Allâme Tabâtabâî’nin Düşüncesinde Genel Din Sistemi

04 December 2025 56 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 13

Allâme, Kur’ân ayetlerinden ilhamla ve insan üzerinde etkili olabilecek çevresel etkenler kaynaklı hata ve eksiklerin ortaya çıkması ihtimalini dikkate alarak varlık âlemleri için halk (yaradılış) ve emir (iş/oluş) âlemi diye iki merhaleden oluşan başka bir sınıflandırma daha yapmıştır. Emir âleminin özelliği derecelendirilmemiş olmasıdır. Bunun anlamı şudur: Tüm maddî mahlûkât halk (yaradılış) âleminden sayılır ve elbette bu mahlûkât akıl ve misâl âlemindeki varlık mertebelerinde emir (iş/oluş) âlemi grubundadır. Emir âlemindeki bu mahlûkât derecelendirilmemiş olduklarından ve halk (yaradılış) âlemindeki mahlûkâtın da önünde olduklarından, zamansız oluşları sebebiyle onları kapsarlar. (Tabâtabâî, 1388A: 19-22)

Emrî mahlûkât derecelendirmeden münezzeh oldukları, hepsi sadece ilâhî emir üzere bir derecede durdukları ve mertebe düşüşü dışında bir sınırlamaları olmadığı için onlar için bir engel tasavvur edilemez. Hepsi kendi varlıklarının en yüce ve tepe noktasında kâmil ve varoluşsal her türlü noksandan arınmış oldukları için, mahlûkât âlemindeki emir âlemi hata ve eksikliklerden münezzehtir. (a.g.e: 23-25)

Bu delile göre halk (yaradılış) âlemine dair ortaya koyulabilecek tasvirde eksen noktası halk âlemindeki olguların derecelendirilmiş ve zamansal olmasıdır. Bu özellik kemâl süreçlerinin zamana bağlı tahakkuklarından kaynaklanan engellerin oluşmasını gerektirir. Şöyle ki kemâlin tahakkuku ve noksanlardan münezzeh olma hâli emir âlemindeki mahlûkât için tek seferde ve zamansal unsurların hiçbir müdahalesi olmadan gerçekleşir.[7] Bu yüzden emir âlemindeki mahlûkât için “olan ve olması gereken” ifadelerinin bir anlamı yoktur ve “zamansal hareket”[8] ile varlığın kemâl bulması söz konusu değildir. Aksine halk âleminde varolan tüm olguların zamansal bir süreç içerisinde, merhale merhale ortaya çıkması gerekir ve de yaratılan mahlûkâtın zamansal hareketi ve kemâl bulması onların maddî vücûdunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu özellikler madde âlemindeki hareketin yatağı olması açısından, ki oradaki hareket bekâ ve kemâl çekişmesinden kaynaklanan doğuş ve yokoluş çarklarının icadını ve bundan faydalanmayı gerektirir, bu da şüphesiz tüm madde âlemini kapsayacak genişlikte bir savaş alanının yaratılmasına sebep olacaktır.[9] Öyle bir savaş ki maddî her varlık kendi bekâsı veya kendi kemâl merhalelerinden geçebilmek için diğer varlıklardan faydalanmaya mecbur olacak, devamında bekâ ve kemâl çekişmesi vuku bulacaktır.

İnsan Ontolojisi

İnsan da ilâhî mahlûkâttandır ve ruh[10] unsuruna sahip olmasıyla Kur’an’ın[11] ve felsefî tefsirinin de açıkça belirttiği üzere emir âleminden olan bir hakikattir. Bu özellikleri emir âlemindeki diğer mahlûkâtla müşterektir. Yani her kusur ve noksandan berîdir ve (kendisiyle uyumlu) hakiki kemâlâtın hepsiyle donatılmıştır. (a.g.e: 31) Ancak onu emir âleminin diğer mahlûkâtından, başka bir deyişle meleklerden ayıran anahtar özellik[12] şudur: “Bütün bu ahvâl ile beraber kendi âleminden inebilir, cisimlerle bir şekilde birleşebilir ve herhangi bir araç olmadan cismiyetin her tarafı üzerinde tasarrufta bulunabilir. Oysa varlıkları emir âlemiyle sınırlı olan melekler ise misâl âleminin ufuklarının ötesine ayak basamazlar.” (a.g.e)

Yukarıda geçen ruhun madde âlemine inişi tabiri şu konuyu da açıklar: Kâmil bir varlık, emir âleminde maddî cisimlerle, bir vasıtayla veya vasıtasız birleşme yetisine kavuşabilir, onları kendi maddî davranışlarına dönüştürebilir ve eyleme geçmek için hareket ve kabiliyet imkânı bulunan her alanda istediğini yapabilir. Elbette maddî araçlarla etkileşim, maddeye hâkim -özellikle de zamanda derece derece hareket etmeyle ilgili- olan tekvînî kanunlar dairesinde olacaktır. Böyle bir zemin insanın tasarruflarıyla ve eylemleriyle hakiki kemâlâta ulaşması yolunda maddî hicapların ve engellerin olmasını gerektirir.

Antropolojik Temeller

İnsanın İki Yapılı Olması

İnsanın ikili bir yapıya sahip olması ve onun ruh ve beden olarak iki ayrı bakışla incelenmesi konusu, umumî (Eş’arî, t.y.: 331) ve hususî (İbn Bâbeveyh, 1389: 109) görüşler nezdinde kabul edilir. Felsefî açıdan da bu iddiaya çeşitli deliller getirilmiştir (Molla Sadrâ, m.1981: c. 8, 60, 303). Akıl ve nakil arasındaki bu uyum, iddianın esasına ve konuya dair delilleri tafsilatlı incelmekten kaçınmamızı gerektirmektedir.

Varlıkbilim konusunda da değinildiği üzere ruh, emir âleminden bir hakikattir ve emrî varlıkların tüm imtiyazlarına sahip olmasının yanısıra maddî cihâna da ulaşıp maddî münasebetler çerçevesinde eylemde bulunabilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar