İntiharın Haram Oluşu

04 December 2025 54 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 12 / 12

Bizim delilimiz şudur ki: evvelen, eğer ona su içirirse, onun canını kurtarmış olur ki bu da “Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa…” ayetinin kapsamına girer. ikinci olarak, insanın hürmeti, namazdan üstündür. Bu açıdan eğer namaz kılarken bir kimsenin boğulduğu görülürse, namazı terk edip onu kurtarmalıdır… Üçüncü olarak, başkasının canını kurtarmak vaciptir ki bunun telafisi yoktur, her ne kadar abdest almak da vacipse de, teyemmüm ile telafi edilebilir, abdest yerine teyemmüm alınabilir.

Şeriatte şöyle denmektedir:

Zorunluluk sahibi bir kimse bir başkasının yiyeceğinden yemeye mecbur kalır ve o yiyeceği satın almaya gücü yetmezse, yemek sahibinin o yiyeceği zorunluluk sahibi kimseye bağışlaması vaciptir, çünkü bağışlamaktan kaçınması durumunda müslüman’ın ölümüne yardım etmiş olacaktır… ve eğer bu durumda zorunluluk sahibi kimse, bu bağışın karşılığından kaçınırsa, çünkü zaruret, yiyecek sahibinin o yiyeceği zorla karşılıksız olarak bağışlatmasına, zorunluluk sahibinin yaşaması için bağışlanmanın karşılığı kaldırılması sebebiyle izin vermektedir. Eğer yiyeceğin sahibi, değerinden fazla bir şey talep ederse, Şeyh fazla ödemek vacip değildir diyor. Eğer vacip olduğu söylenirse, yine bu iyiliktir, çünkü yaşamak için zaruret durumunda olmak, ödeme yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır.

Şehid-i Sani, Muhakkik’in teyemmüm babındaki şu cümlesinin “Kullanılması halinde susuzluk korkusu…” şerhinde şunları söylemiştir:

Susuzluktan kasıt, ya ferdin kendisi veya ihtirama haiz olan diğer canlardır. Telef olmaları durumunda kanları heder olacaktır, bunlar ister insan olsun isterse hayvan. Hayvan isterse kendisinin olsun, isterse başkasının, her ne kadar hayvanı kesmek için saklıyor olsa da, o anda o hayvanı kesmeyi düşünmemektedir.

Urve’nin müellifi şöyle diyor:

Namazı yarıda kesmek bazen vaciptir, kendi canını korumak ya da ihtirama haiz olan bir başkasının canını korumak, namazı yarıda kesmekten daha önemlidir. Yahut şer’en korunması vacip olan bir malın korunması daha önceliklidir.

Şerayi’den aktardığımız rivayetin şerhinde Cevahir’in müellifi şöyle diyor:

Şeyh, Hilaf’ta ve İbn İdris ise Serair’de kendilerinden naklolunanların ışığında, zorunluluk sahibine yemeğin bağışlanmasının vacip olması meselesine muhaliftirler ve yemeği bağışlamayı vacip olarak görmüyorlar. Asli delile göre ve yine yiyeceği bağışlamamak, katle yardım etmek olarak görülmesi iddiasını kabul etmemişlerdir. Öte yandan, bir başkasının canının korunması konusunda, hatta yiyeceğini bağışlamasının gerektiği durumda bile sağlam bir delil yoktur. Bunun tek delili icma’dır ve icma da böylesi bir durumda yasaktır, şayet bütün zamanlar ve yerlerde birileri zulüm ile öldürülürse, bunun tersi olması söz konusudur. Eğer onların katlinin önüne malından harcayarak geçilebiliyorsa, aynı şekilde hastaların tedavileri ve hayatta kalmaları büyüklerin görüşüne göre malı bağışlamaktan önceliklidir.

Ancak, zikredilen bu konulardaki hatalar açıktır ve hürmet sahibi müminin canının korunması, zaruri ve açıktır ve konuşmaya bile gerek yoktur. Belki, buna getirilen deliller, nafakalar konusunda geçti, fakihlerin aciz bir kimsenin nafakasının yetecek kadarının temininin halka vacip olduğunu söylemiştik. Yardım edilmesine delil teşkil eden rivayetlere ek olarak, belki bu meselenin delil gerektirme zorunluluğuna ve delil yerine geçecek özel ispatlara ihtiyacı olmadığı söylenebilir.

Nafakalar bahsinde Cevahir’de şöyle yazılmıştır: Nafaka – sadece nafaka olması yönüyle, yoksa muhterem bir canın korunması için verilen nafaka değil – şu üç sebepten biri dışında vacip değildir, evlilik, akrabalık ve sahiplik.

Müstened-i Şia’ın yazarı şöyle diyor:

İcma’en yiyeceğin bir başka kimseye (zorunluluk sahibi olan kimseye) bağışlanması konusunda şüphe yoktur. Çünkü yiyeceğin bağışlanmasından kaçınılması durumunda, muhterem olan bir canın helak olmasına yardım edilmiş veya ona bir zarar verilmiştir. Yine meşhur rivayetlere göre: “Bir kimse, ey Müslümanlar diye feryat eden birisini duyduğunda, eğer onun yardımına gitmezse Müslüman değildir.” Yine Fırat bin Ahnef’in rivayeti: “Kendinden ya da bir başkasından elde edeceği şeyle karşılayabileceği halde, bir mümini ihtiyaç duyduğu şeyden men eden her mümini, kıyamet günü Allah Teala yüzü kararmış, gözleri morarmış, elleri boynunda zincirlenmiş bir şekilde diriltir ve şöyle denilir: bu Allah ve resulüne ihanet eden kimsedir. Sonra onu ateşe götürmeleri emrolunur.” Ayrıca bu konuya delil teşkil eden diğer bir rivayet de vardır.

Önceki Sayfa 10 11 12 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar