0- Sadru'l-Müteellihîn Açısından Şefaat

04 December 2025 44 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 11

Sadru'l-Müteellihîn Açısından Şefaat

Prof. Dr. Abbas Fennîasl

Özet

Şefaat, Kur'an-ı Kerim'de ve Masumların (a) hadislerinde özel bir ilgiye mazhar olmuş İslam'ın önemli konularındandır. Müslümanlarda icma ile şefaat ilkesini kabul etmiş ve İslam itikadının temel rükünlerinden biri saymıştır.

Sözkonusu bahsin kompleks ve incelikli oluşu, farklı izahlar ortaya konmasına ve Müslümanlar arasında görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Konunun kendine has bir yer ve önem kazanması, İslam âleminin büyük hakimlerinden biri olan Sadru'l-Müteellihin Şirazî'nin görüşünü temel alarak onun sahih izahıyla ilgili girişimde bulunmayı gerektirmektedir.

Bu doğrultuda çok sayıda soruya cevap verilmesi zaruri görünmektedir. Bu sorular arasında şunlar vardır: Şefaatin hakikatine ulaşmak için hangi yöntem etkindir? Şefaat hangi anlamlarda kullanılmıştır ve hangi mana ihtilafların doğmasına sebep olmuştur? Gerçek şefaat edici [şefi'] kimdir ve ondan başka bir şefi' var mıdır? Şefaat bu dünyaya mı hastır, yoksa diğer âlemde de vuku bulacak mıdır? Bu makalede Molla Sadra'nın sözkonusu başlıklarla ilgili görüşü açıklanarak doğru ve bilgece bir izah ortaya konmaya ve İslam akaidinin sahih beyanı doğrultusunda adım atılmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: 1) Nurun istifazesi şefaati, 2) Mağfiret şefaati, 3) Zâti sebepler, 4) Meydana gelen sebepler, 5) Molla Sadra

1. Mukaddime

Şefaat konusu, Kur'an-ı Kerim'in de özel ilgi gösterip odağa aldığı İslam'ın çok önemli mevzularından biridir. “Şefaat” lafzı türevleriyle birlikte yaklaşık 30 ayette kullanılmış ve çok sayıda ayette de ona işaret edilmiştir. (30, s: 248). Kur'an-ı Kerim'e ilaveten, Masum İmamlar'dan (a) ulaşan hadislerde de şefaat meselesine çokça değinilmiştir. Bu durum, İslamî maarifte bu konuya verilen önemi göstermektedir.

Müslümanlar, şefaati İslam akaidinin asıl ve rükünlerinden biri saymış (2, s: 521) ve icma ile onu İslam'ın kesin ilkelerinden kabul etmiştir. (40, s: 305). Öyle ki, şefaati bütün anlamlarıyla inkar eden hiçbir grup bulunamaz.

Şia mektebinde şefaat bu mezhebin zaruriyatı arasında sayılmış ve onu inkar edenin mezhepten çıktığı kabul görmüştür. Ehl-i Sünnet açısından da şefaate itikat, lazım ve vacip bir konu kabul edilmiş ve onu inkar eden kafir sayılmıştır. Hatta Müslümanların bir kesimi, şefaatin kesin ve makbul bir konu oluşunu aksiyomatik görürken onun yokluğunun İslam için eksiklik oluşturacağını belirtmiş (2, s: 521) ve faraza şefaate hiçbir naklî delilimiz bulunmasaydı bile yine de akıl ve kanıt yoluyla ona inanacağımızı beyan etmiştir. (35, s: 35).

2. Molla Sadra'nın Şefaati Açıklarken İzlediği Yöntem

Bazı âlimler şefaat bahsini izah etmek için akl-ı nazari yöntemine başvurarak (30, s: 244), aralarında “imkan-ı eşref” ve “varlığın nizamı olması” kanıtlarının da yeraldığı kati kanıtlarla şefaati beyan ve ispata yönelmek gerektiğine inanmaktadır. (35, s: 235). Ama Molla Sadra, şefaatin sahih biçimde idrak edilmesi ve doğru düzgün açıklanmasının nazari aklın harcı olmadığına; hikmet ve kelam ehlinin bu tür konulara girmesinin beyhude iş olacağına inanmaktadır. Sadru'l-Müteellihin'in görüşüne göre bu tür mevzular karşısında akıl ashabının durumu, Allah'ın, haklarında “أُوْلَئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ (İşte onlara uzak bir yerden seslenilir)” (Fussilet 44) buyurduğu kimselerin hali gibidir. Bu nedenle hakikatler onların ulaşamayacağı uzaklıktadır ve hakikatleri müşahede ve idrak yerine zihinsel kavramlarla yetinirler. Şükür veya saltanattan yalnızca onun mefhumuyla iktifa eden kimse gibi. (21, s: 129). Buna göre nazari akıl sırat, mizan ve benzeri konuları ve şefaatin sırrını idrak etmede “ecnebi (اعجمي)”dir. Hikmet ve kelam ehlinin ondan pek bir nasibi yoktur. (17, s: 58).

Ey dost, başka bir şey aşk hadisesi / Bu sözü söyleyip işitmenin haricinde

Gördüysen kalbin açıldığını bir nefiste / Anla ki o, ‘nasıl’ın hikayesi

Hikmet-i Mütealiye sahibi, şefaat gibi konuları idrak etmenin tek yolunun, Arabın seyyidinin vahyine ve nübüvvet ve velayetin Ehl-i Beyti'ne (a) tâbi olmaktan geçtiğini düşünmekte, başka hiçbir faydalı yol bulunmadığına inanmaktadır. (17, s: 58). Bu sebeple, her ne kadar Esfar gibi kitaplarında da kısaca değinmişse de şefaat bahsini daha ziyade Kur'an tefsiri kitaplarında beyan etmiştir.

3. Şefaatin Anlamı

3.1. Lugat Manası

“Şefaat” kelimesi “şefea (شفع)” kökünden alınmıştır. Muhtelif kaynaklarda bu fiil kökü için iki anlama çokça işaret edilmiştir: Birinci kullanımda affedilme çağrısında bulunma, yardım isteme veya zararı defetme anlamına gelmektedir. Buna göre, rütbe ve makam bakımından daha üstte olan bir kimse, muhtaç ve zaruret içindeki kişiye aracılık ederek bağış talebinde bulunmaktadır. (5, s: 183 ve 9, s: 422). Ama ikinci kullanımda ikiye katlama ve ilavede bulunma manası vardır. Bu anlamda “شفع” kelimesi “وتر” ve “فرد”in zıddıdır. “Şefi” kendini “meşfû”ya ekleyerek onu “vitr” ve “ferd” olmaktan çıkarır ve çift yapar. (7, s: 263 ve 34, s: 260).

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar