Pathos’sa konuşmacı muhatabının ruh halini ve nelerden hoşlandığına veya korktuğuna dikkat ederek iknayı kolaylaştırabilir. Pathos’ta ikna daha kolaydır. Çünkü korku, coşku, zenginlik, rahatlık ve hamaset ile etkilemek daha basit bir çözümdür. Pathos ikna yönteminde iki şeye dikkat edilmesi gerekir:
1) Ortaya çıkarmak istediğiniz duygu nedir?
2) Bu duyguyu neyle tetikler?
Logos: Logos mantık, argüman ve mantıksal ikna demektir. Bu ikna yönteminde konuşmacı veya yazar muhatabının zihni ile kendi zihni arasındaki ortak kurala hitap edilir. Ortak, nesnel ve anlaşılabilir argümanlarla dinleyen kişi ikna edilmeye çalışılır. Burada tutarsız ve saçma olan ögelere konuşmada ve yazıda yer verilmez. Kullanılan dil yalın, anlaşılır ve makuliyet esasına uygun olmak zorundadır.
Özünde iki tür argüman kullanılır:
1) Rasyonel argüman.
2) Deneysel argüman.
Rasyonel argüman; kişinin salt aklıyla düşünerek bulabileceği veya anlayabileceği argümanlardır. Deneysel dünyadan verilen argümanların kendisi somut ve nesnel dünyadan olsa dahi deneysel argüman ile iddia arasındaki ilişki de yine rasyonel bir argüman çeşidi olarak kabul edilebilir.
Aristoteles’in klasik örneğini kullanacak olursak o şöyle der:
“Bütün insanlar ölümlüdür.
Sokrates bir insandır.
Bu nedenle Sokrates ölümlüdür.”
Bu tümdengelime dayalı argümantasyon aslında pratik alanda bu kadar formel bir şekilde kullanılmaz. Daha kısa bir şekilde “Bütün insanlar ölüyorsa Sokrates de ölür.” şeklinde kullanıldığına rastlanabilir.
Logos temelli konuşmanın en önemli etkisi kişiye söz söyleme gücü kazandırmasıdır. Çünkü logos sözü doğru söyleme bilimi olarak tanımlayabileceğimiz logik yani mantık ile ilişkilidir. Mantık; tutarlı, kapsamlı ve doğru söyleme gücü verdiği için kişinin hakikate dair konuşma gücünü artırmış olacaktır. Dolayısıyla söz ve anlam ilişkisi en doğru şekliyle mantıkla kurulabilmektedir.
İslam kültüründe “logos” anlamına gelen “kelam” kelimesi de İslam itikad konularında söz etme bilimi olarak kabul edilir. Böylelikle İtikad konularında sözün doğrusunu söylemek “logos” ve “logic” anlamına gelen “kelam” ile mümkündür. Çünkü itikad konuları kelam bilimi ile ispat edilebilmektedir. Kelam mantık ve kurallı konuşma ve çıkarım anlamında benzer bilim alanı olarak kabul edilebilir. Bu nedenle kelam, mantık ve logos arasında doğrudan bir ilişki olduğunu kabul edebiliriz.
İkna yöntemi bakımından kanıta dayalı konuşma anlamına gelmesi nedeniyle de logos ve kelam aynı anlama gelir. Her ikisinin de aynı zamanda “söz,” “kural” ve “ilke” anlamı vardır.
Kelime ve kelam anlamındaki “logos” evrendeki işleyiş ve doğa yasalar anlamında da kullanıldığı için Hristiyan ve kimi Yahudi metinlerinde Allah’ın varlıklardaki etkisini çağrıştıran çeşitli anlamlarda da kullanılmıştır. Çeşitli doğa bilimlerini ifade için ek olarak kullanılan “logos=loji”nin de “biyoolji,” “kozmoloji” ve “arkeoloji” gibi bilim dallarındaki kullanımı da doğadaki işleyişi ifade eden bir anlamı ifade etmektedir.
Logos’un teo anlam kazanmasında çok net bir kullanımı vardır. Bu durum, Yunanna İncili’nin giriş bölümünde şöyle geçmektedir:
“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı.” (Yuhanna, 1/1)
Bu yaklaşımın uzantısı olarak Hristiyanlık teolojisinde İsa Tanrı’nın evrendeki “söz”ü yani “logos”udur.
Doğa ile Tanrı iradesi arasında kurulan ilişki giderek ahlakın, hukukun ve bilimin de doğadan çıkarılmasının aynı zamanda dinî bir çıkarım ve faaliyet olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Avrupa kültüründe doğanın akıl, hakikat, hukuk, din ve hatta Tanrı ile eşleştirilmesine yönelik çokça teoriye rastlamaktayız.
İslam düşünce geleneğinde de “kelam” ve “kelime” kimi zaman bu anlamlara gelen şekilde kullanılmıştır. İnsanın “zübde-i alem” olarak veya Allah’ın tecelli ettiği kâmil varlık olarak kabul edilmesi de bu yaklaşıma zemin hazırlayan düşüncedir. Özellikle tasavvuf kültüründeki “Muhammedî hakikat” ve “Nur-u Muhammedî” yaklaşımı Allah’ın nurunun tecelli ettiği varlık olarak Hz. Muhammed gösterilmiştir. Buna göre varlık olarak önce Hz. Muhammed yaratılmıştır ve daha sonar onun nurundan evren yaratılmıştır. Henüz Hz. Adem yaratılmadan önce yaratılmış olduğuna, evrenin onun için yaratıldığına dair yaklaşım İslam düşüncesinde Kur’an’da geçen “kelimetullah” (Nisa/171) ifadesinin Grek ve Hristiyan kültüründeki “logos” anlamına yakın şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kelime ve kelam sözcüklerinin doğrudan kozmik düzen ve logos anlamında kullanıldığı söylenemez. Bu yönüyle kelam ile logos arasında “kelimetullah” ve “nur-u Muhammedî” üzerinden kurulan benzerlik nihayetinde bir yorumdur. Sufilerin Allah evren ilişkisi konusunda geliştirdiği bu yorumun eleştirilebilir ve kabul edilebilir tarafları vardır.