İmam Hasan Hilafet Dönemi ve Barışa Götüren Süreç

04 December 2025 47 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 10

Giriş

Çoğu tarihçilerin verdikleri bilgiye göre, İmam Hasan (a.s), babasının toprağa verildiği gecenin sabahında halka şu konuşmayı yaptı:

Ey insanlar! Kur’ân bu gece indi, İsa Peygamber bu gece göğe çıkarıldı. Yuşa b. Nuh bu gece öldürüldü. Yine bu gece babam Ali (a.s) öldü. Allah’a yemin ederim ki, önceki ve sonraki vasiler içinde babamdan önce hiç kimse cennete giremez. Allah Resulü (s.a.a) onu bir seriyenin başında sefere gönderdiğinde, Cebrail sağ yanında ve Mikail sol yanında savaşırdı. Yedi yüz dirhem dışında altın ve gümüş para geriye bırakmadı. Bu yedi yüz dirhemi sadakalarından artırıp ailesine bir hizmetçi almak için biriktirmişti.[1]

Şeyh Müfid, İmam Hasan’ın bu konuşmasını el-İrşad kitabında şu şekilde nakleder:

Ebu Mihnef Lut b. Yahya, Eş’as b. Sevvar’a, o da Ebu İshak Subey’î’ye ve başkalarına dayanarak şöyle dedi:

İmam Hasan (a.s), babası Emirü’l-Müminin’in (a.s) öldüğü gecenin sabahında bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında Allah’a hamdüsena ettikten ve Resulullah’a (s.a.a) salât ve selâm getirdikten sonra şöyle dedi:

“Bu gece, öncekilerin hiçbir amel ile geçemedikleri ve sonrakilerin hiçbir amelle kendisine yetişemeyecekleri bir kişi vefat etti. “

“O, Resulullah’ın (s.a.a) yanı başında savaşıyor ve onu kendini siper ederek koruyordu. Resulullah (s.a.a) sancağını onun eline veriyor, sonra Cebrail sağ yanından ve Mikail sol yanından onu koruma altına alıyorlardı. Allah onun eli ile fetih lütfetmeden savaştan geri dönmezdi.”

“Onun vefat ettiği bu gece İsa b. Meryem göğe çıkarıldı ve yine bu gece Musa’nın vasisi Yuşa b. Nuh vefat etti. Yedi yüz dirhem dışında geriye altın ve gümüş para bırakmadı. Bu yedi yüz dirhem, verdiği sadakalardan artmıştı…”

Sözlerinin burasında, kelimeler İmam Hasan’ın boğazında düğümlendi ve hem kendisi ağladı, hem de dinleyenleri ağlattı. Arkasından kendini toparlayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Ben müjdeleyicinin oğluyum. Ben uyarıcının oğluyum. Ben Allah’ın izni ile O’na çağıranın oğluyum. Ben ışık saçan bur kandilin oğluyum. Ben yüce Allah’ın kötülüklerden arındırıp tertemiz kıldığı bir ailenin çocuğuyum. Ben yüce Allah’ın Kur’ân’da: ‘De ki, ben bu görevime karşılık sizden yakınlarıma sevgiden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyi iş yaparsa, onun karşılığında iyiliğini artırırız.’[2] diye buyurarak sevilmelerini farz kıldığı Ehlibeyt’tenim.[3]

İmam Hasan’a Biat Edilmesi

İmam Hasan (a.s) bu konuşmasını bitirince, Ubeydullah b. Abbas hemen öne atılarak bir an önce ona biat etmeleri için halka teşvik içerikli şu sözleri söyledi: “Ey insanlar! Bu, Peygamberinizin oğlu ve İmam’ınızın vasisidir, ona biat edin.”Halk, bu kutsal çağrıya olumlu karşılık verdi. Yüksek sesle ona itaat edeceklerini bildirdiler ve “Ne kadar sevdiğimiz bir kişidir, üzerimizde ne kadar çok hakkı vardır, halifeliğe ne kadar lâyıktır!” diyerek ona yönelik hoşnutluklarını ve boyun eğmişliklerini ilân ettiler.[4]

Hicrî kırk yılının ramazan ayının yirmi birinci gününe rastlayan cuma günü, İmam Hasan’a (a.s) yönelik biat töreni tamamlandı.[5]

Biat töreninden sonra İmam Hasan (a.s) minberden indi, valiler listesini düzenledi, ordu komutanlarını görevlendirdi, devletin önemli işlerini gözden geçirdi, Abdullah b. Abbas’ı Basra valiliğine tayin etti.[6]

Muaviye’nin Irak’a Yönelik Komploları ve İmam’ın Tutumu

Müslümanların İmam Hasan’a biatinden ve O’nu hak halife olarak seçmesinden sonra, Muaviye yine meşru halifeyi tanımadığını ilan etti.Aksine Irak’a saldırmak için ordusunu hazırlamaya ve valilerine bu saldırıyı onayladığına dair mektuplar yazmaya başladı.

Valilerine yazdığı bir mektupta, Kûfe’nin eşrafından ve ileri gelenlerinden bazılarının kendisine yazdıkları mektuplarda, kendileri ve aşiretleri için emanname (can güvenliği) istediklerini anlattı.

Eğer bu ifadesi doğru ise, bu, Kûfelilerin İmam Hasan’a (a.s) karşı yaptıkları ilk kalleşliktir.

Muaviye, bütün valilerine gönderdiği aynı içerikteki resmî yazının bir bölümünde şöyle diyordu:

…İmdi, düşmanınıza ve halifenizin katillerine yönelik yeterli karşılığını ve yardımını size bahşeden, onları yok eden Allah’a hamdolsun. Yüce Allah, kendi lütfuyla Ali b. Ebu Talib’e kullarından birini gönderdi, o kul ona suikast düzenleyip kendisini öldürdü. Bu olay sonunda, taraftarlarını bölünmüş ve çatışmalı bir durumda bıraktı. Bize onların önderlerinin ve ileri gelenlerinin, kendileri ve aşiretleri için can güvenliği isteyen mektupları geldi. Bu mektubum size geldiğinde gayretlerinizle, askerlerinizle ve güzel hazırlıklarınızla bana yönelin. Hamdolsun ki, öcünüzü aldınız, emelinize ulaştınız, Allah saldırganları ve hakkı çiğneyenleri helâk etti…[7]

Muaviye’nin bu resmî yazısını alan valileri halkı, Peygamberimizin (s.a.a) reyhan çiçeğine ve torununa karşı savaşmak için çıkış ve hazırlık yapmak üzere teşvik etmeye, özendirmeye giriştiler. Çok kısa bir süre zarfında Muaviye’ye ne sayıca ve ne askerî teçhizatça hiçbir eksiği olmayan büyük bir askerî güç katıldı.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar