Tekbir sesleri üzerine Muaviye’nin eşi, Karaza b. Amr b. Nevfel b. Abdumenaf’ın kızı Fahite odasından çıktı ve şöyle dedi: “Allah seni sevinçli kılsın ey Emirü’lMuminin! Ne haber aldın ki bu kadar seviniyorsun?” Muaviye’nin: “Hasan b. Ali’nin ölüm haberini aldım.” demesi üzerine, Fahite: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn (Biz Allah’ınız ve tekrar O’na döneceğiz)” dedi ve sonra ağlamaya başladı. Ardından da şöyle dedi: “Müslümanların önderi ve Resulullah’ın kızının oğlu öldü.”[54]
Muaviye’nin İmam Hasan’ı (a.s) zehirleyerek öldürttüğüne dair belgeler, en belirgin bir olay olarak tarihin sayfalarını doldurmaktadır.[55]
İmam Hasan’ın Son Vasiyetleri
Cünade’ye Vasiyeti
Saygın sahabî Cünade b. Ebu Umeyye, ziyaret maksadı ile İmam Hasan’ın yanına gitti. İmam’a dönerek: “Ey Resulullah’ın oğlu, bana öğüt ver!” dedi. İmam Hasan (a.s), en şiddetli durumunda, en ağır acıyı ve sıkıntıyı çektiği anlarda Cünade’nin isteğine olumlu cevap vererek ona mücevherden daha değerli ve pahalı olan şu altın sözleri armağan etti. Bu sözler, gerçekte onun imamet sıfatının sırlarını da açıklıyordu. Şöyle buyurdu:
Ey Cünade! Yolculuğuna hazırlan. Ecelin gelmeden azığını biriktir. Bilesin ki, sen dünyanın peşindeyken ölüm senin peşindedir. Henüz gelmemiş olan gününün derdini, içinde bulunduğun güne yükleme. Bilesin ki, yiyip içeceğin miktarın üzerinde kazandığın malı sadece başkaları için biriktirmektesin. Bilesin ki, dünyanın helâlinde hesaba çekilme, haramında cezalandırılma ve şüpheli şeylerinde azarlanma vardır.
Dünyayı bir leş gibi gör; ondan sadece kendine yetecek kadarını al. Eğer ondan aldığın helâl ise dünyadan el çekmiş, onun uzağında durmuş (ve kanaat yolunu tutmuş) olursun. Eğer aldığın şey haram ise, onda sorumluluk yükü olmaz. Çünkü ondan, (zaruret durumunda) leşten aldığın kadar gibi almışsın. Eğer cezası da olursa, bu ceza hafif olur.
Hep yaşayacaksın gibi dünyan için ve yarın öleceksin gibi ahiretin için çalış. Eğer aşiretsiz şan ve otoritesiz heybet istersen, Allah’a asi olma zilletinden Allah’a itaat etme izzetine yüksel. Eğer insanlarla arkadaşlık yapmaya ihtiyaç duyarsan, dost edindiğinde sana süs olan, kendisinden bir şey aldığında seni koruyan, yardım istediğinde yardımına koşan, bir söz söylediğinde sözünü onaylayan, hamle ettiğinde hamleni güçlendiren, iyilik elini uzattığında iyilik elini sana uzatan, bir ayıbını gördüğünde onu kapatan, bir iyiliğini gördüğünde onu dile getiren, kendisinden bir şey istediğinde veren, sustuğunda ilk konuşmaya başlayan, herhangi bir musibete, felâkete uğradığında yardımcı olan, kendisinden sana bir şer ve zarar ulaşmayan, sana karşı değişik hâller sergilemeyen, gerçekler önünde seni yüz üstü bırakmayan, bir malı bölüşürken anlaşmazlığa düştüğünüzde seni kendisine tercih eden kimse ile arkadaş ol![56]
Nihayet İmam’ın (a.s) ağrıları ağırlaşıyor, acısı şiddetleniyor ve o da ıstırabını açığa vuruyordu. Bu dakikalarda ziyaretçilerinden biri İmam’a (a.s) yönelerek: “Ey Resulullah’ın oğlu, bu ıstırap niye? Senin deden Resulullah (s.a.a), baban İmam Ali, annen Fatıma değil mi ve sen cennet ehli gençlerin önderi değil misin?” diye sordu. İmam bu sözlere kısık bir sesle şöyle karşılık verdi:
İki şey için ağlıyorum. Çıktığım yolculuğun başlangıcının korkusu ve sevdiklerimden, dostlarım