Çağdaş Dünyada Kur’an’ı Anlama Metodolojisi

04 December 2025 46 dk okuma 12 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 12

Buna ek olarak aşırı nakilciliğin, İslam’ın tebliğ ve savunmasının çeşitli alanlarında muhaliflerle din dışı herhangi bir karşılaşmanın önünde ciddi bir engel olmasının yanı sıra; (dine aykırı olmayan) din dışı akılcı bir yaklaşımla Mu’tezile’nin bu konuda etkili bir zafer elde etmesi, Ebu el-Huzei’l-Allaf ve Nazzam’ın ateistlerle ve diğer dinlerin düşünürleriyle tartışmalarına örnek olarak gösterilebilir. (Nişar, 1977: 1/451.)

4.1.1. Felsefî ve Felsefî Olmayan İtizal

İtizal ehli, felsefî ilke ve usullere gösterdikleri ilgi bakımından felsefî ve felsefî olmayan Mu’tezilîler diye iki kısma ayrılabilir.

Felsefî olmayan Mu’tezile, yöntem açısından yalnızca fıkıh analojisine (kıyasına) dayanan ve diğer akıl yürütme yöntemlerinden istifade etmeyen Muteziledir. Bunlar Mutezilenin ortaya çıktığı dönemden Yunanca eserlerin tercümesi dönemine kadar uzanır.

Ancak felsefî itizal, tercüme çağıyla başlar ve özelliği, kelamî ve teolojik çıkarımlarda[4] mantıksal analojinin (kıyasın) kullanılması ve akıl yürütmelerde bazı felsefî temellere sahip olmasıdır. (Wolfsen, 1368: 32.)

4.1.2. İtizalî Yaklaşımı Üzerine Bir Eleştiri

  1. a) Vahiy İçerikli Bilgilerden Yararlanmamak

Ancak itizal yaklaşımıyla ilgili olarak, önde gelen bazı Mu’tezile’nin yaklaşımının akla vurgu yaptığı ve inanç alanında tek bir habere (haber-i vahit) bağlı kalınmasını yasakladığı yönünde ciddi bir gözlem vardır (Kadı Abdul Cabbar, 1422: 521) ve haber nakilcilerinde tevatürün masumun huzuruna münhasır kılınarak sınırlandırılması (Şehristani, 1364: 1/67) vahyin yeri doldurulamaz bir yardımcısı olan bilgi ve marifeti arttırana yönelmeye engeldir (Bağdadi, 1408: 102.). Başka bir deyişle, otantik nakle yönelik sıkıdüzen ve kurala dayalı bir dikkat, akla bağlılığın sonuçlarından biridir. Ancak bu sonuç Mutezilelerin çoğu tarafından ihmal edilmiştir.

  1. b) İtizalî Yaklaşımda Tevil Etme Sistem Eksikliği

Mutezile yaklaşımına ikinci eleştiri, itizalin metodolojik ilkelerinden biri olarak “tevil”in gerçekleşmesine yönelik platformun düzensiz ve sistemsiz olmasıdır. Kesin ve kati aklın karşısında naklin yok sayılmaktan korunması için tevile götürülerek yorumlanması gerektiği sözü doğru bir sözdür, ancak aklın sınırları ve kapsamı bilinip, akıl ötesi hakikat ile akla karşı olan sanrı ve yanılsama arasındaki fark ortaya çıkmadıkça ve sahih nakil ile sahih olmayan nakil ayrımı yapılmadıkça, her türlü tevil ve yorum girişiminde bulunmak beraberinde usulsüz bir acelecilik ve telaşı getirir. Bu önemli ilkenin göz ardı edilmemesi gerekir ki, temelde İslam’ın diğer dinlerden önemli farklılıklarından biri de İslamî öğretilerin akılcılığı ve rasyonelliğidir. Tarih boyunca İslam düşünürleri bir yandan sahih ve sahih olmayan naklî, diğer yandan saf akıl ile saf olmayan aklı ayırarak tevil ve yorumun gerçekleşme yerlerini en aza indirmeye çalışmışlardır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar