İmam Hasan Hilafet Dönemi ve Barışa Götüren Süreç

04 December 2025 47 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 10

İmam’ın Ordusundaki Çelişik Akımlar

İmam Hasan’ın (a.s) ordusu garip bir karışımdan oluşuyordu. Bu orduda birkaç muhtelif akım ve bir dizi çelişik unsur bir araya gelmişti. İlk bakışta bu farklı unsurları şöyle tasnif etmek mümkündür:

a) Haricîler: Bunlar İmam Ali’ye (a.s) karşı çıkarak onunla savaşan, ona muhalefet edip ona düşman muamelesi yapan bir gruptu. İmam Hasan’ın (a.s) şahsında orta yollu bir çözüm bulduklarını düşünerek Muaviye ile savaşmak üzere ona katılmışlardı. Fakat ortaya çıkabilecek en küçük bir kuşkudan etkilenerek o şüphenin doğrultusunda hemen hüküm verebilmeye yatkın insanlardı. Daha sonra İmam Hasan’a (a.s) nasıl yüklendiklerini ileride göreceğiz.

b) Emevî egemenliğine yatkın kimseler: Bunlar iki kısma ayrılır:

1- İçlerinde barındırdıkları ihtiraslar açısından Kûfe hükümetinde açlıklarını doyuracak ve susuzluklarını giderecek imkânlar bulamamış kimseler. Bu yüzden bunlar, Şam hükümetine bağlılıklarını içlerinde saklı tuttular. Kûfe’de egemenliği ele geçirip dizginleri Şam hükümetine teslim etmek için de fırsat kolluyorlardı.

2- Geçmiş dönemlerin miras bıraktığı kinler veya kişisel hesaplar yüzünden Kûfe hükümetine diş bileyen kimseler. Bunların daha sonra sergiledikleri ihanetleri, Muaviye’ye yaklaşıp ondan kendilerine bir pay koparmak amacı ile onunla nasıl gizli yazışmalar yaptıklarını ileride göreceğiz.

c) Kararsız ve esnek kesim: Bunlar belirli bir yolu, kendilerine özgü ve bağımsız bir bakış açısı olmayan kimselerdir. Amaçları; güvenliklerini garanti etmek, galip gelen taraf nezdinde bazı arzularını gerçekleştirmekti. Bunlar, değişen şartların ortaya çıkaracağı herhangi bir tarafı, ona yönelmek için gözlüyorlardı.

d) Kabile veya bölge taassubu ile hareket eden kesim.

e) Amaçsız şaşkınlar: Bunlar, davranış ve tutumlarında sağlam bir esasa dayanmayan kimselerdi.

h) Samimî müminler: Bunlar, kendilerine zıt ve birbirinin gırtlağına sarılmış diğer sesler arasında sesleri kaybolan hayırlı azınlığı oluşturuyorlardı.

Kısacası İmam Hasan’ın (a.s) ordusu, gruplarını tek bir hedefin birbirine bağlamadığı ve bu niteliği ile bölünme sebebi olabilecek bir badire karşısında bölünmeye ve dağılmaya açık bir karışım idi.

Bu da herhangi bir savaş plânını bozabilecek bir nitelikti. Savaş plânını yapan komutan ne kadar usta olursa olsun fark etmezdi. İmam Hasan (a.s) da, bölünme faktörlerini bünyesinde taşıyan bu karışım arasında, bu durumun tehlikesinin bilincinde idi.

Seyyid b. Tavus (r.a) “el-Melahim ve’l-Fiten” adlı eserinde İmam’ın (a.s), ordusuna güveninin zayıflığını ima eden sözlerini nakleder. İmam’ın, bu husustaki duygularını, Medain’de ordusuna seslendiği bir konuşmasında dile getirdiği şu sözleri, en çarpıcı şekilde ifade ediyor:

Sizler Sıffin Savaşı’na giderken, dininiz dünyanızın önünde idi. Oysa bugün, dünyanız dininizin önündedir. Sizler iki tür öldürülmüşün arasında kaldınız. Biri Sıffin Savaşı’nda öldürülenler ki, onlar için ağlıyorsunuz. Öbürü Nehrevan’da öldürülenler ki, bizden onların intikamını istiyorsunuz. Bunların dışında geride kalan savaştan kaçıyor, ağlayan ise baş kaldırıyor.[14]

Muaviye, İmam Hasan’ın (a.s) ordusunun, bünyesinde barındırdığı zayıf noktaları biliyordu. Bu bilgisine dayanarak, tutumu için, nesnel şartların kendisine oluşturduğu ve İmam ile arasındaki durumu açıklığa kavuşturan kesin hatlı bir plân çizdi.

Bu plâna göre İmam’ı barışa çağıracak ve istediği şartları kabul etmiş gibi bir görüntü sergileyecekti. Eğer İmam bu çağrıyı kabul ederse, onun ordu komutanları ve yetkilileri çevresinde ördüğü ağlar iki tarafın savaşa tutuşmasını zaten önlemeye yeterli olacaktı ve İmam’ı oldubittiye razı olmak durumunda bırakacaktı.

İmam’ın Ordusunun Öncüleri

İmam Hasan (a.s) ordusu ile Nuhayle’ye vardı. Orda bir süre kalarak ordusunu savaş düzenine koydu. Sonra oradan ayrılarak Deyri Abdurrahman denen yere vardı. Geride kalan askerlerin kendisine katılması için orda üç gün kaldı.

Bu sırada, düşmanın durumunu öğrenmek ve onu bulunduğu yerde durdurmak için ordusunun öncü birliğini yola çıkardı. Bu öncü birliği, en samimî dostlarından ve ordusunun en seçkin unsurlarından oluşturdu. Bu birliğin mevcudu, on iki bin kişi idi. Birliğin başkomutanlığına, amcası oğlu Ubeydullah b. Abbas’ı getirdi. Hareketinden önce onu şu değerli tavsiyelerle donattı:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar