Tabersî, Mecma’u’l Beyân‘da bu ayeti, münafıkların Peygamber’den talepte bulundukları sadakalar ve Peygamber’e kusur nispet etmeleri hakkında beyan etmektedir. Böylece toplumun ekonomik temel unsurlarından biri olan ganimet ve hazine dağıtımının halkın lideri tarafından yapılması gerektiği ortaya çıkıyor.[9]
3. Liderlik ve Yöneticilikte Adalet Şartı
Kur’an’a göre İslam toplumunun liderlerinin birtakım zorunlulukları vardır ve bunlardan en önemlisi de yönetirken adaleti uygulamaktır. Kur’an’ı Kerim bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.”[10]
Tabersî’nin bakış açısına göre, bu ayette adaletle hükmetmek, toplum liderlerine nispet edilmekte ve bu da onlara insanlar arasında adaletle hükmetmelerini emretmektedir. Ve devamında bu ayete benzer bir diğer ayette şöyledir buyuruyor:
“Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet…”[11]
Peygamber Efendimizin (s.a.a) İmam Ali’ye (as) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“İhtilaf halindeki iki taraf arasında bakış ve sözünde eşitlik sağla.”[12]
Bu tefsirden, İslam toplumunu yönetenlerin yönetim şekillerinde adaletin gözetilmesi, İslam toplumu ve ülkesinde bıraktığı olumlu etkilerin yanı sıra uhrevî etkileri de beraberinde getiren önemli bir mesele olduğu anlaşılmaktadır.
4. Dinin Siyasetten Ayrılmazlığı
Dinin siyasetten ayrılmazlığı, İslam’ın önemli, esasî ve fikir birliği edilmiş kaide ve kurallarından olduğuna Kur’ân-ı Kerîm faklı ayetlerde buna değinmiştir. Örneğin Kur’an’ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“Görmez misin İsrailoğullarının ileri gelenlerini? Hani Musa’dan sonra bir zaman geldi ki peygamberlerine, bize bir melik gönder de ona uyup Allah yolunda savaşa girişelim demişlerdi…”[13]
Tabersî, Benî İsrail halkının kimden kendilerine bir lider ve komutan atamak istediğine dair üç olasılığa işaret eder:
- Allah’ın onlara olan ahdini unuttuklarından, aralarında günahın artmasından ve peygamberleri olmadığından dolayı zalim ve zorbalar, İsrailoğulları’nı yenip, şehirlerinin ve ülkelerinin çoğunu ele geçirdi, çocuklarını esir alıp rüsva etti. Sonra Allah onlara İşmoil[14] peygamberi gönderdi. Ona dediler ki: Eğer doğru söylüyorsan bizim için bir hükümet kur ve bize padişah ata. Bu şekilde biz Allah yolunda savaşalım ve bu senin peygamberliğinin bir nişanesi olsun.
- Onlar “Amâlek” ile savaşmak istediler. Bu yüzden kendilerine bir kral istediler ve onun gücü altında birleşerek durumlarını düzene sokmak ve düşmana karşı savaşı kazanmak istediler.
- Allah, onlara İşmoil peygamberi gönderdi; kırk yılı en iyi halde geçirdiler ta ki Câlut ve Amâlek’e sorunu ortaya çıktı. Ve onlar da İşmoil peygamberden kendilerine bir padişah atamalarını istediler…
Bu konunun devamında Tabersî, İmam Cafer-i Sadık’ın (as) sözü geçen “Melik” padişah hakkında şu buyruğunu naklediyor.
“Ebu Abdullah buyuruyorlar: o zamanda Melik orduyu yönetene deniyordu (bir diğer tabirle ordu komutanı) ve peygamber de işini yapar ve ona (işlerin ilerleyişini ve sonuçlarını) vahiy yoluyla Allah’tan bildirirdi.”[15]
Yapılan tefsirdeki ifadeden anlaşıldığı gibi siyasî bir konu olan Benî İsrail toplumunun yönetici olacak liderin seçimi semâvî bir şahsiyete sahip peygamber vesilesi ile gerçekleşmiştir. Yani, o yönetimin istikrarını sağlayacak dinin siyaset ve hükümet alanında bulunması kaçınılmazdır. Aynı zamanda savaş komutanlarının görevden alınması ve atanması gibi askerî ve devlet işlerine bizzat ilahî peygamberlerin müdahale etmesi, dinin siyasetten ayrılmaz olduğunun neticesine varılmaktadır.
Dinin siyasetten ayrılmaz olduğuna işaret eden bir diğer ayet de müminlerin dünyaya olacak hâkimiyetidir.
“Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara; mutlaka onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine egemen kılıp sağlamlaştıracağını ve onları korkularından sonra güvenliğe çevireceğini vaat etmiştir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim de bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasıkların ta kendisidir.”[16]
Allâme Tabâtabâî bu ayetin tefsirinde şöyle der:
“Bu ayet sâlih amel işleyen müminler için güzel bir vaattir. Yakında onlara özel sâlih bir toplum inşa edeceğini, onların hizmetine toprak vereceğini, yeryüzünde dinlerini yaşatacağını, münafıklardan ve onların saldırılarından artık korkmayacağı hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmadan ona özgürce ibadet edebileceği ve korkunun yerini güvene bırakacağını vaat ediyor.”[17]