Molla Sadrâ Epistemolojisi

04 December 2025 52 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 13

Molla Sadrâ yer verdiği İbn Sînâ’nın bilgiye ilişkin görüşlerini dört başlık altında özetlemek mümkündür. İlk başlık, Allah’ın bilgisi hakkındadır. Bu bağlamda Allah’ın âkıl ve makûl olmasının, Allah’ın zâtında ve sıfatlarında çokluğu gerektirmediği düşüncesinde olan İbn Sinâ, akletmenin selbî/olumsuz bir şey olduğu görüşündedir. Allah’ın âkıl ve makûl olması, onun maddeden mücerret olması demektir. İkinci başlık, bilgiyi makûlün mahiyetine uygun olarak âkılın cevherinde oluşan suretlerden ibaret bir şey kabul etmesi hakkındadır. Bu bağlamda İbn Sînâ bir şeyin kendi zâtını aklediyor olmasını izah ederken, sadece o şeyin suretinin kendi zâtında hazır olması şeklinde kabul eder.[6] Üçüncü başlık, bilginin sadece bir ilişki olduğu görüşünde olmasıdır. Filozof, bu görüşünü basît akla sahip olan zorunlu varlığın aklın akletmesinin, suretlerin ondan taşmasından dolayı olduğunu izah ederken açıklar. Bu bağlamda mufârık suretler için basît aklın yaratıcı bir ilkeye benzer olduğunu belirtir. Dördüncü başlık, İbn Sînâ’nın bilgiyi haricî bir şey ile ilişki içinde olan zâtın niteliğinden ibaret kabul etmesi şeklindedir. Sadrâ’ya göre İbn Sinâ bilginin bizzat nitelik kategorisi içinde ve bilaraz izafet kategorisi içinde yer alan nefsânî niteliklerden olduğu ve bilinen şeyin değişminin, izafette bulunan zâtın keyfiyeti olan bilginin değişimini gerektirdiği şeklindeki bu görüşü benimser.[7]

İbn Sînâ’nın bilgi konusunda akletmeyi olumsuz bir durum olarak kabul etmesi Sadrâ’ya göre geçersiz bir düşüncedir. Zira biz bir şeyi aklediyorken vicdanımıza yönelirsek bizden bir şeyin olumsuzlandığını değil, aksine nefsimizde bir şeyin gerçekleştiğini anlarız. Yani Sadrâ düşüncesine göre bilmek, olumlu durumdur.[8] Filozofun düşüncesine göre şayet bilgi olumsuz/selbi bir şey kabul edilecekse, yalnız bilginin olumsuzu kabul edilmeye en elverişli olan bilginin mukabili bilgisizlik olarak kabul edilmelidir. Bu bağlamda bilginin, bir şeye ilişkin bilginin olmayışından oluşan basit bilgisizliğin olumsuzlanması olması durumunda, bilginin olmayışı bilgi için bir sübut olacaktır. Bu durumda bilgi olumsuzlanan değil, subût anlamı taşıyan bir şey olacaktır. Bilginin, mürekkeb bilgisizliğin olumsuzlanması olursa, bir şeyin ve o şeyin olumsuzlanması arasında bir aracının hulûlü gerekecektir. Nitekim mürekkep kabul edilen bilgisizliğin olmayışı, bilginin oluşmasını gerektirmez. Bilginin mürekkep bilgisizliğin olumsuzlanması olması Sadrâ’nın düşüncesine göre geçersiz bir görüştür.[9] Akletmeyi İbn Sinâ’nın olumsuz bir şey kabul etmesine ilişkin Sadrâ’nın ortaya koyduğu değerlendirmeyi Râzî el-Mebâhis’te İbn Sinâ’nın görüşleri hakkında ortaya koyar.[10]

Bilginin bilgisizliğin olumsuzu değil, madde ve maddenin ilintilerinin olumsuzu olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü Sadrâ şu üç bakımdan geçersiz olarak değerlendirir. (a) Bir şeye ilişkin bilginin şayet o şeyin maddeden tecrit edilmesinden ibaret olması durumunda “Zeyd âlemin sonradan olduğunu bildi” cümlesi yerine “Zeyd âlemin sonradan olduğunu tecrit etti” demek doğru olacaktı. (b) Bir şeyin konum ve işaretten soyut olmasına ilişkin bilgimiz, o bilginin o şeye ilişkin bilgi olduğunu bilmek değildir. Bilgi, maddeden soyut olmakla aynı anlamda olsaydı, bir şeyin soyut olduğu bilmemiz, onun o şeye ilişkin bilgi olduğunu bilmemiz olacaktı. Ancak Sadrâ’ya göre durum böyle değildir. Ona göre bir şeyin maddeden soyut oluşuna ilişkin bilginin akabinde başka bir şeyden ötürü mü yoksa zâtından ötürü mü bilgi ya da bilgiye sahip olduğuna ilişkin bir kimsenin şüphe duyması olasıdır. (c) Nefsin şehvet, öfke, korku, irade gibi diğer hallerinden belirgin sabit halde bilen olduğumuz bakımından nefsimizi bulur. Bu bağlamda Sadrâ, bir şeye ilişkin bilgi sahibi olmanın sadece yokluk olmadığı düşüncesindedir.[11]

 

Bilginin akledenin nezdinde muntabi bir suretten oluştuğu görüşünün doğruluğunu Sadrâ kabul etmez.

Bilginin âkleden nezdinde muntabi olmuş suretle oluştuğu düşüncesini Molla Sadrâ doğu bulmaz. Şayet akletme, bir suretin akledenin nezdinde meydana gelmesi olsaydı, bizim zâtımızı akletmemiz söz konusu olmazdı. Filozofa göre biz zatımıza ben kavramıyla işaret ederken, zâtımız dışındaki şeylere o ile işaret ederiz. Eğer zâtımıza ilişkin bilgimiz fazladan bir suret ile olsaydı, zâtımıza o diyerek işaret etmemiz gerekirdi. Bilgiye ilişkin bu görüşün geçerli olmadığını belirten Sadrâ, bilginin ortaya çıkan bir suretten ibaret olmadığının bilinmesinin gerekliliğine dikkat çeker.[12] Filozof akletmeyi, soyut bir suretin soyut bir varlık nezdinde hazır bulunması olarak kabul eden görüşü doğru kabul etmez. Bu bağlamda idrakin suretin hazır bulunması olmadığının kabul edilmelidir.[13]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar