Mucize ve Nedensellik Kanunu
Rahim Latifi, Ali Perimi
Özet
M
ucize olgusu, dinler tarihi boyunca, çeşitli açılardan bilim insanlarının zihinlerini meşgul etmiştir. Bu süreçte mucize konusunda, felsefenin varlık tanıma görüşü, büyük bir öneme sahiptir.
Her malul, türdeş bir illet gerektirir, kaidesi akli ve felsefi bir kanundur, öte yandan “harikulade”lik mucizenin içeriği ve destekleyicisidir ki, zahiren kendi türdeşinden bir illet olmadan ortaya çıkan malul olarak görünmektedir.
O halde sorulması gereken şey şudur, acaba mucize, illetsiz bir malul müdür? Akıl ile çatışan bir oluşum mudur yoksa bir illeti vardır, ancak beşerin tanıdığı bildiği, görünen ve tabii illetlerle türdeş olmayan bir illet midir? Yahut kesinlikle enbiyanın nefsi, başlı başına bir illet olarak mucizenin ortaya çıkışında etkili midir?
Bu makale, illetlerin çeşitliliğini tahlil ederek, mucizeyi tabii ama bilinmeyen ve tabii olmayan illetlere dayandırmaktadır ve enbiyanın mucizenin oluşmasındaki katkısına dayandırmaktadır.
Giriş
Allah tarafından, temsilcilik ve peygamberlik, vahiy alma ve gayb ile irtibat halinde bulunma iddiası, yeterince yüce bir olgudur ve insanın meraklı aklı her olgunun ispatını ve kani edici delilini görmek ister. Bu tür iddiada bulunan kimseden de, senet ve delil talep eder.
Sıradan bir insanın, Allah ile ve vahiy meleği ile görüştüğünü ve onun tarafından öğretiler, kanunlar ve şeraitler getirdiğini iddia ederse, bu olağan üstü bir iddiadır ki, beşerin sıradan his ve tecrübeleri bunu teyit edemez ve tabii olarak iddia sahibinden, sıra dışı, dokunulabilir ve hissedilebilir harikulade bir şey getirmesini ister. Başka bir deyişle, sıra dışı, harikulade işler yapabilme gücüne sahip olan bir kimse, halkın genelinin idrak ve anlayışına uygun sıra dışı, harikulade bir iş yapabilir.
Şu halde bu harikulade, istisnai, şaşırtıcı, başkalarının yapmaya gücünün yetmediği iş… hangi nizam ve cihana ait bir iştir? Acaba yeryüzüne ait bir süslenme ve işve midir yoksa bütün tabii kanunları yerle yeksan eden bir esasa mı dayanmaktadır? Acaba mucize tıpkı, dünyada meydana gelen şeylerin kendi özel sebebinden dolayı meydana gelmesi gibi, genel nedensellik kanunları ve sebepler nizamı esasına mı dayanmaktadır? Eğer böyle ise, sıra dışı, harikulade olmaktan çıkmıştır ya da, o an buna gücü yetmeyen beşer, ilmin ilerlemesiyle o şeylerin sebebini bulabilir ve onlara benzer şeyler yapabilir. Yahut da mucize, nedensellik kanununa terstir, sebepsiz ve genel tabii sünnetlere ve kanunlara aykırı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu surette:
Evelen, mucize kendi içinde paradoks barındırır ki, onun ispatından, onun reddine ulaşılır.
İkinci olarak, mucize gayri mümkün olmaktadır, çünkü akli, külli ve felsefi kanun olan, nedensellik, sebep ve sebep olma kanunlarını bozar ki, bu da imkânsızdır ve olası değildir.
Üçüncü olarak, mucize akıl dışı ve akıl ile çatışan bir öğreti olmaktadır ki, dinin akli olmasını sorgulanır hale getirmektedir.
Elinizdeki bu makale, gücün yettiği kadar zikredilen sorulara cevap vermesi ve mucizenin nedensellik kanunlarıyla uygun bir hale getirilmesini incelemektedir.
Özetle cevap şudur ki, hiç şüphesiz herkesin hayrete düştüğü, muhataplarının onu yapanın iddialarını kabul etmesini sağlayan, bazı mucizeler gerçekleşmiştir. Diğerlerini aciz bırakan şeylerin gerçekleşmesi, sağlam akli ve felsefi kanunlarla çelişmemektedir ve eğer mucize ve akli bulgular arasında bir çatışma olursa, yalnızca zahirde ve ilk anda çıkan sonuçtur.
Akli, tabii ve sıradan kanunlar bağlamında, birazcık derin düşünme ve araştırma, tam anlamı itibariyle nedensellik, sebep ve sebep olma kanunun olağan üstü ve geleneği yıkma ve tabii kanunları yerle bir etmekle bir çelişkisi, zıtlığı olmadığını gösterecektir. Mucizenin tarifinin şartlarından ve kısımlarından biri de onun harikulade / olağanüstü olmasıdır. “Harik” yani yerle bir eden, ezen, parçalayan demektir. Mucize de, akli, felsefi genel kanunları (her malul – illet türdeş gerektirir) ihlal etmiyor, yalnızca tabiatın gidişatına ters bir iş ortaya çıkarıyor ve sadece beşerin görüp anlayabildiği nizamı (örfi nizamı) bozuyor.
Meydana gelen her şeyin bir sebebinin olması, kesin ve istisnasız bir kanundur, ancak neden, sadece maddi ve tabii nedenlerle tanımlanmış değildir, madde ötesi ve tabiatüstü nedenler, illetler de vardır. Beşer şimdiye kadar bütün maddi ve tabii nedenleri, illetleri tanıyabilmiş değildir ki, madde ötesi nedenleri, illetleri tanımlayabilsin. Geniş perspektiften bakıldığında, mucize olgusunun kendisi genel bir ilahi kanun ve sünnettir.
Mucize ve Nedensellik Kanunu
Nedensellik kanunu, illet ve malulun türdeşliği aklın açık bir hükmüdür. (her şey, her olay ve gelişme kendisiyle türdeş bir illet gerektirmektedir.) Bu hiçbir istisna ve kendine haslık kabul etmemektedir. Bazıları yanlış algılamalarla mucize hakkında görüş sahibi olmuşlarının neticesinde, mucizeyi illetten yoksun ve irrasyonel bir görüş olarak tanımlamışlardır.