Allâme S. Hüseyin Tabâtabâî
Genel Hatlarıyla Molla Sadra’nın Yaşam Öyküsü
Halk arasında “Molla Sadra”, ilim ehli ve Hikmet-i Müteâliye ekolünün öğrencileri arasında ise “Sadru’l-Müteellihîn” olarak bilinen Sadrüddîn Şîrâzî, Şiraz’ın meşhur soylu ailelerinden birine müntesipti. Görünüşe göre şahsına münhasır bir zat olan babası da Şiraz’ın eşrafından olup zamanın hükümdarının yanında vezirlik görevinde bulunan Mirza İbrahim Şîrazî idi.
Sadru’l-Müteellihîn hicrî 979 / 1571 yılında Şiraz’da dünyaya gelmiştir. Henüz küçük yaşta iken babasıyla birlikte ilim tahsiline başlamış, onun vefatından sonra tahsilini ve bilgilerini tamamlamak/ilerletmek için dönemin Safevî hükümdarlarının başkenti ve aynı zamanda bir ilim merkezi olan İsfahan’a yolculuk etmiş; aklî ve naklî ilimleri burada öğrenmiştir.
Aklî ilimleri zamanın “Mir Damad” olarak bilinen meşhur filozofu Seyyid Muhammed Bâkır’ın (v. 1040 / 1630) yanında tekmil etmiş; naklî ilimlerde de dönemin ender ve seçkin şahsiyetlerinden (iftihar vesilelerinden) biri olan Şeyh Bahâüddîn Muhammed Âmilî’den ders almıştır.
Tahsilini tamamladıktan sonra oradan ayrılarak Kum şehrine doğru yola çıkmış, buraya bağlı köylerden biri olan Kehek’te uzlete çekilmiş ve dış dünyadakilere/dış dünyaya kapılarını tamamen kapatmıştır. Uzlette uzun yıllar süren mücahedelerin, riyazetlerin, nefis tasfiyesinin (tezkiye) ve meşakkatlerin ardından âlem-i kudse kapı aralayabilmiş; tefekkür ve istidlâl yoluyla ulaştığı ilmî hakikatleri nurî mükaşefelerle müşahede etmiştir (büyük kitabı Esfâr’ın önsözünde de işaret ettiği gibi).
Riyazetlerinin ve mücahedelerinin meyvelerini devşirebilecek dereceye geldikten sonra telife ve kendi özel felsefî ekolünün tesisine yönelmiş; ömrünün sonuna dek telif ve talimle meşgul olmuştur.
Hayatı boyunca takvalı, sakınan ve [inandığı değerlere] bağlı bir şahsiyet olarak yaşamıştır. Yaşadığı süre zarfında İmamların kabirlerini defalarca kez ziyaret etmiş; Allah’ın evine (Kâbe) yürüyerek yedi kez yolculuk etmiştir. Hicrî 1050 / 1640 yılına tesadüf eden yedinci ziyaretinde dönüş yolundayken Basra’da vefat etmiş ve oracıkta sırlanmıştır.
Sadru’l-Müteellihîn’in Hayatının Muhtelif Dönemleri
Önceki bölümden de anlaşıldığı üzere Sadru’l-Müteellihîn’in ilmî hayatı üç belirgin döneme ayrılmaktadır:
- Tamamen rasyonel düşünme yöntemini takip ettiği ve [bunun yanı sıra] filozofların, mütefekkirlerin görüş ve düşüncelerini araştırmakla, nazar ehli seleflerini ve çağdaşlarını izlemekle meşgul olduğu eğitim ve tahsil dönemi.
- Bir taraftan ibadet ve zühde diğer taraftan keşf ve şuhûda yöneldiği nefsanî riyazetler ve mücahedeler dönemi.
- Geçmiş iki devrenin mahsulü mesabesindeki telif, talim ve eğitim dönemi.
Sadru’l-Müteellihîn’in Düşünsel Materyalleri
Sadru’l-Müteellihîn’in sözlerinden de anlaşılacağı gibi o ilmî hayatının birinci evresinin son demlerinde özellikle ilâhî felsefedeki ilmî hakikatlere ulaşmanın yolunu Meşşâîlerin ilmî seyirlerine mahsus olan kuru ve boş bir tefekküre değil, genel felsefî düşüncelerin özünü ve temelini teşkil eden insanî şuur ve idrake dayandırmak gerektiğini kavramıştı. Çünkü [Meşşâîlikte] “düşünce” adındaki/mesabesindeki sonuç mantıksal kıyaslar yoluyla elde edilirken “keşf, şuhûd ve vecd” gibi diğer örnekler dışlanmaktaydı.
Aynı şekilde kıyasî düşünceler içinde öyle şeylere rastlanır ki, insan onların isabetliliğinden ve gerçekçiliğinden asla şüpheye kapılmaz. Aynı şekilde keşf, şuhûd ve vahiy hakkında da aynı özelliklere şahit olunur.
Diğer bir deyişle insanın gerçekçiliği bilimsel delillerle ortaya çıkarıldıktan ve tartışılmaz algılarının dışsal [bir nitelikte] olup dışsal gerçekliği anlattıkları bir kez ispatlandıktan sonra artık yakinî burhan ile kesin keşif arasında bir fark kalmamaktadır. Oysa kesin keşfî müşahede yoluyla elde edilen hakikatler (de) insanın kıyasî düşünme yoluyla nasiplendiği hakikatler gibidirler.
Yine yakinî burhan vahyin doğruluğunu ve sübutunu teyit ettikten sonra, artık mebde ve meâdın (başlangıç) hakikatlerini açıklayan gerçek dinin materyalleri ile burhanların ve keşiflerin delâlet ettikleri [gerçeklikler] arasında bir fark kalmayacaktır.
Sadru’l-Müteellihîn bu zihinsel uyanış/farkındalık ve aktarımın etkisiyle/bir sonucu olarak ilmî ve felsefî araştırmalarının odağını akıl, keşif ve şer‘ arasındaki tahkikler üzerinde yoğunlaştırdı. Teolojinin hakikatlerini keşfederken burhanî öncüllerden, keşfî içeriklerden ve kat‘î dinî materyallerden faydalanmıştır. Her ne kadar bu görüşün kaynağına/kökenine Muallim-i Sânî Ebû Nasr Fârâbî’nin, İbn Sînâ’nın, Şeyh İşrâk’ın, Şemsüddîn Türke’nin ve Hâce Nasîrüddîn Tûsî’nin sözlerinde de rastlanıyor olsa da, bu hedefi tam olarak yerine getirme tevfikine erişen sadece Sadru’l-Müteellihîn olmuştur.