daha net bir ifadeyle, orta nokta, hem büyük önermenin vasfına ilişkin sebep ve hem de büyük önermenin kendisinin sebebidir. Sadra Şirazî her ne kadar Hikmetu'l-İşrak'a notlarda nedensellik kanıtını, orta noktanın büyük önermenin kendisini tespit eden kanıta özgü kabul etse de (Kutbiddin Şirazî, 1388: 246) bağımlı nedensellik kanıtı, dolaylı olarak Allah'ın varlığını ispatlayan kanıttır. Sadruddin Şirazî, Hikmetu'l-İşrak'a düştüğü notta der ki, âlemin var edilmesini orta nokta yapmakla, dolaylı olan, (bilaraz) Tanrının varlığına delil gösterilebilir. (A.g.e.). Şu çıkarıma dikkat edilmelidir: “Âlem var edilmiştir, tüm var edilmişlerin bir var edeni vardır, öyleyse âlemin de bir var edeni vardır.” Bu özü itibariyle kanıtta âlemin var edicisinin varlığına dair çıkarımda bulunulmuştur. Ama âlemin var edicisinin varlığı, var edenin kendisinin de varlığını gerektirmektedir. Sadra Şirazî'nin ifadesiyle, var edicinin kendisinin varlığı bağımlı (bilaraz) olarak ispatlanmaktadır. (A.g.e.). Dolayısıyla bu çıkarımda iki şey kanıtlanmış olmaktadır: Birincisi, özü itibariyle kanıtın ikame edildiği âlemin var edicisinin varlığı ve ikincisi, bağımlı kanıtın ikame edildiği var edicinin kendisinin varlığı.
Kanıtın bağımlı olmasının, Sebzivârî ve son dönemden Cevâdî Âmulî (Cevâdî Âmulî, 1375 b: 1/180) tarafından incelenmiş bir başka yönü daha vardır. O da kanıtın zihinsel şeylerden oluştuğudur. Bu bakımdan zihne gelen bir şey, içerik ve mahiyet gibi özü itibariyle kanıtlanabilirdir. Zihne gelmeyen ve mahiyeti olmayan bir şey ise varlığın hakikati gibi özü itibariyle kanıtlanabilir değildir; içeriğin haricî örneğe sirayet etmesi hariç. Öyleyse varlığın asalet, basitlik, ayrışma (teşkik) gibi hükümlerini ispatlamak için gösterilen delillerin tamamı bağımlı kanıt kabilindendir. Bu konu zorunlu varlığa özgü değildir. Mahiyete ilişkin tanımı (had) olmayan her şey gibi varlığın da kanıtı yoktur. İşte bu nokta, varlığın hakikatinin ve saf varlık olan zorunlu varlığın özü itibariyle (bizzat) kanıtı olmadığına ve sadece bağımlı olan (bilaraz) yoluyla ispatlanacağına delildir.